DOLAR 46,4915 0.03%
EURO 52,9654 -0.02%
ALTIN
BITCOIN 2925400-1,74%
İstanbul
28°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Vazgeçilmezler mezarlıklarda yatar

Vazgeçilmezler mezarlıklarda yatar

ABONE OL
Haziran 24, 2026 02:54
Vazgeçilmezler mezarlıklarda yatar

MEZARLIKLAR VAZGEÇİLMEZLERLE DOLUDUR

“Lâ uhibbü’l-âfilîn…”

“Ben batıp gidenleri sevmem.”
(
En’âm, 76)

Fâniye gönül veren fanileşir; Bâkî’ye yönelen ise ebediyetten nasip alır.

Hz. İbrahim (a.s.), hakikati ararken yıldızlara baktı. Sonra aya, sonra güneşe…

Her biri bir süre parladı, göz kamaştırdı ve ardından kaybolup gitti.

O ise fıtratındaki hakikat arayışıyla, insanlık tarihine yön veren bu büyük hakikati dile getirdi:

Ben batıp gidenleri sevmem.”

İnsan, neyi sevdiğine dikkat etmelidir.
Çünkü insan zamanla sevdiğine benzer, değer verdiğinin peşinden gider ve gönlünü bağladığı şey kadar büyür ya da küçülür.

Aslında Hz. İbrahim‘in bu sözü sadece yıldızlar, ay ve güneş için söylenmiş bir söz değildir.
Bu söz; fâni olan her şeye karşı söylenmiş bir irfan manifestosudur.

Bugün insanların peşinden koştuğu şeylere baktığımızda manzara pek de değişmiyor.

Makamlar el değiştiriyor, şöhretler unutuluyor, servetler tükeniyor, güzellikler soluyor, alkışlar susuyor, menfaatler yön değiştiriyor.

Dün uğruna dostlukların feda edildiği, gecelerin uykusuz geçirildiği, vicdanların susturulduğu nice şey, zamanı geldiğinde sahibini yalnız bırakıp gidiyor.

Ne acıdır ki insan, bazen bir ömür boyunca peşinden koştuğu şeyin aslında kendisine ait olmadığını çok geç anlıyor.

Mezarlıklar, bir zamanlar vazgeçilmez olduğunu sananlarla doludur.

Toprağın altında ne makamın hükmü vardır, ne servetin gücü, ne de alkışların sesi…

Geriye yalnızca yapılan iyilikler, bırakılan izler ve Allah için yaşanmış bir ömür kalır.

Dün etrafında kalabalıklar olan nice insanlar bugün yalnızdır.

Dün güçlü görünen nice makam sahipleri bugün hatırlanmamaktadır.
Dün uğruna dostlukların feda edildiği nice servetler bugün sahiplerini terk etmiştir.

Çünkü dünya; gelenin gittiği, açanın solduğu, yükselenin indiği bir imtihan meydanıdır.

Ne yazık ki insan bazen geçici olanı ebedî sanır.
Bir makam elde ettiğinde hiç bitmeyecek zanneder.

Bir servete kavuştuğunda onu koruyabileceğini düşünür.

Bir insana bağlandığında ayrılığı hiç hesaba katmaz.

Oysa hayat her gün aynı gerçeği fısıldamaktadır:

Bu dünyada Allah’tan başka kalıcı hiçbir şey yoktur.

Tasavvuf büyükleri gönlün fâniye bağlanmasını değil, Bâkî’ye yönelmesini öğütlemişlerdir.

Çünkü fâniye bağlanan gönül kırılır; Bâkî’ye bağlanan gönül huzur bulur.

İnsan neye talipse aslında ona dönüşür.
Dünyaya talip olan dünyanın yükünü taşır.

Makama talip olan makamın korkusunu yaşar. İnsanlara talip olan insanların vefasızlığıyla sınanır.

Ama Allah’a talip olan; rahmete, hikmete, huzura ve hakikate talip olmuş olur.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Ben neyin peşindeyim?

Geçip gidecek olanın mı, yoksa sonsuz kalacak olanın mı?

Hz. İbrahim‘in asırlar öncesinden gelen sesi hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor:

Ben batıp gidenleri sevmem.”

Belki de insanın bütün hayatını değiştirecek olan soru tam da burada gizlidir: Batacak olana mı gönül veriyoruz, yoksa ebedî olana mı?

Çünkü bir gün güneş de batacak, ömür de bitecek, alkışlar da susacak.

O gün geriye sadece Rabbine yönelen bir gönül kalacak.

Ve hakikati arayan her gönül bilir ki; batanlar değil, kalıcı olan sevilmeye layıktır.

Çünkü sevginin de, sadakatin de, teslimiyetin de en yüce makamı; Bâkî olana yönelmektir.

Fâni olanın peşinde ömür tüketmeyin; çünkü her batan şey ardında bir hüzün ve bir boşluk bırakır.

Öyle bir hayat yaşayın ki, yokluğunuz makamlarla değil dualarla hissedilsin; çünkü insanı büyük yapan sahip oldukları değil, ardında bıraktığı hayır, gönüllerde bıraktığı iz ve Rabbine taşıdığı samimiyettir.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP