Dostlar;
Resulullah efendimiz den: “Nefsim kudret elinde olan (Allah)a yemin ederim ki ya iyiliği emreder, kötülüklerden men’edersiniz ya da Yüce Allah katından size öyle bir azâb gönderir ki, sonra ona duâ edersiniz de sizin duanıza icabet etmez.” (Tirmizi) Hz. Peygamberin söze yeminle başlaması, meselenin hayati derecede önemli olduğunu hafife alınırsa hepimiz için tehlikeli sonuçlar doğuracağını gösterir.
“Yoksa Allah size bir azap gönderir…“ Bu azap: Her zaman deprem, hastalık veya felaket şeklinde olmak zorunda değildir.
İyilerin sustuğu, kötülüğün cesaret bulduğu, adaletin yok olduğu, güvensizlik, korku ve ahlaki çürüme, zulmün normalleşmesi, ailelerin ve sosyal bağların kopması şeklinde de olabilir.
Malik b. Dinar şöyle dedi: “Dünya sevgisi konusunda (ehli dünya ile) anlaştık. Artık birbirimize iyiliği emretmiyor, kötülükten alıkoymuyoruz. Yüce Allah bizi bu durumda bırakmaz. Acaba bize hangi azap inecek?”
Bu söz, tâbiîn âlimlerinden ve zâhidlerin önde gelenlerinden olan Mâlik b. Dinar’ın yaşadığı toplumdaki manevi çöküşe dair derin bir tespitidir.
İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, ümmetin diri kalmasını sağlayan temel bir vazife idi.
Ancak bu vazife terk edildi. Allah Teâlâ, Hz. Cebrâil: “Falanca şehri halkıyla birlikte alt üst et (helâk et).” Cebrâil dedi ki: ‘Ya Rabbi! Onların içinde Senin falanca kulun var, o bir an bile Sana isyan etmemiştir.’”
Allah Teala buyurdu ki: “Onu da onlarla birlikte alt üst et. Çünkü Benim için onun yüzü bir saat bile değişmedi. (öfke, rahatsızlık ve tepki göstermedi).” Bireysel ibadetlerini eksiksiz yapan, açık günahlardan sakınan, zahiren salih bir kişi olabilir.
Ancak bu insan Allah’ın haramları çiğnenirken, zulüm yaygınlaşırken, toplumsal fesat alenileşirken, kalben dahi tepki göstermemiştir.
Bu rivayette anlatılan kişi, imanın en alt seviyesi olan kalbinden buğz etmeyi bile yerine getirmediği için helak olmuştur.
Şüphesiz salih ameller sevap ve övgüye layık yönler bakımından derece derecedir.
Bir kısmı diğerinden ecir ve derece bakımından daha üstündür.
Bu, sahibine ve insanlara faydasına göredir.
Aynı şekilde kötü amellerin, çirkin davranışlar ve sıfatların karşılığı ve elem verici cezası da sahibine ve diğer insanlara verdiği zarara ve kötülüğe göre büyür.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah, onlara yaptıklarının karşılığını verir, asla kendilerine haksızlık yapılmaz.” (Ahkâf: 19)
Muhakkak doğruluk değerli bir huydur, yüce ve güzel bir sıfattır.
Ancak kalbi temiz olan onunla vasıflanır.
Allah, kitabı’nda doğruluğu emreder ve şöyle buyurur: Ey iman edenler! Allah’dan hakkıyla korkun ve doğrularla birlikte olun.” (Tevbe: 119) Doğruluk; insandaki cevheri, onun ruh güzelliğini ve iyi geçmişini ortaya çıkarır.
Aynı şekilde yalan da çirkin niyeti ve kötü geçmişi ortaya döker.
Doğruluk kurtuluştur. Yalan ise helaktır.
Doğruluk; aklı selim insanlar ve fıtratı bozulmamış kimseler tarafından övülür ve sevilir.
Rasulullah (sav) doğruluğa teşvik etmiştir.
İbni- Mes’ud (ra)’a, Rasulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet edilir: “Doğruluğa sarılın. Çünkü doğruluk iyiliğe götürür. Kişi doğru söylemeye ve doğruluğu gözetmeye o kadar devam eder ki, sonunda Allah katında “sıddık çok doğru bir kimse”olarak yazılır. Yalandan da sakının. Çünkü yalan günahkarlığa götürür.
Kişi yalan söylemeye ve yalanı gözetmeye o kadar devam eder ki, sonunda Allah katında “yalancı” olarak yazılır.”
Bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet eder.Allah, doğruluğa yüce bir sevap, dünya ve ahirette büyük bir mükafat vadetmiştir.
Dünyada doğruluk sahibini güzel diyaloglarla, Allah’ın sevmesi ve insanların sevmesi ile ödüllendirir. Sözleri değerli olur ve kendisinden bir kötülük beklenmez.
İnsanlara kötülüğü dokunmaz.
Kendine ve başkalarına iyilik eder.
Yalancıların uğradıkları tehlikelerden ve kötülüklerden korunur.
Aklı ve kalbi mutmain olur.
Endişe ve korkuya kapılmaz.
GÜNDEM
16 Mart 2026SPOR
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026UNCATEGORİZED
16 Mart 2026EKONOMİ
16 Mart 2026