ABD–İran Temasının Ardından Ortadoğu’da Güç ve Belirsizlik
Ortadoğu’da her büyük temas “yeni bir düzenin habercisi” olarak sunulur.
ABD–İran görüşmeleri de bu şablondan nasibini aldı.
Oysa ortada ne yeni bir düzen var ne de eski düzenin sağlam bir kalıntısı.
Bölge, Suriye’nin 2024 sonunda aldığı biçim, Hamas–İsrail çatışmasının yarattığı tahribat ve Körfez’in artan özerkliğiyle birlikte parçalı bir güç alanına dönüşmüş durumda.
Bugün Ortadoğu’da güç inşa edilmiyor sadece yönetilmeye çalışılıyor.
Bu fark, büyük anlatıları değersizleştiriyor.
İran: Nefes Alanı, Zafer Değil
İran’a dair iki uçlu anlatı “zafer kazandı” ya da “ağır yenilgiye uğradı” gerçeği karşılamıyor.
Hamas cephesindeki kayıplar, Hizbullah’ın zayıflaması ve Suriye’deki rejim değişikliği vekil ağını tahrip etti.
Ama bu tablo İran’ın etki kapasitesini ortadan kaldırmıyor; yalnızca maliyetini artırıyor.
İran hâlâ askeri ve diplomatik ağları üzerinden baskı üretebiliyor.
Asıl kırılganlık içeride: kronik yaptırımlar, sermaye kaçışı ve ertelenmiş yatırımlar rejimi sıkıştırıyor.
ABD ile kalıcı bir müzakere zemini oluşursa bu İran için “stratejik zafer” değil, kontrollü bir nefes alanı olur.
Çöküşü erteler; ama gücü genişletmez.
İsrail ve ABD’nin stratejik hedefi bu hesabın dışında tutulamaz.
Körfez: İttifak Değil, Sigorta Sistemi
BAE–Çin anlaşmaları, Suudi Arabistan’ın BRICS ilgisi, Katar’ın hem ABD üssüne hem Hamas bürosuna ev sahipliği yapması Körfez’in “saf Batı ittifakı” olmadığını gösteriyor.
Strateji üç eksende ilerliyor: ABD şemsiyesini korurken Asya ile çeşitlendirme; İran’la yönetilebilir rekabet, krizleri blok savaşlarıyla değil diplomatik kaldıraçlarla yönetmek.
Bu mimari bölgeyi sert blok ayrışmasından uzaklaştırıyor ve çoklu denge arayışına taşıyor.
Körfez’in bu tutumu hem güçten hem kırılganlıktan besleniyor.
İsrail: Değişmeyen Güvenlik Paradigması
İsrail’e dair analizlerin ortak yanılgısı, dış baskıların otomatik olarak stratejik kırılma yaratacağı varsayımıdır.
Oysa UAD süreci, Avrupa’nın eleştirileri ve ABD kamuoyundaki dönüşüm İsrail’in manevra alanını daraltıyor; ama varoluşsal tehdit algısına dayalı önleyici müdahale doktrini değişmiyor.
İsrail’in davranış kalıbı üç sabiteye dayanıyor: varoluşsal güvenlik algısı, teknolojik–askeri üstünlük ve önleyici müdahale refleksi.
ABD–İran yakınlaşması İran’ın nükleer kapasitesini meşrulaştırıyor izlenimi oluşursa, İsrail’in tek taraflı hareket eğilimi güçlenecektir.
Döngü kırılmıyor yalnızca hız kazanıyor.
4. Batı: Çekilme Değil, Maliyet Revizyonu
Batı’nın rolü çoğu kez “gerileme” kavramıyla açıklanıyor.
Bu eksik bir çerçeve. ABD çıkmıyor; yalnızca yük dağılımını yeniden hesaplıyor.
Avrupa ise güvenlikten çok enerji ve göç ekseninde bölgeye bağlı.
İsrail ilişkisi ABD için ideolojik değil, iç siyasete köklü bağlı bir sabit.
Batı’nın etkisi azalmıyor; daha seçici ve hesapçı hale geliyor.
Çekilişi abartmak kadar bu farkı görmemek de analitik bir hata. Mesele yükü bırakmak değil, maliyetini daha akıllıca dağıtmak.
Türkiye: Ara Merkez mi, Kural Koyucu mu?
Türkiye’nin artan ağırlığı tartışmasız.
İHA teknolojisi, Suriye’deki saha varlığı, enerji koridorlarındaki konumu ve savunma sanayii onu vazgeçilmez kılıyor.
Ama bu kapasite sınırsız değil: Türkiye aynı anda Batı, Körfez ve bölge içi aktörlerle çoklu denge yürütmek zorunda.
Bu denge hem en büyük gücü hem de en kırılgan noktası. Türkiye’nin “kural koyucu aktör” olup olmayacağı sorusu ise henüz yanıtsız.
İnsansız sistemlerdeki öncülük, insani yardım kapasitesi ve enerji geçiş hatlarındaki rolü onu merkeze taşıyabilir; ama bu potansiyel, iç siyasi istikrarın sürekliliğine sıkı sıkıya bağlıdır.
Sonuç: Uzun Kaos Döneminin Mantığı
Ortadoğu’da yaşanan şey “yeni bir düzenin doğumu” değil, eski düzenin çözülmesi.
Yerine parçalı bir güç alanı geçiyor.
Kalıcı ittifaklar zayıflıyor, geçici iş birlikleri çoğalıyor.
Devletler aynı anda birden fazla eksende hareket ediyor.
Güvenlik krizleri çözülmüyor, sadece yönetiliyor.
ABD–İran görüşmeleri ne devrim yaratıyor ne de sistemi sabitliyor.
Ortaya çıkan şey: belirsizliğin kurumsallaşması, güç merkezlerinin parçalanması ve ittifakların esnekleşmesi.
Bölgeyi “kazananlar ve kaybedenler” üzerinden okumak yanıltıcıdır.
Gerçek şu: hiçbir sonuç kaçınılmaz değildir, hiçbir statü de kalıcı değildir.
GÜNDEM
24 Haziran 2026SPOR
24 Haziran 2026GÜNDEM
24 Haziran 2026GÜNDEM
24 Haziran 2026GÜNDEM
24 Haziran 2026UNCATEGORİZED
24 Haziran 2026EKONOMİ
24 Haziran 2026