Müttefik mi, Muhtaç mı?
On yıllardır yurt dışında yaşayan bir araştırmacı olarak Batı’nın bu ikiyüzlülüğüne şaşırmadım.
Rahmetli Başbakan Necmeddin Erbakan Hoca’nın dediği gibi: “Sizi gidi sizi…”
36. NATO Zirvesi‘ni Ankara’dan takip ederken gördüğüm tablo, yıllardır izlediğim bir sahnenin son perdesiydi: Batı bir yandan Türkiye’yi övüyor, bir yandan aşağılıyor; bir yandan muhtaç olduğunu itiraf ediyor, bir yandan bu muhtaçlığı hazmedemediğini gösteriyor.
Aynı gazete, aynı sayfada, aynı zirveyi anlatırken Türkiye’yi hem ittifakın omurgası hem de gözetim altında tutulması gereken şüpheli bir ortak olarak resmetti.
Bunu gazetecilik tembelliği olarak okumuyorum; bu, Batı’nın Ankara’ya bakışındaki yapısal ikircikliğin, iki gün boyunca kameralar önünde kendiliğinden ifşa olmasıdır.
Tek Kazanan: Erdoğan
Zirve kapanırken en çok tekrarlanan cümleye bakın: Politico, zirvenin “tek bir net kazananla“ sonuçlanacağını, bu kazananın birleşik bir ittifak değil Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu yazdı, aynı cümlenin içine “giderek otoriterleşen bir lider“ ifadesini sıkıştırmayı da ihmal etmeden.
Bu, Batı’nın alışkanlık hâline gelmiş cümle kurma biçimidir: övgüyü söyler, hemen ardından kendi rahatsızlığını fısıldar.
Yunan basını da aynı çizgideydi: Kathimerini Trump’ın F-35 ve CAATSA açıklamalarını manşete taşırken, in.gr Erdoğan’ın “zirvede belirli bir diplomatik başarı elde etti; ama hâlâ bazı hedefler için mücadele ediyor.” dediğini yazdı.
İtalyan Corriere della Sera ise Trump’ın ağzından “Erdoğan için geldim“ cümlesini düşürüp Berlin’i, Paris’i, Londra’yı eleştirdiğini aktardı; Miçotakis‘in Mehter Marşı’yla karşılanmasının da tesadüf olmadığını not düştü.
Araya sıkıştırmam gereken bir not var: Abdulkadir Selvi‘nin S-400’ler ile ilgili yorumuna katılıyorum; hatta Cumhurbaşkanının “Bizi izlemeye devam edin“sözünün arkasında yatan CAATSA olayının olduğu gerçeğini de takdirle karşılıyorum.
Vazgeçilmezlik: Savunma Sanayii Vitrini
Bu siyasi rahatsızlığın hemen yanı başında, Türkiye’nin askeri ağırlığına duyulan ihtiyaç da o kadar açık itiraf edildi.
Alman basınında öne çıkan ortak vurgu şuydu: Türkiye, NATO’nun ABD’den sonraki en büyük ikinci ordusuna sahip.
Belçika Savunma Bakanı Theo Francken lafı hiç dolandırmadı: “Türkiye, uzun soluklu ve çok önemli bir müttefik“, NATO‘nun Türkiye’ye ihtiyacı var, Avrupa’nın SAFE-II gibi savunma finansman mekanizmalarına Türkiye’yi dahil etmemesi bizzat “bir hataydı.” Baykar‘da gördüğü teknolojiyi “zihin açıcı“diye tarif etti; Belçika, Türkiye ile ortak üretim anlaşmaları imzalamaya hazırlanıyor. Erdoğan’ın duyurduğu Çelik Kubbe projesi ve F-35 programına olası dönüş sinyalleri, zirve boyunca gazetelerin ön sayfalarında yerini aldı.
Vaadin Ömrü Yirmi Dört Saat Bile Sürmedi
Ankara’da yaşananlar, yazdığım tezi zirve bitmeden doğruladı. Trump, ağırlandığı şatafatlı sofralarda dostluk mesajları yağdırdı, F-35 için yaptırımları kaldıracağını söyledi.
Ama aynı ziyaretin ikinci gününde, hâlâ Ankara’dayken, aynı masada oturduğu Erdoğan’ın yanında geri adım attı: “Kararımı tam olarak vermedim“ dedi.
Uçağının Washington‘a inmesini bile beklemedi. Ardından Körfez’de ateşkes çöktü. Zirve daha kapanmadan Trump, İran’la ateşkesin “bittiğini“ açıkladı; ABD İran’da doksana yakın hedefi vurdu, İran ise Katar, Bahreyn ve Kuveyt‘teki üslere füze ve insansız hava araçlarıyla karşılık verdi. Hemen ardından Washington’da yeni bir buluşmanın hazırlıkları hızlandı: Beyaz Saray, zirve sonrası için Netanyahu‘yu ağırlamaya hazırlanıyor.
Türkiye’yi oyalayıp F-35’ten aynı ziyarette geri adım atmak, Körfez’i yeniden ateşe vermek, şimdi de Netanyahu’yu ağırlamaya hazırlanmak tek bir gerçeği gösteriyor: Batı’nın müttefiklik hukuku, çıkarının değiştiği anda buharlaşan bir sözden ibaret.
Aynı Nefeste Sıralanan Eleştiri
Bu övgü korosunun yanı başında, aynı kurumların sert eleştirileri sıralanıyordu.
Human Rights Watch, zirveden birkaç gün önce yayımladığı açıklamada, Erdoğan’ın artan jeopolitik sermayesini muhalifleri tasfiye etmek için kullandığını, iki hafta içinde 200’den fazla kişinin gözaltına alındığını, ana muhalefet partisinin liderliğinin mahkeme kararıyla görevden alındığını belgeledi.
Reuters ve AFP, zirve öncesindeki gösteri yasaklarını ve basın kartı verilmemesini haberleştirdi.
Bu ikili anlatının özeti nettir: “Stratejik olarak sana muhtacız, ama doğrusu seni kabullenemiyoruz/onaylamıyoruz.“
İkiyüzlülüğün Anatomisi
Yukarıda anlattıklarım rastgele bir gazetecilik tutarsızlığı değil; Batı’nın Türkiye’ye bakışındaki yapısal ikiliğin doğal sonucudur. Bu ikiliği üç unsura ayırıyorum. Birincisi, muhtaçlık gerçektir, dilek değildir.
Coğrafya ve askeri gerçeklik, Türkiye’yi ittifak için vazgeçilmez kılıyor.
İkincisi, bu muhtaçlık Batı’nın ideolojik olarak hazmetmekte zorlandığı bir gerçektir.
Bu yüzden övgü çoğu zaman zehirli bir şeker gibi sunulur: “Evet, sana ihtiyacımız var ama aslında demokratik standartların yetersiz.“ Cümlenin ilk yarısı gerçek bir teslimiyeti taşır; ikinci yarısı bu teslimiyetin rahatsızlığını örtme çabasından ibarettir.
Üçüncüsü, “kullan ve eleştir” taktiği devreye girer
Somut kazanımlar alınırken verilen demokrasi dersleri, Türkiye’yi sürekli bir “küçük ortak“ konumunda tutma çabasının parçasıdır.
Sonuç: Çifte Standardın İtirafı
Aynı hafta içinde bir vaadin verilip aynı masada geri alınması, bir ateşkesin ilan edilip bombalarla bozulması, bir de üstüne katil bir liderin ağırlanmaya hazırlanması bunların hepsi tek bir gerçeği kanıtlıyor: Batı’nın “evrensel değerler“ söylemi, seçici, araçsal ve çıkara göre esneyen bir söylemden ibarettir. Türkiye kendi stratejik ağırlığını kendi lehine kullanmayı sürdürdüğü sürece, bu çifte standart Batı’nın gücünü değil, zaafını ve samimiyetsizliğini ilan eden bir itiraf olmaktan öteye geçemeyecek.
Batı, Türkiye’yi övmek zorunda çünkü ona muhtaç; eleştirmek zorunda çünkü kibri buna izin veriyor.
Ama bu ikiyüzlü dansın figürleri artık benim, sizin ve Ankara’nın da gözünden kaçmıyor.
Zirvenin asıl kazananı, belki de bu oyunları görüp kendi kurallarını koymayı başaran taraf oldu.
Vesselam.
GÜNDEM
11 Temmuz 2026SPOR
11 Temmuz 2026GÜNDEM
11 Temmuz 2026GÜNDEM
11 Temmuz 2026GÜNDEM
11 Temmuz 2026UNCATEGORİZED
11 Temmuz 2026EKONOMİ
11 Temmuz 2026