2000–2026 Avrupa parlamentolarına bakalım: Almanya, Hollanda, İngiltere, İskandinavlar sıfır.
Belçika ve Avusturya yok.
İtalya, Gürcistan ve Ukrayna’da birkaç kavga, ancak bunlar ciddi kriz anlarında, savaş ve hükümet çöküşü dönemlerinde yaşanmış.
Toplasanız 26 yılda fiziksel kavga 20’yi zor buluyor.
Üstelik bunların çoğu, “dünya batıyor” hallerinde, olağanüstü şartlarda.
Şimdi Türkiye’ye dönelim.
TBMM tek başına 20’den fazla fiziki kavga üretmiş. Yani biz, tek başımıza neredeyse bütün Avrupa’yı geçmişiz. Avrupa’yı yumruklamışız, bravo!
Ama övünecek bir skor değil bu; utanılacak bir tablo.
Avrupa’dakiler genelde “ülke yanıyor” diye kavga ediyor: hükümet düşüyor, savaş kapıda, anayasa askıya alınmış. Bizdekiler ise çok daha sıradan gerekçelerle:
“Niye konuşturdun?”
“Niye susturdun?”
“Niye alkışladın?”
“Niye söz verdin?”
Sonrası: yumruk, itiş kakış, kürsüye saldırı, hastanelik vekiller.
2001’de Mehmet Fevzi Şıhanlıoğlu hayatını kaybetti.
Boğaz sıkmalar, kanlı burunlar neredeyse rutin hâle geldi.
Burası yasama organı mı, mahalle kavgası ringi mi belli değil.
2026’da Ak Partili Osman Gökçek, CHP’li Mahmut Tanal’a yumruk attı.
Ağır küfürler havada uçuştu.
Ve bazı AK Parti taraftarları bu şiddeti “dik duruş” olarak alkışladı.
Bu kabul edilemez.
Muhafazakâr, dindar seçmenlerin temsilcileri bu fiilleri yapıyor; inançlarına, ahlak ilkelerine tamamen ters bir tablo bu.
Öte yandan sosyal adalet, insan hakları ve sosyal demokrasi ideallerini savunan vatandaşlar da utansın.
Sözde eşitlik ve hak savunuculuğu yaparken, temsilcilerinin şiddet ve hakaretleriyle yüzleşmek zorundalar.
Savundukları idealler ile fiiller arasında devasa bir uçurum var.
Aynı Meclis, şiddeti yasaklayan yasalar çıkarıyor.
Hakarete ceza kesiyor.
Topluma “kamu düzeni” nutukları atıyor.
Ama kendi içinde yumruklaşıyor, boğaz sıkıyor, kan akıtıyor.
Ve utanmadan soruyor: “Neden gençler arasında şiddet artıyor?”
Cevap ortada:
Çocuk televizyonda vekilin yumruklandığını görüyor.
Genç sosyal medyada “kahraman yumruğu” klibini izliyor.
Vatandaş, kahvaltıda hastanelik vekil fotoğrafıyla buluşuyor.
Öfke, yumruk ve hakaret, “temsil” biçimi olabiliyormuş.
“Gazi Meclis”, “Büyük Millet Meclisi” diyoruz.
Ama büyüklük tabela ile değil, davranışla olur.
26 yılda Avrupa kadar kavga etmiş, bazıları alkışlanıyorsa, bu artık trajikomik değil; iğrençtir.
Burası çürüyen bir temsil kurumudur.
Yumruk atan bir temsilci kahramanı değildir.
Küfür eden vekil, sosyal adalet savunucusu değildir.
Bu meclis artık kabadayının binası hâline gelmiştir.
Muhafazakâr vekillerin inançları, sosyalist seçmenlerin idealleri, alkışlayan vatandaşın güveni… Hepsi bu yumruklar ve küfürler karşısında çelişkiye düşmüş durumda.
Ve o bina hâlâ “milletin evi” diye anılıyor.
Yarının gençleri değil, bizler bile bu çürümüşlüğü normalleştirirsek, yumruğu hakkımız sanacağız.
Ve o gün, temsil kavramı tamamen yitirilecektir.
GÜNDEM
16 Mart 2026SPOR
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026UNCATEGORİZED
16 Mart 2026EKONOMİ
16 Mart 2026