DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 4116547-2,44%
İstanbul
16°

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Reis’in sözünün ağırlığı…

Reis’in sözünün ağırlığı…

ABONE OL
Eylül 23, 2026 21:01
Reis’in sözünün ağırlığı…

REİS: SÖZÜNÜN AĞIRLIĞI BURADA BAŞLAMALITARİHİ YAZMAK ZORUNDASINIZ.

TAM DA ŞİMDİ:DÜNYAYA ÖRNEK OLACAK ANAYASAYI YAZACAK GÜCÜNÜZ VAR MI?

Son dönemde “din eksenli anayasa” talebi giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Bir toplumun inanç dünyasını temel metinlerde görmek istemesi samimi bir arayış olabilir; bu yönüyle anlaşılabilir. Ancak anlaşılabilir olması, doğru olduğu anlamına gelmez.

Neden mi?

Ben de bir Müslümanım ve doğrusu İslam’ın adaletine, hukukuna, değerlerine sonsuz güvendiğim için elbette onunla yönetilmek isterim. Bu benim içten ve dürüst bir arzumdur. Ama Türkiye’den- ya da yaşadığım başka bir ülkeden- bunu böyle talep etmem doğru değildir, doğru da olamaz. Çünkü bu ülkelerin kurucu iradesi farklı bir tercihte bulunmuştur. Bu tercihin doğru mu yanlış mı olduğunu tartışmıyorum; mesele bu değil.

Benim yapabileceğim şey şudur: Kendi değer (ler)imi yaşayarak örnek olmak ve eğer mevcut sistemin noksanlıkları varsa, zulüm üretiyorsa, haksızlık doğuruyorsa bunu eleştirip, hak ve hukuk içinde düzeltilmesi için mücadele etmektir. En azından ben böyle düşünüyor ve böyle inanıyorum.

Bir insanın değeri, iddia ettiğinden değil; adaletinden, merhametinden, vicdanından gösterdiğiyle doğar. Zulmeden, hakkı çiğneyen birinin hangi inanca mensup olduğunun hiçbir kıymeti yoktur. Kimlik insanı yüceltmez; insanı yücelten hakkaniyetli davranışıdır.

İşte bu nedenle anayasa, kimlikleri değil; doğrudan insanı, insanın hakkını, insanın özgürlüğünü korumalıdır.

DİN ÖZGÜRLÜĞÜ: ÇOĞUNLUĞUN DEĞİL, İNSANIN HAKKI

Bugünkü Anayasa’nın 24. maddesi din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alırken, Anayasa Mahkemesi de devletin bu hakkı sadece “dokunmayarak” değil, yaşanabilir bir ortam kurarak korumak zorunda olduğunu belirtmektedir.

Yeni anayasa bu ilkeyi daha da tahkim etmelidir: İnanan inancını özgürce yaşayabilmeli, hiçbir inancı olmayan da inançsızlığı nedeniyle baskı görmemelidir.

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın verilerine göre Avrupa’daki Müslümanların yüzde 47’sinin ayrımcılığa uğraması elbette acı bir tablodur. Fakat Türkiye’de din özgürlüğünün gerekçesi dış dünyadaki haksızlıklar değil, insanın doğuştan gelen onuru olmalıdır. Bir hak, başkaları çiğnediği için değil; insanın varoluşsal hakkı olduğu için korunur.
DOĞAYI VE GELECEK NESİLLERİ KORUMAK

İnsan doğadan bağımsız değildir. Onu korumak; soluduğu havayı, içtiği suyu, toprağı, ormanı ve denizi korumakla başlar. Çevre politikası denen şey, doğrudan insanın yaşam hakkıdır. Hayvanların yaşamı da lütfa değil, anayasal güvenceye bağlanmalıdır.

Kur’an, çağlar öncesinden insanın sebep olduğu ekolojik tahribata şöyle dikkat çeker:

“İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırmak ister ki belki dönerler.” (Rum Suresi, 30/41)

Bu ayet; doğadaki bozulmanın kader değil, insan eliyle üretilmiş bir adaletsizlik olduğunu vurgular. “Belki dönerler” uyarısı, vaktin daraldığını hatırlatır.

Yeryüzünü tüketmek değil, imar etmekle yükümlü olan insan (Hud, 11/61), henüz doğmamış çocukların hakkını bugünden gözetmelidir. Bugünün kârı uğruna geleceğin yaşam alanlarını yok etmek, doğrudan kuşaklararası bir adalet sorunudur.

GELECEĞİN BÜYÜK SINAVI: YAPAY ZEKÂ VE İNSAN İRADESİ

Yeni bir anayasa sadece geçmişin yaralarını saramaz; ufuktaki en büyük güce, yani yapay zekâya karşı da insanı hazırlamak zorundadır.

Yapay zekâ artık yalnızca teknik bir araç değil; eğitimden adalete, sağlıktan güvenliğe kadar kaderimizi etkileyen kararların ortağıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM kürsüsünden belirttiği gibi, dijital gücün birkaç merkezde toplanması küresel bir eşitsizlik tehdididir. ABD Başkanı Trump’ın “Artık super intelligence diyeceğiz ve bunu kazanan her şeyi kazanır” sözü de meselenin büyüklüğünü teyit etmektedir.

Bu yeni çağda anayasanın görevi açıktır: Teknolojiyi değil, teknoloji karşısında insanı korumak.

Hollanda’da yaşanan Toeslagenaffaire skandalı bu tehlikenin somut kanıtıdır: Çocuk bakım yardımı denetiminde algoritmanın milliyeti bir “risk faktörü” sayması, on binlerceailenin hayatını karartmış ve hükümetin istifasına yol açmıştır. Dosyaların insan görevlilerce onaylanması dahi sistemik ayrımcılığı engelleyememiştir.

Bu tecrübeden hareketle yeni anayasa şu kesin ilkeleri koymalıdır:

Gerekçe Hakkı: Algoritmik kararlara muhatap olan herkes “Bu karar hangi veriyle ve gerekçeyle verildi?”sorusunu sorabilmelidir.
İtiraz ve İnsan Denetimi: Temel hakları etkileyen kararlar yalnızca yazılımlara bırakılamaz; birey karara itiraz edebilmeli ve gerçek bir insan tarafından yeniden değerlendirilmesini isteyebilmelidir.
Kişisel Veri Dokunulmazlığı: Yüz, ses, biyometri ve özel hayat sınırsız teknolojik takibe açılamaz.
Sorumluluk İlkesi: “Yapay zekâ karar verdi” savunması hiçbir hukuki sorumluluktan kaçış kalkanı olamaz.

Teknoloji kararın aracı olabilir; ancak insan haklarının hakemi olamaz.

TARİHİ BİR FIRSAT: ÇAĞ AÇAN BİR MODEL

Yeni anayasa; bir zümrenin, ideolojinin ya da dönemsel çoğunluğun değil; inanan-inanmayan, zengin-yoksul, kadın-erkek tüm yurttaşların ortak güvencesi olmalıdır.

Devlet karşısında insanı, çoğunluk karşısında azınlığı, güçlü karşısında güçsüzü, bugünün çıkarları karşısında yarının hakkını koruyan bir metin… İşte gerçek anayasa budur.

Türkiye, eski yozlaşmış kalıplarını veya başka ülkelerin metinlerini tekrarlamak zorunda değildir. İklim krizinden dijital tahakküme kadar dünyanın hukuk arayışında olduğu bir dönemde; vicdanı, doğayı, insan onurunu ve geleceğin teknolojisini harmanlayan öncü bir metin inşa edebilir.

ÖYLE BİR ANAYASA YAZILMALIDIR Kİ, DÜNYA ONU ÖRNEK GÖSTERİP “İŞTE BU!” DESİN. DİĞER DEVLETLER KENDİ ANAYASALARINI TÜRKİYE’NİN ANAYASASINA UYARLAMAK ZORUNDA KALSIN. EY YASA YAPICILAR; DÜNYAYA ÖRNEK OLACAK, ÇAĞA YÖN VERECEK BU BÜYÜK BAŞARIYI ELDE ETMEYE VAR MISINIZ?

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP