DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 41546521,13%
İstanbul
22°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Emin BATUR

Emin BATUR

23 Eylül 2026 Çarşamba

Terörsüz Türkiye’nin kıymeti…

Terörsüz Türkiye’nin kıymeti…

Terör belası…

Batılı emperyalistlerin başımıza geçirdiği bir çuvaldı.

Şükürler olsun!

Sayın Devlet Bahçeli’nin cesareti ve Cumhurbaşkanımızın üstün dirayetiyle bu beladan kurtulduk.

Terörün bitmesi en çok İsrail’i üzdü.

Bundan dolayı şimdi başka mel’anetlerin peşinde koşuyor vebaşımıza yeni belalar sarmak istiyor ama başaramayacak. Şükürler olsun ülkemiz artık emin ellerde.

TERÖR DERKEN…

Terör derken sadece maddi kayıpları düşünmek yanlış olur.

Şunu inkâr edemeyiz:

Terörün başladığı 1984 yılından bugüne kadar bize olan maliyeti yüz milyarlarca dolardır.

Ülkemizin kalkınmasına harcanacak paralar terör belasına gitti.

GÖÇ

İşin başka bir yönü ise;

Terörden dolayı köylerin boşaltılarak insanları göçe zorlanmasıydı.

Bunun getirdiği maddi ve manevi yıkımı ölçmek mümkün değildir.

GERİ DÖNÜŞ BAŞLADI

Bölge insanı olmamız hesabıyla ara sıra boşaltılan köyleri soruyorum.

Ve şükürler olsun ki sevinçli haberler alıyorum.

Evet, Köyler henüz tam istediğimiz gibi dolmuş değil ama hızlı bir geri dönüş olduğunu duyuyorum.

Bunun teknik birçok sebebi var ama yazımızın mevzusu olmadığı için ona girmiyorum.

Ancak şu kadarını söyleyebilirim:

Bazı yörelerde beklenenin üstünde bir geri dönüş var.

Mesela; Nusaybin’de yerden buz gibi suyun kaynadığı Beyazsu denilen bir mevki var.
Yazın serin suların yanında piknik yapmak için gitmek istediğimizde askerler yolumuzu keser gitmemizin sakıncalı olduğunu ihtar ederlerdi.

Biz de naçar geri dönerdik.

Haliyle belli bir saatten sonra orada in-cin top oynardı.

Şimdi ise orada kalabalıktan tabir caizse iğne atsanız yere düşmüyor. Fiyatlar da İstanbul’un lüks mekanları gibi olduğu halde

Yeme-içme ve dinlenme mekanları dolup taşıyor.

MÜJDELİ HABERLERE DEVAM

Mardin Midyat’ta Süryanilerin yaşadığı Kefroköyü’nde ata toprağına dönen bir esnaf pizza dükkânı açtı.

O dükkânda pizza yemek için kuyruğa girip sıranızı beklemeniz lazım. Fiyatı da turistik bölgelerde uygulanan fiyatlardan daha yüksek.

Mesela bir arkadaşım anlattı: O da söylenenler doğru mu diye merak edip gitmiş. Doğruymuş… Sorduğumda ‘evet doğru ama fena kazıklandık’demişti.

4 pizza için önlerine 4.000 lira hesap gelmiş…

ŞIRNAK-HAKKÂRİ-VAN

Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Faraşin yaylası var.

Bu yayla;

2.625 rakımlı ve Şırnak-Hakkâri-Van kesişme üçgeninde bulunuyor.

Terör bitmeden önce haberlerde Beytüşşebap ismi geçti mi yine kaç şehit haberi verecek diye irkilirdik. Şimdi ise balın hası oradan temin ediliyor.

Kuzenime gidip-gelen bölge köylülerinden biri sevinçli bir şekilde bu sene baldan çok iyi mahsul alıp kâr ettiklerini.. yüksek rakımda bulunan Faraşin yaylasında elde edilen balın kaliteli oluşundan dolayı iyi bir fiyata rahatlıkla sattıklarını anlattı.

Benzer şekilde Mardin Şure (Dereyanı) köyünde bir köylü müteşebbis 500 arı kovanına sahip olduğunu söyledi.

MARDİN-DİYARBAKIR

Mardin – Diyarbakır yolu üstünde eski adı Küferdelolan Leylak köyü var.
Yoldan görülmediği için bizim de pek duymadığımız bir köy olup yakın zamana kadar dönümü 10-15 bin liraya alıcı bulamazdı.

Terör bittikten sonra yoğun bir villa inşaatları başladı.

Şu anda biten ve devam eden 300-400 villa oldu. İnanılır gibi değil…  

Haliyle arsa fiyatları almış başını gidiyor.

EMEKLİLER

Geri dönüşte emeklilerin katkısı çok büyük.

Çünkü büyükşehirlerin havası hem maddi hem de manevi olarak artık onlara göre değil.

Eğer köyde çifti çubuğu evi tarlası bağı vs. varsa ilk fırsatta ata toprağına dönüp şehrin o boğucu havasından kendini kurtarıyor.

Eğer bahçe veya tarlasında iş yapmak isterse önemli miktarda bir yan gelire de sahip oluyor.

Çünkü köylünün ürettiği her şey bugün artık ciddi şekilde para ediyor.

DEVLET DESTEĞİ

Onlar bunu yaparken hükumet de ayrıca gereken desteği veriyor.

Aslında hükumetin terörü bitirmesi başlı başına bir destektir

Ama buna rağmen birkaç koldan köye dönenlere destek vermeye devam ediyor.

Mesela evi yıkılmışsa tamir desteği…

Uzaktaki bahçesine ev yapacaksa elektrik temini…

Yol yapma su getirme vs. gibi destekler veriliyor.

Köylü eğer ürün almak için ekme-biçme işine de girmişse veya hayvancılık yapıyorsa zaten o gibi işlere öteden beri devletin desteği vardı.

BITIM-FISTIK-PATATES

Mesela; Mardin’in Ömerli ilçesinin köylerinde tonlarca patates elde edileceğini veya fıstık üretimi olduğunu bilmiyordum.

Bunu da bir dostum söyledi.

Meğerse hükumetimiz üreticilere bıtımı (bıttım)aşılayıp fıstık elde etmeleri için aşılama parası da ödüyormuş.

Bunu da yeni öğrendim.

HER ŞEY TAMAM MI EKSİK YOK MU?

Tabii ki,

Hiçbir zaman her şey ‘tam’ olamaz.

Bu işler zamanla olur.

Mühim olan şu anda dönüş başladı ya.. gerisi Allah kerim.

Mesela; Eğitim sağlık vs. henüz tam değil

Ama köylü memnun… Bunu sorun yapmıyor.

Dostuma sordum:

– Sorun yapmamasını anlarım da ‘memnun’ nasıl oluyormuş?

‘Abi’ dedi:

– Taşımalı eğitime para vermediği gibi hükumet çocuklara öğlen yemeğini de veriyor. Haliyle çocukların okul masrafı yemesi vs. için hemmasrafımız olmuyor hem de bunun için vakit kaybetmeyip işimize bakıyoruz.

Evet terör belası ile ilgili yazacaklarım henüz bitmedi.

Şehidin bir damla kanı bile tüm maddi kazançlara bedeldir ona değinmedik.

Karşı tarafın annelerinin çektiği acılar var.

“Diyarbakır Anneleri” başlı başına bir yazı konusudur.

Yani evlilik yaşındaki genç kız ve delikanlıların dağa çıkması ne demek? Namusuna bu kadar düşkün Kürtler için bu ölümden beterdi.

Üstelik vurulup öldüklerinde çoğunun mezarı bile olmuyordu.

Bunların anne ve babalarının nasıl bir azap içinde olduklarını söylemeye gerek yok.

Diyarbakır Anneleri kaç yıldır HDP binası önünde “Çocuğumu istiyorum” nöbetini boşuna tutmadılar.

Yani Cumhurbaşkanımız ve Sayın Bahçeli, sadece ülkemizi ve Türk annelerini değil, Kürt ann kurta oldu.

Devamını Oku

Şimdi bunların yaptıkları yanlarına kar mı kalacak?

Şimdi bunların yaptıkları yanlarına kar mı kalacak?

Bunlar bir dernekte bile bu kadar yolsuzluk, vurgun yapıyorlarsa Türkiye’yi yönetmeye kalktıklarında yapacakları yolsuzluk ve hırsızlığın boyutunu düşünemiyorum bile.

Üstelik bir yandan hırsızlık ve yolsuzluk yaparken milletin duyguları ile oynamaktan da geri kalmıyorlar.

Depremde enkaz altında kalmış insanlar canları ile uğraşırken medyadaki borazanları “Devlet yok Ahbap var” diyerek halkı devlete karşı kışkırtmış yardımların Ahbap Derneği’ne gitmesini sağlamışlardı.

Bugün bunların ne mal oldukları ortaya çıkınca da “Biz böyle olduklarını bilmiyorduk” ayaklarına yatıyorlar.

HIRSIZI KORUYUP, KOLLAYAN ONU ÖVEN…

… Ondan daha âdi şerefsiz ve hırsızdır.

Son gelen görüntüler insanı çileden çıkaracak görüntülerdir.

Ahbap Derneği‘nde yapılan yolsuzlukların hesabını mahkeme soruyor…

Ama bu yolsuzluklar yetmiyormuş gibi deprem bölgesine gitmesi gereken malzemeler de bir depoya yığılarak çürümeye terk edilmiş.

BU SUÇ CEZASIZ MI KALACAK?

Haramzadeyi övüp, kollayan, devlet kurumlarını aşağılayıp itibarsızlaştıran ve bundan dolayı on binlerce depremzedenin mağdur olmasına sebep olanlar bunun hesabını vermeyecek mi?

BİZ, 40 KİŞİYİZ BİRBİRİMİZİ TANIRIZ

Vermeleri gerekir!

Ama bunlar hemen makas değiştirmeyi çok iyi bildikleri için bu işten de yırtacaklar.

Neymiş?

Haluk Levent‘in böyle olduğunu bilmiyorlarmış.

Biliyorlar mı, bilmiyorlar mı bir bakalım:

BİR ANI

1996 yılında

Kiptaş‘a şantiye müdürü almak için gazetelere ilan vermiştik.

ODTÜ mezunu yurt dışı tecrübesi olan Hasan isminde değerli bir arkadaşımız müracaat ettiğinde hemen işe aldık.

Hasan Bey ile sonradan iyi bir dost olduk.

Bir gün bana şunları anlattı:

 BANKAZEDELER

“Körfez ülkelerinin birinde

bir prensin (aynı zamanda bakan) işlerini deruhte ediyordum.

Bir nevi yardımcısı olduğum için gelirim çok iyi olup bana tahsis ettiği villada çoluk çocuğumla ferah faz bir şekilde hayat sürüyordum.

Ancak memleket hasreti ağır bastığından hanımın zoruyla dönmek zorunda kaldım.

Prens (bakan) dönmemem için çok ısrar etti, maaşım dolgun olduğu halde artırmayı teklif etti ama evdekileri ikna edemediğim için dönmek zorunda kaldım.

Prens; kendim ayrıldığım halde bana yüklü bir ikramiye verdi.

Hiçbir masrafım olmadığı için de birikmiş paramla ülkemde dükkân daire vs. alacak kadar elime para geçmişti.

Ancak o sırada faiz furyası başlamış bankalar birbirleri ile yarışır olmuştu (1990’ların başı).

Hanım bu kadar yüksek faizi görünce parayı bankaya yatıralım dedi.

Ben ise gayri menkul alıp kirası ile bir yan gelirim olsun istiyordum.

Neticede hanımın dediğini yapmak zorunda kaldım.

İlk aylar gayet iyiydi. Her ay bol miktarda faiz alıyorduk

Ama bir sabah uyandık ki, bankaların patır patır dökülüp kapandıklarını gördük.

Haberlerde parayı yatırdığımız bankanın da battığını duyunca ev halkı olarak adeta yıkıldık.

GÜVENDİĞİMİZ DAĞLAR

Diğer mudiler gibi biz de her gün bankamızın önüne gidip bir şey çıkar mı diye beklerken, benim yabancı dil bilen bir mühendis olduğumu duyanlar etrafımda toplanıp sözcü seçtiler.

Görevim medyaya gidip durumumuzu anlatmak böylece hükumetin bize bir çare bulmasını sağlamaktı.

Ben de onlara 2 yardımcı vermelerini söyleyip o zamanın en meşhur televizyon programcısına gittik.

O Tv. programcısı evlere, işyerlerine baskınlar düzenleyip bozuk imalat yapanları teşhir etmekle meşhurdu.

Uzun uğraşıdan sonra nihayet ona ulaştık.

Kendisi Tv. haberci ve programcısı olduğu için zaten mevzuyu biliyor ama yine de içimiz dolu olduğu için bir solukta mevzuyu anlattık.

O ise hiçbir tepki göstermeden “Bunun için ne vereceksiniz?” deyip dururken biz de “evrak/belge falan istiyor” diye dilimizin döndüğü kadar anlatmaya devam ettik.

Baktı ki anlamıyoruz bu sefer direkt sordu: “Kardeşim bu programı yapmak için ne kadar para ödeyeceksiniz?” deyince buz kesildik.

Binadan nasıl çıktığımızı anlayamadık” demişti.

Yani…

BİZ, 40 KİŞİYİZ BİRBİRİMİZİ TANIRIZ

… Yani

Önce “Ahbap var devlet yok’” deyip sonra “Biz Haluk Levent’in böyle olduğunu bilmiyorduk” dediklerine bakmayın…

Bunlar birbirlerini gayet iyi bilirler.

Haluk Levent’in o parayı iç edeceğini de bilerek milleti aldattılar.

Maksatları hükumeti düşürüp kendi hempalarını iktidara getirmekti.

Böylece ülkeyi Ahbap Derneği’ni yönettikleri gibi yöneteceklerdi.

Haliyle kendileri de bundan pay alacaklardı.

Nitekim belediyelerde ne işler çevirdiklerini görüyoruz.

Şimdi utanmadan “biz onun böyle olduğunu bilmiyorduk” deyip saf ayaklarına yatıyorlar.

Yemezler!…

Devamını Oku

Erdoğan, Kanuni Sultan Süleyman…

Erdoğan, Kanuni Sultan Süleyman…

‘TAYYİP’ KANUNİ, SELÇUK SİNAN’DIR

KÜLLİYE İSE TOPKAPI SARAYI…

 NATO toplantısında bunu gördük.

Muhteşem bir organizasyon…

Muhteşem bir seremoni…

Ve Muhteşem mesajlar…

Türkiye’miz öyle bir yükselişe geçti ki, dostlarımız seviniyor, düşmanlarımız ise hasetten çatır çatır çatlıyor.

YÜKSEK KATILIM MUHTEŞEM MESAJLAR

İki ay geçmeden bu sefer NATO’nun tam karşı tarafında yer alan Şangay İşbirliği Teşkilatı toplantısı yapıldı.

Cumhurbaşkanımız yine aynı özgüven ve 360 derece siyaset vizyonu ile katılması kimse tarafında yadırganmadı.

Tam aksine NATO toplantısına bu kadar çok devlet ve hükumet başkanının katılmasında gösterdiği başarıyı bu sefer ŞİT’ye taşımış oldu.
Bunu dünyada başaracak başka bir lider yok.

Çünkü dünyada uç kutuplarla aynı masaya oturup çözüm üretecek bir lider de yok.

Cumhurbaşkanımız bunları yaparken bir yandan da mesaj vermekten geri kalmıyor.

Her şeyden önce NATO organizasyondaki kusursuzluk ve seremonide verilen mesajlar tek kelime ile muhteşemdi.

Dosta düşmana “Geri geldik” mesajı verildi

Ve kimse buna itiraz etmedi.
Mesajlar kabul gördü.

Neden?

 ÇÜNKÜ SELÇUK DA SİNAN’DIR

Mukayese belki yadırganabilir; Mimar Sinan sivil mimaride üstad ve zirve.. Selçuk Bayraktar ise askeri havacılık alanında üstad ve zirve.

O gün Mimar Sinan’ın yaptığı makbuldü, bugün de Selçuk Bayraktar’ın yaptığı makbul…

Ancak ikisi de yükselişimizi sembolize ettiği için verilen mesajlara kimse itiraz etmedi.

NATO toplantısındaki seremoniyi sıradan bir devlet yapmaya kalksa hem yüzüne gözüne bulaştırır hem de kimse ciddiye almaz gülünç duruma düşerdi.

Aynen Yunan başbakanı Miçotakis’in havalara girmesi ile yaşadığı durum gibi.
Miçotakis yaptığı o hareket ile kendi ülkesinde bile alaya alınmasına sebep oldu.

Ama Reis öyle mi?

Türkiye artık kendi silahını kendi üretiyor.

Üretmekle kalmıyor teknolojinin zirvesini zorluyor

Ve bu haliyle insansız hava araçlarında bugün dünyada bir numara… Haliyle verdiği her mesaj kabul görüyor.

NATO COĞRAFYASINDA 3000 ŞİRKET

Genel sekreter Mark Rutte açıklama yapıyor:

“Son beş ila on yılda 3.000 Türk şirketi müttefik ordularının ihtiyaç duyduğu askeri teçhizatın üretimine katkı sağladı. Aselsan bunlardan sadece biridir…”

Yani muhalefetin hafife alıp ‘Konyalı tornacılar’ dediği şirketlerimiz NATO üyesi ülkelerin silah savunma sistemlerine katkı sunuyor.

İstanbul, Kocaeli, Ankara, Konya, Samsun ve Kayseri gibi illerimizin sanayi bölgeleri destanlar yazılıyor

İşte NATO toplantısındaki o muhteşem mesajların arkasında başta Selçuk Bayraktar olmak üzere bu isimsiz kahramanlarımız var.

MEHTER, ÇERİLER VE AHMET NECDET SEZER

Misafirleri Mehter Marşı ile karşılamak tek başına yeterli bir mesajdı.

Bu aslında kısa sürede nereden nereye geldiğimizi göstermesi açısından önemliydi.

2004 yılında yapılan NATO toplantısında gelen başkanlara verilen tek mesaj Başbakan Erdoğan’ın eşi başörtülü diye protokole alınmamasıydı.

O zaman cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer’in dünyası bu kadardı.

Şimdi ise; çerilerle kurduğumuz 16 devleti ve savaşçı ruhumuzu…

Mehterle, manevi ruh dünyamızın ne olduğunu ve köklerimize bağlı olduğumuzun mesajını verdik.

 Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ı Kanuni Sultan Süleyman’la mukayese etmemi bazıları yadırgayabilir.

Ama bana göre; Cumhurbaşkanımızın işi Sultan Süleyman’dan daha zor ve ağırdır.

Çünkü Kanuni Babası Yavuz Sultan Selim’den büyük ve güçlü bir cihan devleti devralmıştı.
Yani tezgâh hazırdı

Ama Reis; bankaları batmış, siyaseti darmadağın olmuş ve batılılardan 1 milyon dolar isteyecek duruma gelmiş bir ülke devraldı.

Ayrıca muhalefet partileri haricinde ayağına dolanan askerî erkandan, ülke servetini elinde bulunduran para babalarına..yargıdan medyaya kadar geniş bir muhalefetle uğraşmak zorunda kaldı.

Buna rağmen Reis her çökertmeden başarıyla çıkarak ülkemizi bugünkü güçlü ve itibarlı haline getirmeyi başardı.

SİNAN’DAN SELÇUK’A…

Selçuk Bayraktar’ın da işi kolay değildi.

Mimar Sinan geçmişten aldığı bir birikim ve arşive sahipken Selçuk Bayraktar bundan da mahrumdu.

Üstelik buluşlarını ülkemizin savunulması için yaptığı halde; içimizdeki bazı hainler tarafından kendisine çelme üstüne çelme takılmış, bu işten vaz geçirmek için kendisine olmadık zorluklar çıkarılmıştı

Ama buna rağmen canını dişine takarak başladığı işi bitirmiş, yaptıkları ile bugün ülkemizin gururu haline gelmiştir.

 Mimar Sinan’ın üstatlığı elbette ki tartışılmaz

Ama bulundukları zaman ve çevre itibari ile hangisinin işi daha zor takdirlerinize bırakıyorum.

Devamını Oku

Terörü mü, yoksa hastane kuyruklarını mı özlediniz?

Terörü mü, yoksa hastane kuyruklarını mı özlediniz?

“YETER!” DİYEN NADAN

NEDİR SANA BATAN

Terörü mü özledin?

Yoksa hastane kuyruklarında sabahlamayı mı?

Yoksa yoksa…

Baban, karın, çocuğun hastanede rehin kalırken yaşadığın aşağılanmayı mı özledin?

Nedir derdin arkadaş?

DOĞULU AMA BATIDA TATİLİN KEYFİNİ SÜRÜYOR

Adam veya madam terör belasının sürdüğü yıllarda

Doğu veya Güneydoğu illerimizden birinde görev yaparken bir yolunu bulup tayinini Ankara’ya çıkarmış.

Böylece anne baba ve diğer akrabalarını terör belası yüzünden ve mahrumiyet bölgesi olduğu için terketmek zorunda kalmış.

Öyle ya; çocuğu hasta olsa doktor yok.

Doktor varsa da devlet ona öyle bir fatura çıkarıyor ki ödeyemiyor.

Bundan dolayı çocuğu veya karısı hastanede rehin kalıyor.

Çocuğu büyüyüp okutmak istese üniversite yok.. Yol yok.. Havaalanı yok.. Mezun olsa iş yok.

Çünkü; fabrika yok.

Bir yerde iş ilanı görüp müracaat etse on bin kişi arasından kabul edilme ihtimali yok…

YA ŞİMDİ?

Şimdi ise; oğlu bir şirketin mümessili olarak Avrupa ve Amerika arasında gidip geliyor maaşını dolarla alıyor.

Kendisi Ankara bürokratı olup zamanında tatil beldesinde bir yer kapatmış yazlığı var. Belli ki emekli maaşı da yüksek.

Bundan dolayı yazın gelip Akdeniz’in o latif sularında yüzüp tatilin keyfini çıkarıyor.

Ama hâlâ kendisine bu güzel imkânları sağlayan Cumhurbaşkanımıza laf çakıp içinin yağlarını eritmeye kalkınca öyle bir cevap aldı ki, o yağlar bir daha erimemek üzere dondu kaldı.

TATİL BELDESİNDEN

Adam yaşını başını almış geçmişi de bugünü de biliyor.

Yani mukayese yapacak bir yaşta ama inadı vicdanını kilitlemiş durumda.

Geçmişte ekmeğin aslanın ağzında olduğunu da çok iyi biliyor.

Çalışacak iş bulana aşk olsun…

Hâlbuki şimdi tatil beldelerinde iş çok

Ama çalışacak eleman yok.

Eğer otelciler Türk Cumhuriyetleri’nden, Afrika’dan ve Asya’nın muhtelif yerlerinden eleman getirmemiş olsalardı eleman yetersizliğinden çoğu otelini kapatır kapısına kilit vururdu.

Malum olduğu üzere Akdeniz ve Ege bölgesi hem Turizm hem de yaş meyve sebze bakımından münbit bir bölgemiz.

Kaldı ki, sera ve tarlalarda çalışan tüm işçileri otellere gönderme imkânı olsa bile yine de sayı yeterli olmazdı.

Çünkü; Turizm bölgesi dediğimiz yerlerde sadece otel çalışanı aranmıyor.

Turistlerin çıkıp alışveriş yapması için tezgahtar.. tarihi ve ören yerlerini gezmesi için tur rehber ve şoför.. yamaç paraşütü, rafting, zıpline, deniz paraşütü vb gibi aktiviteler için hoca.. ada ve koyları gezmek için kaptan…

Ve bu aktiviteler için de yardımcı elemanlara ihtiyaç var.

Haliyle bu işler için değil yetişmiş eleman vasıfsız düz eleman dahi bulunamıyor.

“YETER ARTIK” DİYEN NADAN

Bundan dolayı otellerde çalıştırmak üzere Endonezya, Filipinler, Kenya ve Türk Cumhuriyetleri (Tacikistan, Kırgızıstan, Özbekistan) gibi ülkelerden işçi getiriliyor.
Gelenler yaş olarak ya çoluk çocuğunu bırakıp gelmiş…

Veya evlenecek çağdaki gençler bunlar… Yani şartları kolay değil.

Ama alacakları 500 dolar aylık onlar için büyük bir para.

Birkaç yıl çalıştıktan sonra memleketine dönüp yuva kurma hayaliyle, sabahtan akşama kadar büyük bir titizlikle çalışmak zorundalar.

En ufak bir hatalarına müsamaha yok.

Çünkü; yerlerine gelmek için sırada bekleyen binlercesi var.

Burada alacakları asgari ücretle memleketinde ev sahibi olabiliyor.

Kendi memleketinde 100 dolara iş bulamazken burada 500 dolar onlar için bir servet…

 “Yeter!” diyen nadan 25 yıl önce aynen şu Türk Cumhuriyetleri’nden, Endonezya’dan, Filipinler vs. memleketlerden buraya gelmek için can atanlar gibi biz de aynı şartlarda Almanya’ya gitmek için can attığımızı unutmuş şimdi kalkmış “25 yıl yeter!” diyor.

Yerine getirip iktidar yapmak istediği parti de hırsız, uğursuz ve yolsuzluğun kitabını yazmış adam ve madamlarla dolu.

 Eğer onlara bu fırsatı size verirsek

Bize de yuh olsun…

Devamını Oku

Süleyman Hilmi Tunahan (ks) yaşıyor olsaydı?

Süleyman Hilmi Tunahan (ks) yaşıyor olsaydı?

Aklımda deli sorular…

Farzımuhal;

– Süleymancıların mürşidi Süleyman Hilmi Tunahan (Kaddesellahu sirrah-ul aziz) bugün hayatta olsa, cemaatin bu yapısı ile birlikte başına geçer miydi bir…

Veya cemaat onu kabul eder miydi bu da iki.

Neden?

Çünkü

Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, her şeyden önce siyasi olarak CHP+YENİ Parti’nin baba ve dedelerinden çok eziyet görmüş ömrü boyunca bu zihniyete karşı büyük bir mücadele vermiş âlim bir zât-ı muhteremdi.

(Ayrıntılara girmiyorum.

O mübarek zat CHP baskısından dolayı ne kadar zor şartlar altında Kur’an-ı Kerim eğitimi verdiğini.. jandarmanın eline geçen Kur’an hocalarının yediği dipçik ve dayağın haddi hesabı olmadığı biliniyor)

Yani siyaseten şu andaki yönetimin CHP+YENİ Parti ile almış olduğu ittifak kararını kesinlikle kabul etmez itiraz ederdi.

İkincisi;

Alihan Kuriş ve çevresindekilerin kurmuş olduğu debdebe ve gösterişli hayatlarının kıyısından bile geçmezdi.

Kendisinin mütevazı bir hayatı ve o kadar mütevazı kursları vardı.

Ayrıca gavur memleketinde gizli mahfillerle yapılan pazarlıklar sonucu kurulmuş böyle firavuni bir yapıya adımını bile atmazdı

Ama

Asıl deli soru şu:

Holdingler kurarak

Bu kadar büyük bir serveti eline geçirmiş olan cemaat liderleri mütevazı yaşantının timsali olan Hoca efendiyi bu servetin kıyısına yanaştırırlar mıydı?

Öyle ya;

Süleyman Hilmi Tunahan’ın (KS) kızı vefat ettiğinde cenazeye, torununu yaklaştırmamış mezarlıktan kavga gürültüyle uzaklaştırmışlardı.

Nedeni de şu:

O zamanlar iki kardeş yani iki torun cemaatin başına kimin geçip holdingleri idare edeceği kavgası içindeydiler.

Nitekim; 

Bu kardeşlerden biri daha sonra şüpheli bir şekilde çiftliğinde ölü olarak bulundu.
Ölüm raporunu yazan doktorlar da Fetö’cü çıktı.

Yani gizem içinde gizem.

İMAMOĞLU

Üçüncü soru:

Alihan Kuriş’in cemaati Kur’an hizmetkarlığından çıkarıp, İmamoğlu ve benzerleriyle pazarlığa oturacak bir siyasi baskı grubuna dönüşmesini hoca kabul eder miydi?

Dört:

Cemaatin devasa bir ticari holdinge dönüşmesine nasıl bakardı?

Çünkü ortada telaffuz edilen milyarlarca dolardan ve onlarca şirketten bahsediliyor.

YARIŞ ATLARI

Yine medyadan öğrendiğimize göre Alihan Kuriş ve yakınlarının yarış atları.. adlarına kayıtlı müstakil ada ve Avrupa ve Amerika’daki gayri menkullerden bahsediliyor.

Yarış atlarının kumar oynamanın bir parçası olduğu malumdur.

Cemaat lideri ve çevresindekilerin yarış atları ve bu kadar çok gayri menkule sahip olmalarına hoca efendi ne derdi bu da başka bir soru.

MUTEVAZI

Süleyman Hilmi Tunahan gibi mütevazılığın zirvesinde olan bir zat böyle debdebeli bir hayata ve kumarda kullanılacak yarış atlarına isminin karıştırılmasına razı olmayacağına.. kesinlikle karşı çıkacağına adım gibi eminim.

Devamını Oku