DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 39723121,24%
İstanbul
11°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Adalet olgusu kaybolursa ne olur?

Adalet olgusu kaybolursa ne olur?

ABONE OL
Kasım 5, 2026 16:58
Adalet olgusu kaybolursa ne olur?

Sultan I. Ahmed, devletin içine düştüğü bazı sıkıntılar sebebiyle şeyhülislam Hocazade Mehmed efendiye mektup yazar:

“Devlette ve toplumdaki bozulmanın ve kargaşanın sebebi nedir?”

Şeyhülislam padişaha kısa ve öz bir cevap yazar:

“Bu işten bana ne! Bu iş beni ne alakadar eder!”

Padişah, şeyhülislamı derhal huzura çağırtıp: “Benim için bu kadar mühim olan bir işte nasıl “bana ne” deyip “cevap vermezsin” diye onu azarlar!

Şeyhülislam şöyle der: “Hayır!

Bilakis, sorunuza en doğru ve en isabetli cevabı verdim!

Bir milleti içten içe çökerten sessiz felaket, nemelazımcılıktır.

Bir ülkede siyasetçiler, bürokratlar, âlimler ve toplumun diğer fertleri yalnızca kendi çıkarlarını gözetir, toplumu ilgilendiren kötülükler karşısında ‘Bana ne!’ diyerek sorumluluktan kaçınır ve genel fayda yerine, şahsî menfaatlerini ön planda tutarlarsa, toplumsal bozulma kaçınılmaz olur.

Bu ülkede herkes ‘Bana ne!’ diyor.

Ben de sorunun kaynağını size cevaben yazdım.”

(Makalat kevseri)

Bir yerde zulüm işlenir, bir yerde yetimin hakkı yenir, bir yerde rüşvet yaygınlaşır, bir yerde adalet yerde sürünür, başka bir yerde yalan, haksızlık ve ahlâksızlık normalleşir. Bütün bunlar yaşanırken insanlar da susmayı tercih eder.

Sonra da utanmadan şu soruları sorarlar: “Bu toplum neden bozuldu?

Bu devlet neden zayıfladı?

Bunca sıkıntının sebebi nedir?”

Oysa bir toplum, yalnızca kötülük yapanların yüzünden değil, kötülük karşısında susup seyirci kalanların duyarsızlığı yüzünden de çöküşe sürüklenir.

“Onlar, (İsrail oğulları) işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!” (Maide, 79)

Kötülüğün varlığı kadar, kötülüğe karşı toplumsal tepkinin ortadan kalkması da yıkıcıdır.

Ben işime bakarım, siyasete karışmam.

“Haksızlık bana yapılmadığı sürece sorun yok” gibi süfli gerekçelerle haramın normalleşmesi, haksızlığın alışkanlığa dönüşmesi ve yanlışın sorgulanamaz hâle gelmesi, bir toplumun en büyük felaketidir!

“Din adamları ve âlimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten men etselerdi ya!” (Maide, 63)

Bir toplumda kötülük yaygınlaşırken, hakikati bilen ve topluma yol göstermesi gereken insanlar neden susar?

Haram kazanç sadece kazanan kişinin değil, o kazancı meşrulaştıran ve haksızlığa göz yuman toplumsal yapının da meselesidir.

Güçlülerin yanlışları çıkar uğruna haklı gösteriliyorsa, orada yalnızca adalet değil, toplumun ahlâkî sınırları da aşınmış demektir.

Resulullah Efendimiz:

“Aralarında günahlar işlenip de (bu durumu) değiştirmeye güçleri yettiği halde değiştirmeyenlere, onlar ölmeden önce Allah hepsine bir azap isabet ettirir.” (Taberani)

“Bir toplumun ahlâkî çöküşü, yalnızca kötülük yapanların çoğalmasıyla değil, iyiliği savunması gerekenlerin susmasıyla da hızlanır.

“İsrailoğulları günahlara düştüklerinde, âlimleri onları bundan sakındırdı.

Fakat onlar vazgeçmediler.

Bunun üzerine âlimleri onlarla birlikte oturmaya, onlarla birlikte yiyip içmeye devam ettiler. Bunun sonucunda Allah Teâlâ onların kalplerini birbirine benzetti.” (İbni Mace)

Bir insan önce kötülüğe karşı çıkar, sonra ona sessiz kalır, en sonunda da onunla yaşamaya alışırsa ahlâkî duruşunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Makam, dostluk ve menfaat ilişkileri hakikatin önüne geçmemelidir.

Kötülükle sürekli uzlaşmak, insanın ahlâkî duyarlılığını köreltebilir.

Asıl tehlike; kötülüğün varlığı kadar, insanların artık kötülükten rahatsız olmamaya başlamasıdır.

“Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin.” “Emanet nasıl kaybolur?” diye sordular. “İşler ehil olmayanlara teslim edilince” diye cevapladı. (Buhari)

Resulullah Efendimiz:

“Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz nice olur? Ey Allah’ın Resulü, böyle bir hal olur mu?”

“Evet, hatta daha beteri! olacaktır.” (Müsned ebi yala)

Günümüzde bu hadislerin yansımaları; ahlâkî yozlaşma, bağımlılıklar, aile bağlarının zayıflaması, şiddet, sorumsuzluk ve değerlerin çıkarlar uğruna terk edilmesinde görülmektedir.

Bir toplumun gerçek gücü ekonomik ve teknolojik gelişmişliği değil, ahlâkını, vicdanını ve adaletini koruyabilmesidir.

“İyiliği emretmediğiniz, kötülüğü de engellemediğiniz zaman haliniz nasıl olur?” Ey Allah’ın Resulü, böyle bir hal olur mu?”

“Evet, hatta daha beteri!” olacaktır. (Müsned ebi yala)

Toplumsal sessizlik…

Bugün bir toplumda haksızlık karşısında susmak, yolsuzluğu normal görmek, zulme uğrayanı yalnız bırakmak, aile de ve eğitimde ahlâkî sorumlulukları ihmal etmek bu hadisin üzerinde düşündürdüğü en temel meseleler arasındadır.

“Kötülüğü emredip, iyiliği yasakladığınız zaman haliniz nice olur? Ey Allah’ın Resulü, böyle bir hal olur mu?

Evet, hatta daha beteri olacaktır!”

(Müsned ebi yala)

Çöküşün en kritik eşiği değerlerin tersyüz edilmesidir.

Bir toplum önce kötülüğü işlemeye başlar, sonra kötülük karşısında susar, en sonunda da kötülüğü savunup, iyiliğe karşı çıkar hâle gelebilir.

Artık günah: Özgürlük, hayâ baskı, iffet: Gericilik, dindarlı: Tehlike olarak sunulur.

“Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz nasıl olur? “Ey Allah’ın Resulü!

Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular.
“Evet, olacak!” buyurdular.
”

(Müsned ebi yala)

Tüm algıların çöküşü; dürüstlüğün saflık, adaleti savunmanın güçlülerin düzenini bozmak, kul hakkını gözetmenin fırsatları kaçırmak, aile sorumluluğunun özgürlüğe engel olmak, mazlumun yanında durmanın ise tarafgirlik olarak görüldüğü bir toplumda artık yalnızca değerler değil, doğru ile yanlış arasındaki ölçüler de çökmüş demektir!

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP