DOLAR 43,8461 0.02%
EURO 51,7193 0.03%
ALTIN 7.261,491,10
BITCOIN 2901559-2,89%
İstanbul

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Örgütün emri!

Örgütün emri!

ABONE OL
Mayıs 9, 2023 13:58
Örgütün emri!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Örgütler gene devreye girmek için fırsat kolluyorlar.

İç huzurumuzu, kardeşlik duygularımızı bozmak istiyorlar.

Buna fırsat vermemeliyiz.

14 Mayıs’ta Türkiye seçimini yapacak.

Hafızamızı tazelemeliyiz.

1980 öncesinin Türkiyesi, kamplara bölünmüş millet, kurtarılmış sokaklar mahalleler, köyler, kentler okullar, yurtlar…

Türk milleti tarihi günlerden geçti. 

Kamplaşmayı hayatın bütün alanlarında devletin bütün kurumlarında yaşadı, yaşatıldı.

Ve günün sonunda “ABD başkanı bizim çocuklar Türkiye’de yönetime el koydu” açıklamasını yaptı! 

Yıllar geçmesine rağmen bugün ABD Başkan’ı Türkiye’deki seçimlere ilişkin taraf olabiliyor ve tavır koyabiliyor.

Türk milleti, Türkiye tarihi günlerden geçmektedir.

1980 öncesine ibret almak için bir pencere aralayalım ve bir muhasebe yapalım.

İbret alınmazsa tarih tekerrür edeceğe benziyor!

5 Ocak 1978 – 12 Kasım 1979 tarihleri arası görev yapmış olan Bülent Ecevit liderliğindeki üçüncü CHP hükûmetidir….

Hükümet kurulur kurulmaz acil olarak Genel Müdürler değiştirildi. 

O sırada SEK kurumunda özel kalem müdürlüğü ve yönetim kurulu rapotörlüğü yapıyordum. 

Pazartesi günü iş yerine geldiğimde sabahın erken saatlerinde masamın çekmecelerinin kırılarak açılmış olduğunu ve eşyalarımın bir köşeye atıldığını gördüm. 

Cumartesi – pazar günü acil olarak göreve atanan üniversitede hoca olan şahsın odasına hışımla girdim “Bu nasıl bir iştir yangından mal mı kaçırıyorsunuz, yapılan çok ayıp ve terbiyesizliktir” dedim. 

Genel müdür olarak atanan şahıs tepkim karşısında şok oldu ayağa kalktı ve “Halis bey lütfen oturun”  deyip kapıyı kapattı ve “Halis bey siz haklısınız ama benim elimden bir şey gelmiyor.” 

Örgütün emri, örgüt böyle istiyor” dedikten sonra örgütün kendisine verdiği ve acilen sürgün edilmesini istedikleri iki üç sahifelik isim listesi gösterdi ve “Sizin isminiz en üstte kusura bakmayın sizin Tunceli Süt Fabrikasına sürgün edilmenizi istiyorlar, başınızın çaresine bakın istifa mı edersiniz başka yere mi geçersiniz…” 

Hiçbir yere gitmiyorum istifa da etmeyeceğim.” dedim ve odasından çıktım.

Mescidi yıkmışlar!

Odadan çıktım koridorda bir arkadaş önümü kesti ve bana “Mescidi de yıkmışlar.” dedi. 

Hemen mescidin olduğu yere gittim, mescidi yıkmışlar yerdeki sergileri toplamışlardı. 

Binanın alt katlarında atıl olan bir alan vardı, orayı mescid yapmıştık. 

Beni Tunceli’ye istifa etmem için sürdüler!

Türkiye’de anarşi tavan yapmış, mahalleler, köyler Tunceli gibi bazı şehirler ise “kurtarılmış” yerlerdi. 

Örgütün emri hükümetin atadığı bürokratlara dikte ediliyordu.
Türkiye’de bürokrasi tamamen siyasallaşmış, örgütlerin adeta çiftliği olmuştu.

Tunceli’ye sürgün tayin emrini bana tebliğ etmek üzere görevli memurlar, sürgün emrini haksız buldukları için bana tebliğ etmek istememişlerse de karar bir hafta geç de olsa tebliğ edildi.

Ben de Tunceli’ye gidip işbaşı yapıp yıllık iznimi alarak ne kadar sürdürebilirsem doktor raporu ile istifayı geciktirecektim. 

Tunceli’ye gitmek için önce Elazığ’a gittim oradan Tunceli Süt Fabrikası’ na gitmek için otobüse bindim. Otobüs yolcuları beni dikkatlice süzüyorlardı. 

O tarihlerde otobüslerin yolları kesiliyor içindeki yolcular indirilip içlerinden öldürülenler oluyordu. Karslı bir arkadaşım bana şöyle bir öğüt  verdi “Otobüse binince ağanın damadıyım, muhasebe memuruyum, süt fabrikasının hesaplarını yapmak için geldim,  buradan da nişanlımın köyüne gideceğim” dersin dedi ben de öyle dedim. 

Böyle konuşunca insanların bana ilgisi değişti. 

Süt Fabrikası Tunceli’nin girişinde idi. 

O sırada tanıdığımız bir abimiz Tunceli Emniyet Müdürlüğüne vekâletten atanmıştı, kendisini tefonla arayıp “Tunceli’ye gelip göreve başlayıp yıllık izin alıp hemen ayrılacağımı söylemiştim.” 

Fakat Emniyet müdürü gelmemi istemedi, kararlı olduğumu görünce Tunceli otobüsünün geliş saatinden önce polisleri peynir almak bahanesi ile fabrikaya göndermişti.
Ancak bu durum benim aleyhime oldu. 

Fabrikayı yöneten örgüt benim polis olduğuma karar veriyor ve öğle yemeği sırasında beni öldürmeye karar alıyorlardı. 

Bu kararlarını fabrikanın aşçısı duyurdu.

Tunceli Fabrika Müdürlüğü’ ne kendi isteği ile atanmış olan sol görüşlü müdür benim Tunceli’ye geleceğimi öğrenince  kendince tedbir alıyor ve Tunceli Zirai Donatım Müdürünü de süt fabrikasına çağırıyor.  

Ben böyle bir ortamda müdürün odasına girdim. 

Fabrika müdürü bana; “Halis Bey ben aşırı sol örgüt mensubu olduğum için buraya tayinimi istemiştim şimdi burada sol fraksiyon çatışmalarından dolayı akşam saat altıdan sonra lojmandan dışarı çıkmıyorum, sen nasıl canını tehlikeye atıp buya gelirsin” dedi. 

Yıllık iznimi imzaladı ama izin kağıdımı benim gideceğimi anlamasınlar diye personele vermedi. 

İşin tuhaf yanı o tarihte Tunceli’den öğleden sonra otobüs yoktu. 

Ben mecburi olarak o gece Tunceli’de fabrikanın misafirhanesinde kalacaktım. Ramazan ayı idi. 

Fabrikada İsmet Ağan’n abinin akrabası aşçı olarak çalıştığını öğrendim. 

Aşçı odama gelip “Buraya niye geldin seni öldürecekler!” dedi. 

Kendisine, “Korkacak bir şey yok Allah ne dilerse o olur.” dedim. 

Sahur vakti beni kaldırmasını söyledim. 

Sahur için kalktığımda kapımın önünde bir sandalye gördüm meğer aşçı sabaha kadar benim kapımda beni öldürmesinler diye nöbet tutmuş. 

Fabrika çalışanlarına ev aradığımı burada yaşayacağımı ve bana ev bulmak için yardımcı olmalarını istemiştim. 

Zaman kazanmak istiyordum, gün içinde Tunceli otobüsü ile Tunceli’yi terk edecektim. 

Fabrika işçileri fabrikayı çalıştırmıyorlar örgüt merkezi yapmışlardı. 

O gün maç yapmak için bir kamyonete binip gittiler. 

Fabrikanın bahçesinden onlar ayrılır ayrılmaz otobüs fabrika önünde durunca koşarak otobüse bindim.  
Emniyet müdürü beni korumak için yanımdaki ve arkamdaki koltuklara polis yerleştirmiş, birlikte Elazığ’a geldik ve yıllık iznimle raporlar alarak bir müddet direndim.

Dönem değişti, tekrar genel müdürlüğe tayinim çıktı ondan sonra memuriyetten istifa ederek ayrıldım.

Değer miydi?

Türkiye’yi, Türk milletini bu derece kamplaştırmaya ötekileştirmeye hayatını zehir etmeye! 

Batsın sizin politik ve siyasi emelleriniz!

Bugüne geldiğimizde ise, helalleşmekten söz eden Sayın Kılıçdaroğlu yerel seçimler öncesi belediyelerden işçi atılmayacağına dair “namus sözü” vermiş olmasına rağmen yirmi bin bin civarında çalışanın sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ nden işten atılmış olduğunu hatırlatmak isterim. Kılıçdaroğlu nun “namus sözü” vermesine rağmen işten atılmalar da örgüt emri olabilir mi?

Merak konusudur!

Geçmişten ders alınmamış olduğu ve son günlerde iktidara talip olanların bürokrat tayinleri görevden almalar hesap sormalar falan gibi sözlerini işitmekteyiz.

Ve maalesef şu kadar bürokrat, şu kadar iş adamı, şu kadar şu, bu kadar bu gibi binlerle ifade edilen  rakamlardan söz edildiği ve listelerin hazırlandığı gibi rivayetler havada uçuşmaktadır.

Yazık olur ülkeye ve ülkemin insanına! 

Kamplaşmadan bu ülke çok çekti çok zaman kaybetti. 

Artık yeter! 

Ayrıca kin ve nefret ile ülke yönetimine talip olmakta neyin nesi? Böyle uygulamaların sonunun anarşiye, hercümerce, Allah korusun iç kavgaya sebep olacağını bilmiyor olabilirmisiniz?

Allah böylelerine fırsat vermesin!

Birlik ve beraberliğimize kastederlere fırsat vermeyelim. 

Başka Türkiye yok!

Türkiye yol ayrımında, Türkiye lider ülke olma yolunda, milli duruş milli devlet olarak, mazlumların yanında,islam ve Türk dünyasının önderi olarak yoluna devam edecek ya da başta emperyalist ABD ve batılıların tekrar yörüngesine girecek.

Onun için Türkiye yol ayrımında, Türkiye’nin hangi yöne gideceğine millet karar verecek!

Vesselam.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP