DOLAR 46,2874 0.15%
EURO 53,6017 -0.16%
ALTIN
BITCOIN 29621220,48%
İstanbul
18°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Sessizlikte vuran düşmanlık

Sessizlikte vuran düşmanlık

ABONE OL
Haziran 13, 2026 19:12
Sessizlikte vuran düşmanlık

Haset, çoğu zaman bağırmaz. Sessizce bakışlara, selamlara ve tavırlara yerleşir.

İnsanlar, kötülüğü genellikle hakaret, iftira veya fiziksel zarar vermek olarak düşünür.

Oysa insan ruhunu yaralayan bazı davranışlar vardır ki, ne mahkemelik olur ne de kolayca ispat edilebilir.

Fakat bıraktığı iz, bazen açık düşmanlıktan daha derindir.

Bir insanın yüzüne bakıp onu yok saymak… Selamını duymamış gibi yapmak…

Konuşurken gözlerini başka tarafa çevirmek… Toplum içinde onu değersiz hissettirmek… Başarısını görmezden gelmek…

Sanki hiç var olmamış gibi davranmak…

Bunlar çoğu zaman dilin söyleyemediği düşmanlıkların tercümesidir.

Peki bu davranışların kökünde ne vardır?
Çoğu zaman haset!

Unutmayalım: Haset köktür, buğz gövdedir, yüz çevirmek ise bu ağacın meyvesidir.

Başkasının elindeki nimeti çekememek önce kalpte bir ateş yakar, sonra bu ateş soğuk bir mesafeye dönüşür.
Sonunda kişi, karşısındakini görünmez kılarak rahatlamaya çalışır.

Kur’an-ı Kerim, bu kibirli ve küçümseyici tavrı asırlar önce tarif etmiştir: “İnsanlara yanağını çevirip küçümseyerek bakma ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz Allah kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri sevmez.” (Lokman 31:18)

Bu ayet yalnızca fiziksel olarak yüz çevirmeyi anlatmaz. İnsanları küçümsemeyi, onları muhatap almaya değmez görmeyi ve kibirle değersizleştirmeyi de kapsar.

Haset çoğu zaman dil ile başlamaz.

Önce göz değişir.

Sonra bakış değişir. Ardından selam değişir.
En sonunda kalp değişir.

Haset eden kişi, çoğu zaman rakibine saldırmaz. Onu görünmez kılmaya çalışır. Çünkü kıskançlık bazen yıkarak değil, yok sayarak savaşır.

Bunu iş yerlerinde sıkça görürüz.

Bir çalışan yıllarca emek verir.

Bir projeyi başarıyla tamamlar.

Aynı masada oturan arkadaşı ise onu tebrik etmek yerine sessizleşir. Toplantıda adı anılmaz.

Başarıdan söz edilirken konu değiştirilir.
Sanki ortaya çıkan sonucun bir sahibi yokmuş gibi davranılır.

Ticarette de manzara farklı değildir. Yıllarca yan yana çalışan iki insan düşünün.

Birinin işleri açıldığında diğerinin yüzü asılır. Tebrik etmesi gerekirken mesafe koyar.
Telefonlara geç döner. 
Selamı azaltır.
İçinde büyüyen haset zamanla dostluğu kemirmeye başlar.

Akrabalar arasında da benzer tablolar yaşanır.
Bir ev alınır.

Bir çocuk üniversiteyi kazanır. Birisi güzel bir işe girer.

Normalde sevinç duyulması gereken yerde sessizlik başlar.

Çünkü bazı kalpler, başkasının nimeti karşısında şükretmek yerine hesap yapmaya başlar.

Oysa nimet Allah’ın taksimidir.

Bir başkasına verilen rızık senden eksilmez.
Bir başkasına verilen başarı senin payını azaltmaz.

Bir başkasına verilen güzellik senin değerini düşürmez.

Fakat haset bunu kabul etmek istemez.

Tarih boyunca bunun örnekleri yaşanmıştır.
Hz. Yusuf‘un kardeşleri onu kuyuya atmadan önce onunla savaşmadılar.

Önce kalplerinde kıskançlık büyüdü.
Sonra bu duygu kardeşliği boğacak kadar güçlendi.

Bugün de nice ailelerde benzer yaralar açılıyor.

Kardeş kardeşin başarısını taşıyamıyor.

Bacı, kardeşin mutluluğuna sevinemiyor.

Aynı anne ve babanın çocukları arasında görünmez duvarlar yükseliyor.

Rasulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.” (Müslim)

Dikkat edilirse hadiste haset, buğz ve sırt çevirmek aynı cümlede buluşmaktadır.

Çünkü bunlar aynı hastalığın farklı belirtileridir.

Fakat burada unutulmaması gereken başka bir hakikat vardır: Bir insanın seni yok sayması seni gerçekten yok etmez.

Güneş gözlerini kapatan kişinin dünyasını karartır; güneşi değil.

Dağları görmemek için başını çevirmek dağları ortadan kaldırmaz.

Hakikati inkâr etmek onu yok etmez.
İnsanları görmezden gelmek de onların değerini eksiltmez.

Çünkü gerçek değer insanların alkışında veya suskunluğunda değil, Allah’ın katındaki ölçüdedir.

Bu yüzden haset edenin ateşi önce kendisini yakar.

Kin taşıyanın yükü önce kendi omuzlarını ezer.

Sürekli başkalarının nimetlerini takip eden kişi, zamanla kendi nimetlerini göremez hale gelir.

Sonunda kaybeden kıskanılan kişi değil, kıskançlığın esiri olan kişidir.

İnsan bazen dilini korur ama kalbini koruyamaz.

Asıl mücadele de burada başlar.

Çünkü Allah, insanların suretlerine değil, kalplerine bakar.

Kalp temizse, göz temiz bakar.

Kalp temizse, dil güzel konuşur.
Kalp temizse, kardeşinin başarısına da sevinir.

İnsan ancak başkasının nimetine samimiyetle sevinebildiğinde gerçek anlamda olgunlaşır.

Aksi halde bütün dünyayı kazansa bile kendi içindeki karanlığa yenilmiş olur.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP