Niyet; Bir şeyi zihinde tasarlama, önceden isteyip düşünme, kendi kendine karar verme, kişinin içindeki bir amaca yönelme istek ve düşüncesine niyet denmektedir.
Niyet, halis, samimi ve Allah (c.c) rızası için olmalıdır.
Yüce dinimizde imanın, ibadetin, güzel işlerin kabul edilmesi halis niyet ve samimiyete bağlı olduğu belirtilmiştir.
İman konusunda getirilen şehadetin dil ile söylenip kalp ile tasdik edilmesi gerekir.
Dil ile söylediği halde kalben tasdik etmeyen kişinin imanı makbul değildir.
Böyle bir durum kişiyi mümin değil, münafık yapar.
Niyet kulluğun sırrıdır.
Allah’ın (c.c) rızasını kazanma arzusu niyeti
İyi ve güzel kılar.
Samimiyet, inancın ve amelin yalnızca Allah’a (c.c) has kılınmasıdır.
Namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerde niyet şarttır.
Kulluğun gerektirdiği bütün amellerde niyet önemlidir.
Kendinden önce birden dokuza kadar herhangi bir rakam olmayan sıfır veya sıfırların önemi olmadığı gibi niyetsiz amellerin de bir önemi yoktur.
Amellerin değerlerinin olması da elbette niyetin halis ve samimi olmasıyla bağlantılıdır.
İyi niyete dayanmayan, gösteriş için yapılan ibadetlerin Allah (c.c) katında hiçbir değeri yoktur.
Paygamber Efendimiz (s.a.v), bir hadis-i şerifinde: Hesap günü Allah’ın (c.c) huzuruna getirilen şehide ne yaptığını sorduğunda: -Senin uğrunda çarpıştım, şehit edildim diyecek. Fakat Cenab-ı Hak ona: -Yalan söyledin sana cesur adam desinler diye çarpıştın diyecek ve o adam yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılacak.
Sonra ilim öğrenip öğreten ve Kur’an okuyan bir kimse getirilecek.
Ona da ne yaptığı sorulacak. -ilim öğrendim ve öğrettim. Senin rızanı kazanmak için Kur’an okudum diyecek.
Allah teâlâ ona: Yalan söyledin. İlmi sana âlim desinler diye öğrendin. Kur’an’ı ise ne güzel okuyor desinler diye okudun. Nitekim öyle de denildi diyecek
O adam da yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılacak.
Daha sonra zengin bir kimse huzura getirildiğinde onun da malını Allah (c.c) rızası için harcadığını söylemesi üzerine ona “Cömert adam” desinler diye malını sarfettiği söylenecek ve diğerleri gibi onun da cehenneme atılacağı belirtilmektedir.
(Müslim imâre, 152)
Bu hadis-i şerif niyetin önemini bizlere çok açık bir şekilde belirtmektedir.
İnsanların yaptıkları amellerin niyetlerini bilemediğimiz için yaptıkları hakkında hüküm vermek bizi sorumlu kılar.
Allah (c.c), kalplerden geçeni de bilir ve hüküm ancak ona aittir.
Niyet, adetleri ibadete, ibadetleri de adetlere çevirebilir.
Mesela yemek yiyen kimse, aldığı gıdalardan elde edeceği kuvvetle ibadet edeceğini düşünürse yemek yerken bile sevap kazanır.
Normal olarak ticaretle meşgul olan kişi, işini düzgün bir şekilde yaparak insanlara hizmet etmeyi, onları aldatmamayı, kazandığı parayla hayırlar işlemeyi düşünürse hem para hem de sevap kazanmış olur.
Ama niyet sağlam değilse kıldığı namaz spordan, tuttuğu oruç diyetten başka bir anlama gelmez.
Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Ameller niyetlere göredir. (Müslim, imâre, 155) diyerek bizleri niyetlerimiz hakkında ikaz etmektedir.
Amellerin niyetlere göre değer kazanmasına üç kişinin aynı şadırvandan abdest alıp aynı camiye girmesi ve aynı safta yan yana oturmasını ancak niyetlerinin farklı olduğundan kazançlarının da farklı olacağını gösterebiliriz.
Şöyle ki, birinci kişi abdest aldıktan sonra hava çok sıcak caminin içinde serinlemiş olurum niyetiyle camiye girip en ön safa oturuyor.
İkinci kişi hava çok sıcak caminin içi serindir. Hem serinlemiş olurum, hem de zikirle meşgul olurum niyetiyle camiye girip birinci kişinin yanına oturuyor.
Üçüncü kişi ise, namaz vaktine daha zaman var camiye girip zikirle meşgul olurum diyerek camiye giriyor ve diğer ikisinin yanına oturuyor.
Bu durumda birinci kişi sadece camiye giriş sevabı kazanıyor.
İkinci kişi ise, zikir yapmakla birlikte serinlemeyi de düşündüğü için niyetinin sadece zikir yapma niyetiyle camiye giren üçüncü kişinin alacağı sevabın yarısını almış olur.
Bazen ameller farklı ancak niyetler iyilik yapmak ve Allah’ın (c.c) rızasını kazanmak olunca sevaplar aynı olabiliyor.
Şöyle ki, adamın biri atıyla yolculuk yaparken bir çeşmenin başına varıp abdest alıyor.
Namaz kılacak lâkin atını bağlaması lazım.
Biraz uzakta bir ağaç görüyor ve ağaçtan kestiği daldan atını bağlayacağı bir kazık yapıyor ve atını bağlıyor.
Ayrılacağı zaman da benden sonra gelen yararlansın düşüncesiyle kazığı olduğu gibi bırakıp yoluna devam ediyor.
Bir müddet sonra görme konusunda biraz zorluk çeken birisi çeşmeye yaklaştığında ayağı kazığa takılınca sendeleyip yere düşüyor.
Benden sonra biri gelip ayağını takmasın düşüncesiyle kazığı yerinden söküp uzağa fırlatıyor.
Bu iki kişinin eylemleri farklı olsa da iyi niyetli düşüncelerinden dolayı sevap kazanmış oluyorlar.
Yapılan işlerden sevap kazanabilmek o işlere iyi niyetle başlamaya bağlıdır.
Niyetin kalben yapılması önemli olduğu için dille söylenmesi şart değildir.
Allah (c.c) rızasının gözetilmediği işlerden sevap kazanılmaz.
Müslüman riyakâr olnamalıdır.
Dünyevî bir çıkar için dini kullanmamalıdır.
Dille söylenen niyetin kalple uyumlu olması güzeldir.
Yüce Rabbim bizlere halis ve samimi niyet sahibi olan kullarından olmayı nasip etsin.
Cumamız hayra vesile olsun.
Selamlarımla.
GÜNDEM
07 Mayıs 2026SPOR
07 Mayıs 2026GÜNDEM
07 Mayıs 2026GÜNDEM
07 Mayıs 2026GÜNDEM
07 Mayıs 2026UNCATEGORİZED
07 Mayıs 2026EKONOMİ
07 Mayıs 2026