DOLAR 44,7460 0.04%
EURO 52,8192 -0.01%
ALTIN
BITCOIN 3312067-0,39%
İstanbul
15°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ortadoğu’da kontrolü kaos; hedef: Türkiye

Ortadoğu’da kontrolü kaos; hedef: Türkiye

ABONE OL
Mart 4, 2026 21:45
Ortadoğu’da kontrolü kaos; hedef: Türkiye
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ortadoğu’da Kontrollü Kaos: Suikastler, Egemenlik Krizi, Güç Dengesi ve yeni Hedef Turkiye.

Ortadoğu son haftalarda art arda gelen saldırılar, suikast iddiaları ve istihbarat savaşlarıyla yeniden kaynıyor.
Yaşananlar artık münferit olaylar değil; zamanlaması dikkat çeken, birbirine eklenen stratejik hamleler zinciri.

Bu nedenle temel soru giderek daha fazla önem kazanıyor: Kontrolsüz bir tırmanma mı yaşanıyor, yoksa kontrollü bir yönlendirme mi?

İsmail Kaani Suikastı: Resmî Açıklamalar ve Gölgedeki İddialar

Kasım Süleymani’nin ardından Kudüs Gücü’nün başına geçen İsmail Kaani, İran’ın en kritik askeri figürlerinden biriydi.
Son üç yılda üç ayrı suikast girişiminden kurtulan Kaani, 12 Haziran Gün Savaşı sırasında Ali Hamaney’e yönelik saldırıdan hemen önce ortadan kaybolmuştu.

İran basını, Kaani’nin İsrail tarafından öldürüldüğünü duyurdu.

Ancak perde arkasında daha sert iddialar dolaşıyor: Kaani’nin İsrail istihbaratına ajanlık yaptığı ve bu nedenle İran tarafından ortadan kaldırıldığı öne sürülüyor.
Bu iddialar doğrulanmış değil; fakat bölgedeki istihbarat savaşının derinliğini gösteriyor.

Operasyonların zamanlaması ve hedef seçimi, sürecin rastlantısal olmadığını; İsrail–Mossad–CIA hattının nokta atış kabiliyetinin İran’ın savunma kapasitesini zorladığını ortaya koyuyor.

Bu süreçte medyada yer alan İran eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejat’ın öldürüldüğü iddiası da İran tarafından yalanlandı.

Nejat’ın hayatta olduğu ve güvenlik gerekçesiyle yerinin gizli tutulduğu açıklandı. Bu çelişkili haberler, bölgedeki bilgi savaşının yoğunluğunu gösteriyor.

Washington’dan Gelen Sinyaller: “Bu Savaşı Ben Başlattım yalanı”

İran’ın Körfez’deki ABD üslerini hedef almasının ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın “şaşırdım” açıklaması, diplomatik çevrelerde gerçek bir şaşkınlık olarak görülmedi.
Büyük güçler, bu tür saldırı senaryolarını yıllar öncesinden çalışır.

3 Haziran akşamı yapılan açıklamalar ise sürecin planlı olduğuna dair güçlü işaretler verdi:

• Trump: “Bu savaşı ben başlattım.

• Marco Rubio: “Biz müdahale etmeseydik İsrail zaten İran’ı vuracaktı.”

Bu iki açıklama birlikte okunduğunda, yaşananların ani bir kriz değil, önceden tasarlanmış ve aşamalı şekilde yürütülen bir stratejinin parçası olduğu görülüyor.
Haziran ayındaki ilk askeri hamleler adeta bir prova niteliği taşırken, sonraki adımlar bu planın devamı olarak devreye sokuldu.

Trump, aynı konuşmada çatışmanın “haftalarca süreceğinin kesin olduğunu” söyleyerek sürecin kısa vadede yatışmayacağı mesajını verdi.
Bu ifade, Washington’ın durumu geçici bir gerilim değil, uzun soluklu bir operasyon zinciri olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Körfez’de Egemenlik Krizi: İran–Arap Ayrışması Derinleşiyor

İran’ın Körfez’deki Amerikan üslerini ve çevresini hedef alması, Arap ülkelerinin egemenlik algısını doğrudan zedeledi.
Zaten kırılgan olan İran–Arap ilişkileri, bu saldırılar sonrası geri dönülmez bir ayrışmaya sürüklenebilir.

Bu tablo, uzun vadede İsrail, ABD ve Batı için stratejik bir kazanç anlamına gelebilir.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın egemenlik vurgusu, meselenin bölgesel dengeler açısından ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.

Savaş sona erse bile ortaya çıkacak jeopolitik kırılma, askeri sonuçlardan daha kalıcı olabilir.

Hakan Fidan’ın defalarca yaptığı uyarılara rağmen, bölgenin jeopolitik kırılganlığına ve savaşın adım adım büyüyen tehlikesine yeterince dikkat edilmedi.

Bugün ne İran ne de Arap dünyası bu sürecin gerçek maliyetini tam olarak görmek istemiyor.

Oysa mevcut gidişat değişmezse, yarın bunun bedelini yalnızca taraflar değil, bütün bölge istikrarsızlık, acı ve uzun süreli bir çalkantı ile ödemek zorunda kalacaktır.

Mezhep Gerilimi: Kimin İşine Yarıyor?

Ortadoğu’nun kadim fay hattı olan Şii–Sünni gerilimi, Irak ve Suriye savaşlarıyla daha da derinleşti. Ancak “mezhep savaşı planlanıyor” iddiası, somut kanıtlara dayanmayan bir komplo teorisi niteliğinde.

Bu tür çatışmalardan kazanç sağlayan aktörler ise genellikle rakiplerini birbirine yoran güçler oluyor. İsrail’in 1973 Yom Kippur Savaşı sonrası geliştirdiği “çevresel tehditleri parçalama” stratejisi, bölgedeki etnik ve mezhepsel kırılmaların derinleşmesinde etkili oldu.

İran ise Şii milis ağları üzerinden nüfuz alanını genişletiyor.

1979 Devrimi: Dış Müdahale Modeli ve Bugüne Uzanan Hat

1979 İran Devrimi’nin tamamen Batı tarafından kurgulandığını savunan güçlü bir yaklaşım bulunuyor.

Bu değerlendirmeye göre, Batı devrim sürecini yalnızca yönlendirmeye çalışmakla kalmadı; süreci manipüle ettiğine dair kesin işaretler de mevcut.
Bu bakış açısı, devrimin dış güçler tarafından tasarlandığını tarihsel olarak doğru kabul ediyor ve bunu bölgedeki diğer örneklerle ilişkilendiriyor.

Bu perspektifi savunan analizlerde, Arap Baharı sırasında ABD’nin birçok ülkede kendi çizgisine yakın aktörleri iktidara taşıdığı, yönetim değişimlerini doğrudan etkilediği ve benzer bir yöntemin bugün İran için de geçerli olduğu öne sürülüyor.

Bu çerçevede Washington’ın İran için “üç potansiyel aday belirlediği” iddiası, bölgedeki güç mücadelesinin yeni bir aşamaya geçtiği şeklinde yorumlanıyor.

Bu yaklaşımın temel iddiası şu şekilde özetleniyor:

• Batı yalnızca fırsattan yararlanmadı; süreci şekillendirdi.

• Yalnızca yönlendirmedi; devrimi kurgulayan ana aktör oldu.

• Arap Baharı’nda olduğu gibi, bugün İran için de benzer bir müdahale modeli uygulanıyor.

Bu sert yorum, devrimin dış müdahale boyutunu merkeze alan ve güncel bölgesel dinamiklerle doğrudan paralellik kuran bir değerlendirme olarak metindeki yerini alıyor.

Hizbullah: Sebep Ayrı, Plan Ayrı.

1982’de İsrail’in Lübnan işgali sonrası ortaya çıkan Hizbullah, İran’ın bölgesel stratejisinin en önemli vekil yapılarından biri hâline geldi.

Ancak “Hizbullah’ı İsrail kurdurdu” iddiası tarihsel olarak doğru değil.

Doğru olan şu:

• İsrail işgali olmasaydı Hizbullah bu formda doğmayabilirdi.

Bu, sebep–sonuç ilişkisidir; fakat sebep ile bilinçli plan aynı şey değildir. Bölgedeki vekil yapıların çoğu gibi Hizbullah da boşluklardan, krizlerden ve güç mücadelelerinden doğdu.

Ahlaki Söylem ve Veri Meselesi

Biz çocuk öldürmeyiz” ifadesi, aktörlerin kendilerini ahlaki bir pozisyona yerleştirme çabasıdır.

Ancak “165 çocuk öldürdün” gibi sayısal iddialar kaynak gösterilmeden kullanıldığında argüman zayıflar.

Ahlaki üstünlük, veriyle desteklenmediği sürece propaganda diline kayar. Sahadaki gerçeklik tartışılacaksa, bunun somut verilerle yapılması gerekir; aksi hâlde söylem, politik bir iddiadan öteye geçmez.

Sonuç: Bölgenin Yeni Eşiğinde Türkiye’nin Konumu

Ortadoğu’daki bu çok katmanlı çatışma yalnızca İran’ı, Körfez’i veya İsrail’i ilgilendirmiyor.

Bazı analizlerde, yaşanan sürecin nihai hedefinin Türkiye olabileceği yönünde dikkat çekici değerlendirmeler yer alıyor.
Bu yorumlara göre hem Amerikan basınındaki bazı ifadeler hem de İsrailli yetkililerin zaman zaman yaptığı açıklamalar, bölgedeki yeni güç mimarisinde Türkiye’nin çevrelenmesi ve etkisinin sınırlandırılması yönünde bir stratejinin işaretlerini taşıyor.

Bu perspektife göre:

• İran–Arap ayrışması, Türkiye’nin bölgesel rolünü zayıflatmak için bir zemin oluşturuyor.

• Vekil savaşlar ve istihbarat operasyonları, Ankara’nın manevra alanını daraltmayı amaçlıyor.

• Washington ve Tel Aviv’in söylemindeki ton, Türkiye’nin gelecekteki büyük hesaplaşmanın merkezinde olabileceğine işaret ediyor.

Bu değerlendirmeler, bölgedeki kaosun yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin jeopolitik geleceğini şekillendirecek daha büyük bir planın parçası olduğu iddiasını güçlendiriyor.

Eğer bu tablo doğruysa, Ortadoğu’da yaşananlar bir çatışmanın değil, Türkiye’yi de içine alacak daha geniş bir jeopolitik dizaynın başlangıcıdır.

Vesselam.

Not: Amerika’nın ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını alkışlayanlar, bu coğrafyada yaşanan acının büyüklüğünü görmek istemiyor.

Ellerini ovuşturmak yerine, bu zulmün durması için dua etmek ve barışın tesis edilmesi için çaba göstermek gerekir.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP