DOLAR 45,0558 0.04%
EURO 52,6932 -0.25%
ALTIN
BITCOIN 3433996-1,96%
İstanbul
15°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Alkışladığımız dünya…

Alkışladığımız dünya…

ABONE OL
Nisan 28, 2026 15:21
Alkışladığımız dünya…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplum bir günde değişmez…

Ama her gün neyi izlediğimiz, neyi alkışladığımız, neyi “normal” saydığımızla yavaş yavaş yeniden şekillenir.

Zira kalp, neyle meşgul olursa onunla yoğrulur; göz neyi görmeye alışırsa, gönül de ona meyleder.

Topluma sunulan her şey masum değildir; çünkü tekrar edilen, göz önünde tutulan ve sürekli öne çıkarılan her davranış, her söz, her görüntü zamanla zihinlere yerleşir, kalplerde iz bırakır.
İnsan önce yadırgar, sonra alışır, en sonunda ise kabullenir. İşte tam da bu noktada en büyük tehlike başlar: Yanlış olanın sıradanlaşması…

Çünkü hakikat terk edildiğinde, batıl kendine yer bulur; boş bırakılan gönül, mutlaka bir şeyle doldurulur.

Bugün bazı sanatçıların, fenomenlerin ya da ekran yüzlerinin sergilediği tavırlar yalnızca bireysel tercihler olarak kalmıyor; geniş kitlelere ulaşıp özellikle genç zihinlerde bir “normal” algısı oluşturuyor.

Bu etki bazen fark edilmez, çünkü gürültülü değil; sessiz ve sinsi ilerler.

Ve çoğu zaman en büyük değişimler, en sessiz olanlardır; fark edildiğinde ise çoktan yerleşmiş olur.

Düşünelim…

Bir zamanlar büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmak ayıplanırdı; şimdi saygısızlık “özgüven” diye alkışlanabiliyor.

Eskiden özel hayat mahrem sayılırdı; bugün insanlar kendi hayatlarını teşhir ederek görünürlük kazanıyor ve bu durum “başarı” olarak sunuluyor.

Bir dönem çalışmak, üretmek, emek vermek övülürdü; şimdi kısa yoldan ün kazanmak, zahmetsiz zenginlik hikâyeleri gençlere hedef gibi gösteriliyor.

Oysa hakikat şudur: Emek olmadan değer, edep olmadan özgürlük, sınır olmadan saygınlık olmaz.

Bir çocuk düşünün…

Gün boyu izlediği içeriklerde hakaret edenlerin güldüğünü, kuralları çiğneyenlerin alkışlandığını, saygısızlığın “samimiyet” diye sunulduğunu görüyor.

Zamanla o çocuk için doğru ile yanlış arasındaki çizgi bulanıklaşır. Çünkü gördüğü şey, duyduğu öğütten daha güçlüdür.

Çünkü eğitim sadece sözle değil, örnekle verilir; en güçlü öğretmen, gözün gördüğüdür.

Bir genç düşünün…

Sosyal medyada en çok takip edilenlerin hayatına bakıyor: Emek değil, gösterişAhlak değil, dikkat çekmekDerinlik değil, yüzeysellik öne çıkarılıyor.

Ve o genç fark etmeden şunu öğreniyor: “Değerli olmak için değil, görünür olmak için yaşamalıyım.

Oysa insanın değeri, göründüğü yerde değil; durduğu yerde, koruduğu ölçüde ve yaşadığı hakikattedir.
İşte bu yüzden mesele sadece bireysel tercihler değildir; mesele, bu tercihlerin topluma nasıl sunulduğudur.

Çünkü tekrar edilen her görüntü, zihinlerde bir “alışkanlık” üretir. Alışkanlıklar ise zamanla karaktere, karakter ise kaderin yönüne dönüşür.

Ve burada unuttuğumuz çok önemli bir hakikat var:

İnsan, kiminle vakit geçirirse onun rengini alır.

Bu sadece dostluklar için değil, maruz kaldığımız her şey için geçerlidir.

Gün içinde en çok kimi izliyorsak, kimin sözünü dinliyorsak, kimin hayatına özeniyorsak; fark etmeden onun dilini, tavrını, hatta değerlerini içselleştiririz.

Bu yüzden “kişi arkadaşının dini üzeredir” sözü, sadece bir nasihat değil; hayatın değişmeyen gerçeğidir.

Bugün dostluk sadece aynı masada oturmak değildir…

Bir ekran, bir video, bir sanatçı da insanın “görünmeyen arkadaşı” olabilir. Ve insan, gönlünü kime açarsa ondan iz taşır.

Bu yüzden şu sorular artık çok daha hayati: Çocuklarımız kimi izliyor? Gençler kimi örnek alıyor? Biz kimi alkışlıyoruz?

Çünkü her tercih, aslında bir yöneliştir; her yöneliş ise bir inşadır. Çünkü gerçek şu: Toplum, önüne konulana alışır…

Ama alkışladığıyla yön değiştirir.
Bu yüzden mesele sadece “kötü örneklerin varlığı” değildir; asıl mesele, bu örneklerin nasıl sunulduğu ve ne kadar görünür kılındığıdır.

Çünkü neyi yüceltirsek o çoğalır, neyi sıradanlaştırırsak o normalleşir. İyiliği büyütmek de, kötülüğü çoğaltmak da insanın tercihiyle başlar.

Bugün bir yanlışı sessizce izlemek, yarın o yanlışı güçlü bir şekilde yaşamak demektir.

Bugün alkışladığımız her yüzeysellik, yarın derinlik arayan bir toplumun yok oluşudur.

Sessizlik bazen onaydır; onay ise zamanla yayılır.

O halde kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Biz neyi izliyoruz, neyi alkışlıyoruz, neyi görünür kılıyoruz?

Unutmayalım: İnsan baktığıyla şekillenir…

Toplum ise alkışladığıyla yön bulur.
Eğer yarını değiştirmek istiyorsak, bugün neyi büyüttüğümüzü yeniden düşünmek zorundayız.

Hakikatin izini kaybetmeyen gönüller oldukça, yönümüz de yolumuz da kaybolmayacaktır inşallah.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP