24 Ağustos 2026 Pazartesi
Süleymancıların Hollanda eski yetkililerinden şok sözler! (2)
Aklın yoksa dinin de yoktur
Bak küserim haaa!…
Bir memleketi iki şey yorar: Öfke ve cehalet..!!!
Çok kültürlülük zenginliğimizdir
Engelli insan rapor değil: İnsandır!
Çok şükür Türkiye maddi ve manevi bakımdan dünyanın en zengin ülkelerindendir.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya dünya ticaretini, barışı organizesi bakımından son derece kritik öneme ve değere sahiptir.
Zenginlik denilen şey sadece “para“dan ibaret değildir.
Üç yanı denizlerle çevrili ülkemiz toprağı “can biten” kıymete haizdir.
Tarihi birikimi, kültürü, devlet geçmişi ile dünyada ağırlığı olan ve zaman zaman dünyayı şekillendiren bir geçmiş ve birikime sahiptir.
Tarihinde soykırım ve sömürü olmayan ender ülkelerden birisidir Türk milleti.
Millet olarak; Türkü, Lazı, Çerkesi, Arabı, Kürdü ve diğerleri ile etle tırnak gibi akraba topluluklar olmuş millettir Türk milleti.
Her bir etnik yapının kültürü, geleneği, dili ayrı bir zenginliktir.
Ayrıca kahır ekseriyeti müslüman olan Türk halkı, nerede ise her inançtan temsilcileri olan ve inançlarını diledikleri gibi yaşabildikleri coğrafyadır Türkiye…
Türkiye’de elbette kripto inançlar ve kripto yapılanmalar da yok değildir.
Mesela; dünyada Pakradunilerin en çok yaşadığı yer Türkiyedir.
Ancak; işin garipliğine bakınız ki, kripto inanç sahiplerinin bazıları Türkiye aleyhinde iş çevirmeyi vazife bilmişlerdir.
Buna rağmen Türk devleti, tarihten gelen gelenek ve kültürü ile bu gibi yapılanmalara da “devlet baba” şefkati ile yaklaşmaktadır.
Farklı etnik yapılar dillerini kültürlerini yaşamakta bu da Türkiye’nin zenginliği olarak sürüp gitmektedir.
Dil meselesinde çok önemli bir ayrıntıyı hatırlatmadan geçmeyeceğim.
Ana dili öğrenmek ve konuşmak aynen inanç konusunda olduğu gibi doğuştan gelen insan hakkıdır.
Ancak; “ana dilde eğitim” denildiğinde işte orada “dur arkadaş” demek devletin bekası birlik ve beraberliğin teminatlarından birisidir ve devletin kırmızı çizgisidir.
Dil meselesinde haddi aşmamak vatandaşlık görevidir.
Devletin tek bir dili vardır o da Türkçedir.
Düşünebiliyor musunuz bir yanda Çerkesçe, bir yanda Lazca, bir yanda Arapça, bir yanda Kürtçe konuşuluyor ve her birini folkloru başka güzel, misafirlik anlayışı başka güzel!
Köklü medeniyetin mensuplarıyız ve bu bizim zenginliğinizdir.
Geleneklerin yaşatılmak istenmesi kimseyi endişelendirmemelidir.
Türkiye içinde yaşayan etnisite mensupları et ve tırnak gibi akraba topluluklarıdır.
Kimimizin gelini, kimimizin damadı Kürt/Laz/Çerkes, Arap veya her neyse artık bir ve beraberiz.
Birliğimizi sarsacak insanları zaman içinde ayrıştıracak davranış ve taleplerden uzak durmak şarttır.
Bir de inanç birliği meselesi var.
Maalesef bugün esas ve ana eksen İslam olmakla birlikte din anlayışı “mezhepler” sınırını aşmış “tarikatler”, “cemaatler” özeline ve anlayışına indirgenmek sureti ile “daha müslüman” nitelemesi ile de dinin bütünleştirici “kardeşlik” hukuku zedelenmektedir.
Umarız ki bu anlayış ve cereyanlar geçici hevesten ibaret olsun.
Türkiye çok zengin tesbitimize “ama fakat, falan” gibi eklemelerle tarif ve izahlar da getirilmesi normaldir.
Burada belki zenginliğin paylaşılmasını ayrı bir başlıkta incelemek gerekecektir.
Türkiye her yönüyle zengindir.
Çok kültürlü yapısı ile yeraltı ve yerüstü varlıklarıyla, insanıyla zengindir.
Şimdi sıra hakça paylaşımda ve hakça, adilce yaşamanın gerçekleşmesinde.
Vesselam.
Devamını Oku
Gıyabi Cenaze Namazı…
Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan Anlaşması…
Cenaze Namazı ve Gıyabi Cenaze Namazı…
Cenaze namazına iştirak farz-ı kifayedir.
Yani bir bölgenin ahalisi cenaze namazına iştirak ederse iştirak edememiş olanın üzerinden sorumluluk düşer.
Cenaze namazına iştirak ile de dünya hayatını ikmal etmiş, ahiret yolculuğuna çıkmış olan bir yakını, bir arkadaşı, belki dostu ya da tanıdığı bir insanın cenaze namazına katılır ve helallik vererek ahiret yolcusunun yolculuğuna uğurlar.
Bu normal olanıdır.
Bir de giyabi cenaze namazı kılınır.
Ahiret yolculuğuna çıkmış olan kişinin bulunduğu yere ulaşma veya vefat haberinin geç alınması ile sevenleri tarafından geç de olsa ahiret yolcusuna son görev ifa dedilir.
Son zamanlarda Terkiye’de muhacir olarak yaşayan Uygur kardeşlerimiz gıyabi cenaze namazı kılmakta ve yakınları ile helalleşmeye fırsat olarak görmektedirler.
Zaman zaman gıyabi cenaze namazlarına bendeniz de katılırım.
Uygur kardeşlerimin yakınları ile bir bakıma gurbette veda anlamına gelen cenaze namazlarında yanlarında olmaya çalışırım.
Bu hafta da böyle bir cenaze namazına iştirak ettim.
Doğu Türkistan muhaciri akademisyen hanımefendinin kardeşinin gıyabi cenaze namazına katıldım.
Acı üstüne acı!
Hanımefendi kardeşimiz dua istediği mesajında: “Kardeşim Muhammed Emin ve ailemden on yıldır haber alamıyordum. Dün haber aldım, kardeşim bir yıl önce ahiret yolculuğuna çıkmış. Gıyabi cenaze namazı Üsküdar’da cuma namazı sonrası kılınacak!”
Düşünebiliyor musunuz?
Ailenizden yıllarca haber alamıyorsunuz?
Bir haber alıyorsunuz o da bir yıl önce vefat eden kardeşinizle ilgili.
Allah sabırlar versin.
Allah, siz değerli okurlarımın ve mazlum Doğu Türkistan, Filistin ve Arakanlı kardeşlerimizin ahirete göçenlerine rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.
Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin ahiret yolcularıyla vedalaşması da hüzün yüklü.
Allah, tekraren sabırlar versin.
Bu vesile ile geçtiğimiz günlerde Doğu Türkistan’a giden bir grup gazeteci ile ilgili oldukça sert bir yazı kaleme almıştım ki, bu yazının mürekkebi kurumadan “Diyanet Akademisi” yöneticisi olduğu ifade edilen bir şahsın açıklamaları yayınlandı ve maalesef Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi üzerken, Komünist Çin Yönetimi’ni sevindirir mahiyette oldu.
Bu şahsın açıklamalarını tevil ederek hafifletmeye çalışanlar da olmadı değil.
Ancak güneş balçıkla sıvamaz!
Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi üzmeye kimsenin hakkı yoktur!
Açıklamalar kimin işine yarıyor ona bakmak gerekir.
Hele bu gibi açıklamaları yapanın bir bakıma devlet görevlisi olması, hele hele bir de diyanet mensubu olması en hafif ifade ile ayıptır, günahtır!
Daha önce de sözde “İslam Alimleri” denilen bir grup Çin Yönetimi tarafından Çin’de gezdirilmiş, ağırlanmışlar ve onlar da Doğu Türkistan’da yaşanan soykırımı inkara yeltenmişlerdi de bendeniz ağızlarının payını vermiştim.
Doğrusu Komünist Çin’in yaptıklarına mı, bizim çaresizliğimize mi, onların zulmünü görmezlikten gelen sözde “gazeteci”, sözde “İslam Alimi” geçinenlere mi kime üzüleceğimize doğrusu şaşırdık!
Arkadaşlar zulme rıza zulümdür!
Zulmü görmezlikten gelmek zalime yardım etmektir.
Ahiret var ahiret! Hesap günü var hesap!
Ne diyelim?
Gazze’de olanlara toplum ne kadar alıştı farkında mısınız?
Evler işgal ediliyor!
Çadırlar vuruluyor, yakılıyor!
Yardımlar ulaştırılmıyor!
Dünya sessiz, İslam aleminin üzerine ölü toprağı serilmiş!
Türkiye?…
Türkiye’yi de hep birlikte görüyoruz.
Ve maalesef bir çok kişinin ihtimal vermemesine rağmen Türkiye sıranın kendisine geleceğini beklemek ve hazırlığını yapmaktadır.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Anlaşması… (Mekke Anlaşması)
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında varılan mutabakatı eleştirenler olmaktadır.
Elbette birtakım endişeler dile getirilmiş olsa da yapılan anlaşma son derece önemli bir anlaşmadır.
İnşallah tez zamanda bu anlaşmaya Mısır, Suriye, Irak, İran ve diğer İslam ve Türk devletleri de katılmış olsunlar.
Bizler demiyor muyuz:
İslam Birliği kurulmalı.
Bizler, İslam ülkeleri ile savunma anlaşmaları ile “İslam NATO’su” ve Ekonomik anlaşmalarla “İslam Para” birimi ve Savunma Sanayii gibi hayallerimizi süsleyen umutla o günleri bekleyenler değil miyiz?
İnşallah o günler de gelecek ve bu anlaşma sadece Pakistan, Suudi Arabistan’la kalmayacak.
Bu anlaşma daha büyük daha geniş katılımlı ve daha kapsamlı hale gelecek.
Bölgemiz, ülkemiz için bu anlaşmalar son derece hayatidir.
Unutmayın!
“Arz-ı Mevud” sınırları içinde sadece Türkiye’nin güney doğusu değil;
Mekke ve Medine’de siyonistlerin Arz-ı Mevud sınırları içindedir.
Bu anlaşma çok stratejiktir.
“İran’a karşı mı yapılıyor” gibi saçma sapan şüphelerde yersizdir.
İran’la da D8 anlaşmamız vardır.
Umarım tez zamanda stratejik savunma işbirliği içinde de birlikte oluruz!
“Küfür tek millettir”
ve müminler kardeştir.
Vesselam.
Devamını Oku
“Türkiye’de mağazalarda kendime ve çocuklarıma giyebileceğimiz kıyafet bulamadım!”
Bu sözler bir Uygur hanımefendiye ait serzeniş.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Doğu Türkistan sivil kuruluşları tarafından uluslararası bir toplantı düzenlendi.
Toplantıya ben de katıldım.
Avrupa ülkelerinden gelmiş olan bir hanımefendi çocuklarına ve kendisine kıyafet almak için mağazaları gezdiğini ancak kıyafetlerin çok açık adeta gece kıyafeti gibi olması sebebi ile alamadığını anlattı ve “Türkiye’de çocuklara ve genç kızlara, kadınlara bu kıyafetleri nasıl giydirebildiklerini” hayretini üzülerek anlattı.
Avrupa’da böyle açık kıyafetlerin olmadığını, kimsenin de bu şekilde giyerek sokağa çıkmadığını anlattı.
Misafirimizin ifadesi ile durum felaketti!
Türkiye’de artık açık kıyafetler değil adeta bazıları tarafından “teşhir” kıyafeti haline getirilmiştir.
Hele çocuklara giydirilen kıyafetten başka her şeye benzeyen bez parçaları, çocukların haya duygusunu, mahremiyet anlayışını yerle yeksan etmektedir.
Bu kıyafetleri piyasaya süren imalatçı ve satıcıların da bu işte veballerini hatırlatmak gerekir.
Sokaklarda bu kadar açık saçık giymeye kimsenin hakkı olmasa gerek!
Gelenekler ve ahlak nerede ise her dönem geleneklere ters düşen davranışlar toplumun geneli tarafından “ahlaksızlık” ya da “terbiyesizlik” olarak tanımlanır.
Ancak işin bir de sınırları vardır.
İşte onun için, ”burada dur arkadaş” tabiri yerleşmiştir.
Bizim jenerasyon çok iyi hatırlayacaktır.
Gençlik yıllarımızda pantolon paçaları geniş, favoriler uzatılmış, saçlar varsa şayet onları da uzatmak moda idi.
Bir arkadaşım anlatmıştı…
Babasının Kıbrıs’ta sanat okulunda öğretmenlik yaptığı sırada; “memleketim Malatya’ya gitmiştim.
Kıbrıs’ta saçların uzatılması modası Malatya’dan önce yaygınlaşmış olmalı ki, Malatya’da otobüsten indim arkamdan “komüniste bakın hele” diye sesler duydum ama oralı olmadım sonra,
“Komünistin burada ne işi var”’gibi bağrışmalar çoğalınca “komünistin ne işi var saçlarına da bakın!” sözleri ile tarif edilen, protesto edilen Komünistin ben olduğumu anladım ve var gücümle kaçmaya çalıştım…
Caminin avlusuna girdim hemen paçalarımı sıvayıp abdest almaya başladım, şadırvanda bana “nereye gitti o komünist” diye sordular “ben de onlara şu tarafa gitti” dedim.
Kalabalık gösterdiğim tarafa yöneldi!
Yaşanmış hikaye bu!
Kıbrıs’ta modaya uymuş bir genç, memleketinde nerede ise linç edilmekten zor kurtulmuş olduğunu anlattı.
Memleketimin manzarası bu!
Gelenekleri korumak, toplumsal asimilasyonun önündeki önemli engellerdendir.
Elbette toplumun geleneklerinin yanında tarih şuuru, dil bilgisi ve dilin tahrif edilmeden korunması geleneklerin oluşumunda tarihin süzgecinden geçmiş olan dini bilgi sahibi olmak ve inancını yaşamak vardır.
Ahlak meselesine gelince; toplumun genel kabul kurallarının yaşanması ve yaşatılması ahlakın korunması için gerekli kurallardandır.
1980’li yıllarda İspanyol paça modası gibi bugün de genç kadınlarda “dekolte” giyinmek moda haline geldi.
Elbette toplumun genel kabullerinin dışına çıkmak ve “tesettür”ün yok sayılması toplumu rahatsız etmektedir.
Bu da geçecektir!
Bugün kıyafet konusunda gelinen durum moda ile açıklanamaz!
Kadının teşhir aracı haline getirilmesi, çocukların hayat duygularının yok edilmesi, mahremiyet anlayışının yok edilmesi kabul edilemez!
Gelinen noktanın izahı yoktur ve makul görülecek yanı da yoktur!
Hele bu durum kişi tercihi ve giyim kuşam hürriyeti ile de açıklanamaz!
Ortalık “et pazarı” haline gelmiştir!
Yazık! Çok yazık!
Bir kısım hayasızlar yüzünden sokakların “çıplaklar kampı”na dönmesine
sessiz kalınamaz, sessiz kalmamalıyız!
Vesselam.
Devamını Oku
Son zamanlarda seçilmişlerin seçimleri, yani kendilerini ne umutlarla ne gayretlerle seçmiş olan seçmenin tercihini kaale almadan parti değiştiren siyasetçiler…!
Parti değiştirmeler, geçmişte yeniden seçilme yollarını arama olarak değerlendirilirdi.
Şimdilerde parti değiştirmeler, her ne kadar parti değiştiren bazıları tarafından “daha iyi hizmet” gerekçesi ileri öne sürseler de vatandaşlar, “yargılanmaktan kaçış” olarak görmektedir.
Siyaset çok parçalandı.
Türkiye’de siyasetin ana ekseni; sağ siyaset sol siyaset, milliyetçi ve daha dindarların oluşturduğu milli görüş siyaseti idi.
Önce partiler bölündü…
MHP’den iki parti doğdu; BBP ve İYİ Parti sonra onların da türevi ortaya çıktı ve MHP kendisi ile birlikte beş parti oldu.
AK Parti’den iki parti çıktı
Gelecek ve Deva ismi ile…
Gelecek Partisi kendini feshetti.
CHP’de önce ikiye bölündü, DSP doğdu.
Şimdi de CHP’den de Yeni Parti doğdu.
Sonrasında ise “siyasi deprem” sayılabilecek nitelikte bölündü hem de öyle böyle değil, büyük parça nerede kaldı henüz net bir durum yok.
Refah Partisi’nden de dört parti çıktı.
RP’nin kapatılması sonrasında Saadet Partisi olarak siyaset yolculuğunu sürdürürken önce AK Parti sonra, HAS Parti da sonra Yeniden Refah Partisi çıktı.
Yani siyaset kendi içinde çok parçalı hale geldi.
Siyasi parçalanmışlık bununla da kalmadı şimdi belediye başkanları, milletvekilleri seçildikleri partilerinden partilerine muhalifi partilere geçmekteler.
Parti değiştirmelerin ahlaki yönünü tartışmaya gerek görmüyorum.
Bu konuda vatandaşlar kısa öz tanımlamayla “dönekler” diye ifade etmektedir.
Ne oluyor da son zamanlarda parti değiştirmeler hızlandı?
Sorulması gereken soru bu.
Vatandaşlar bunun da cevabını kısa ve öz olarak kendince bulmuşlar ve ”yargıdan kaçış” olarak değerlendirmişlerdir.
Bu iddia siyasetçiler arasında da havada uçuşmaktadır.
Durum belki de “şüyuu vukuundan beter” noktasında ilerlemektedir.
Transferler yargıdan kaçış için midir, daha iyi hizmet için midir onu da yaşayıp göreceğiz?
Bir gerçek var ki, parti değiştirenlerin partisini terkedip gittiği partiye de bir faydası olmayacak gibi görünüyor!
Hele bu parti değiştirme gerçekten yargılanmaktan kaçış ise durum daha vahim demektir.
Ancak seçilmişlerin parti değiştirmesi seçmenin iradesini yok saymak demektir.
Seçmen ne sahiplenmelerle, ne gayretlerle seçmektedir muhteremleri…
Ama beyhude parti değiştirmeler olağanüstü artmıştır.
Seçilmişlerin parti değiştirmeleri siyasete olan güveni zedelemekte olduğu bir gerçektir.
Seçilmişlerin parti değiştirmelerinin yasal sınırları olmalıdır.
Önlenmelidir.
Seçmenin iradesi seçilmiş kişinin gelecek hesabına heba edilmemelidir.
Kaldı ki son zamanlarda siyasetçilerin yolsuzluk ve usulsüz iddiaları dolayısı ile adliyeler dolmuş, siyaset kurumu son derece yıpranmışken birde buna seçmen iradesi dışında parti değiştirmeler eklenmiştir.
Elbette insanların siyasi görüşleri değişebilir, “aydınlanma” yaşayabilirler ancak bu seçildiği partiyi ve kendisini seçen seçmeni yüzüstü bırakma hakkını vermemeli.
Siyasete güveni ve saygıyı yıpratmaya kimsenin hakkı olmamalıdır.
Kaldı ki vatandaşların milletvekillerinin hem milletvekili emekli maaşı, hem de milletvekili maaşı almaları tartışılırken.
Bir de vatandaşlarımız partilere yapılan astronomik hazine yardımını doğru bulmazken siyaset kurumu üst üste tartışma alanı haline getirilmektedir.
Siyasi partilere yapılan astronomik hazine yardımları vatandaşa sorulmalıdır!
Vatandaşların rızası var mıdır?
Vesselam.
Devamını Oku
Doğu Türkistan’a Giden Gazeteciler…
Bir grup gazeteci Komünist Çin sponsorluğunda Doğu Türkistan’a gitti.
Çin bunu hep yapıyor!
Daha önce de sözüm ona bir grup “İslam alimi”ni Doğu Türkistan’a götürdü ve onlara Doğu Türkistan’da “herşey güllük gülistanlık” anlamına gelen açıklamalar yaptırmıştı da ben de onların ağzının payını, “Alimlermiş Hadi Oradan!” başlıklı makalemle vermiştim.
Türkiye’den giden gazetecilerin Türk vatandaşı olduklarını biliyoruz da bilmediğimiz “antisemitist” yasası gereği de bilemediğimiz(!) gidenlerin, “Türk olup olmadıkları veya müslüman olup olmadıklarına” hadi bu da bizi ilgilendirmiyor diyelim!
Bunların vicdanlı, insaflı insan olup olmadıklarını biliyor muyuz?
Bu bizi ilgilendiriyor.
İnsan en azından “insani duygu ve hasletler” taşımalı değil mi?
Kendilerine şu soruyu sorma hakkımız var: Komünist Çin devletinin daveti ile Doğu Türkistan’a gitmeden önce Türkiye’de, Doğu Türkistan’dan bir şekilde kaçmayı başarmış Doğu Türkistanlı muhacirlerle görüşmeyi onlardan bilgi almayı düşünmüşler mi?
Hadi Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı kardeşlerimize sormadınız, yüzlerce batılı insan hakları örgütlerinin, gazetecilerinin açıklamalarını, raporlarını da mı görmediniz?
Hadi bunları da görmediniz, BM’nin açıklamalarını da mı işitmediniz!
Doğu Türkistan’da yaşanan soykırım ve zulümleri dünyada duymayan kaldı mı?
Sanmam.
Duymak istemeyenlerin kaldığı çok açık görünüyor!
Doğu Türkistan’da kardeşlerimizin yaşadıklarını görmeyen, görmek istemeyen veya Komünist Çin’in propagandistliğine soyunanlara da bize, “kim bunlar“ deme hakkı doğar!
Kim bunlar?…
Bilenler anlatsın.
Hakikate kulağını tıkayanlara ne deniyordu?
Türkiye’de şu sorunun cevabını alma zamanı gelmişte geçmektedir: Kim kimdir, kim kriptodur?
Adı Ahmet, Mehmet olabilir!
Gerçekte bunlar kimdir?
Kime, kimlere hizmet etmektedirler!
Türkan Saylan diye birisi geçti bu ülkeden…
Geçti geçmesine de PKK’lılara burs verdikten sonra: “bize namaz kılan gençler değil, dans eden gençler lazım” dedikten ve bunun için bir ömür çalıştıktan sonra geçti!
Tüm bunlarıda “öğrencilere burs veren aydın kişi” namı ile yaptı!
Türkiye kadar “kendinden görünüp, haini çok” kendi değerlerine saygısı olmayan bir ülke var mıdır acaba?
Veya hangi ülke bu kadar “içerdeki hainlerini” yaşatır barındırır ve ahkam kestirir acaba!
Bu aziz millette “sırtından hançerlenmek” bağımlılık mı yaptı yoksa kanıksandı da hançerlenmek normal mi sayılıyor!
Bilmiyoruz!
Artık yeter!
Kim kimdir bilmek hakkımızdır!
Hain kriptolar; bazen siyasetçi bazen akademisyen, bazen gazeteci, bazen yazar, bazen iş adamı çoğu zaman sanatçı (bozuntusu) olarak arz-ı endam ederler!
Ve ukalalıkta, çok bilmişlikte bunların üzerine kimse çıkamaz! Konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar!
Zaman gelir devlete en bağlılar bunlardır!
Zaman gelir çok üreten iş adamıdırlar!
Zaman gelir en iyi, en başarılı akademisyen bunlardır!
Bunlar birbirlerinin ününe ün katarak dayanışmalarını her alanda sürdürüp, “bozacının şahidi şıracı” pozisyonunu korurlar!
Kamuoyunda öyle bir algı oluştururlar ki, “her bilge insan böyle düşünür(!)” şeklinde koro halinde propaganda gerçekleştirirler.
Ama milletin feraseti bunları deşifre eder.
Eder etmesine de gene de en yüksek ses bunlardan çıkar!
Artık yeter!
Zulme rıza zulümdür!
Doğu Türkistan’da yaşananlar karşısında insanların tutumları da “turnusol kağıdı” gibi ortaya çıkmaktadır.
Zalimin yanında mısınız? Mazlumun yanında mısınız?
Mazlumlar için ne yapıyorsunuz?
Ve zalimlere karşı ne yapıyorsunuz?
Doğu Türkistan, müslüman arıyorsanız müslümandır!
Türk arıyorsanız Türk’tür!
İnsan arıyorsanız insandır!
Zulme sessiz kalma!
Zulme ortak olma!
Vesselam.
Devamını Oku