31 Mart 2026 Salı
A Milliler son çeyrek yüzyılın en önemli maçına çıkıyor: Kosova - Türkiye karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
“The Last Trump”
Oy verenlerin hiç mi suçu yok?
Adab-ı muhabbet, dijital gurbet
NATO ve çok uluslu asker meselesi…
Baharın güzelliği polenle gölgeye düşmesin
Kıymetli okurlarımız, bugünden itibaren haftalık yazılarımla sizlere bu köşeden bilgi ve edep dahilinden neşv-ü nema arzında payidar olmaya çalışacağım.
“Göz hizanızı ekranlardan çekip gönül hizanıza çevirmeye bir davet…“
Ekranlarımızın başında, başparmağımızın tek bir hareketiyle dünyaları saniyeler içinde tüketiyoruz. Bir savaş haberi, bir veda mesajı ve bir reklam… Hepsi aynı hız sarmalında zihnimizden akıp gidiyor.
Modern insan, tarihin hiçbir döneminde bu denli büyük bir bilgi sağanağına maruz kalmamış; ancak hiçbir dönemde “anlam” karşısında bu kadar savunmasız bırakılmamıştı.
Sahi, her şeyi bu kadar hızlı tükettiğimiz bir çağda, bizi biz yapan o kadim değerlerden, yani durup düşünmekten ve derinleşmekten geriye ne kaldı..?
Kaybolan Beşeri Samimiyet ve Gönül Köprüleri
Dijitalleşme bize dünyayı bir parmak ucumuz kadar yakınlaştırırken, ironik bir şekilde bizi birbirimizden ve kendi iç sesimizden uzaklaştırdı.
Dijitalden önceki dünyada beşeri ilişkiler, fiziksel bir mekâna ve “göz hizasına” demirliydi.
Bir dostla içilen yorgunluk kahvesi, sadece bir içecek paylaşımı değil; sesin tonundan, elin hareketinden ve hatta o kıymetli sessizlikten süzülen bir ruh ortaklığıydı.
O günlerde “sabır“, samimiyetin mayasıydı; bir mektubun cevabını beklemek ya da bir buluşma saati için sözleşmek, ilişkiye değer ve derinlik katardı.
Bugün ise hız tiranlığının altında, sabrın terbiye edici gücünden mahrum kalmış, sığ ve çabuk tüketilen bağlar kuruyoruz.
İletişim kurmayı öğrendik belki ama “ilişki” kurmayı, o pürüzlü ve filtresiz insan sıcaklığını korumayı unuttuk.
Sosyal medyanın parlatılmış ekranlarında olduğumuz kişiyi değil, görünmek istediğimiz “idealize edilmiş” versiyonlarımızı pazarlarken, gerçek ve samimi olan ne varsa birer “içerik” haline getirip tükettik.
Manevi Boşluk ve Tasavvufi Bir Bakış
Bu teknolojik sürat içinde asıl kaybettiğimiz, medeniyetimizin özü olan “gönül dili“dir. Tasavvufi geleneğimizde insan, “zübde-i âlem” yani alemin özüdür; ancak bugün bu özü, ekranların soğuk ışığında unutuyoruz.
Milli ve manevi değerlerimizde komşunun hatırı, bir selamın bereketi ve bir gönle girmenin kutsallığı varken; bugün dijital bir “beğeni” uğruna kalplerin kırıldığı bir sığlığa hapsoluyoruz.
“Elif” gibi dik durmayı, “Vav” gibi mütevazı olmayı öğreten o kadim terbiye, yerini ekranlardaki benlik yani ego savaşlarına bıraktı.
Maddi hıza yetişirken, ruhun sükûnetini ve “huşû” ile yaşama sanatını ihmal ettik.
Yeniden inşâ için bu dijital kuşatmadan çıkış yolu teknolojiyi reddetmek değil, onu “edep” ile yönetebilmekten geçer.
Özlediğimiz o hakiki samimiyete kavuşmak için günün belirli saatlerinde zihnimizi dijital gürültüden arındırıp, sevdiklerimizin gözlerinin içine bakarak konuşabilmenin sükûnetine talip olmalıyız.
Kısalmış ve emojilere sıkışmış bir dilin sığlığından kurtulup; merhameti, nezaketi ve derinliği olan bir lisanı yeniden inşa etmeliyiz.
Unutulmamalıdır ki söz, kalbin aynasıdır ve ilişkilerimizi “fayda” üzerinden değil, “muhabbet” üzerinden kurguladığımızda ruhumuzdaki o büyük boşluk kapanacaktır.
Bu satırlar, ortak değerlerimiz etrafında şekillenecek bir düşünce yolculuğunun ilk adımıdır.
Kültürümüzün zenginliklerini, manevi mirasımızın o iyileştirici nefesini ve geleceğin vizyonunu; dijitalleşmenin getirdiği o yapaylıktan arındırarak konuşacağız.
Kelimelerin iyileştirici gücüne, düşüncenin zarafetine ve her ne olursa olsun “insan” kalmanın onuruna inananlarla bu yolda buluşmak ümidiyle..
Selam ve Saygılarımla.
Filiz Şahin kimdir?
1980 Erzincan doğumlu; Tarih Bölümü mezunu ve pedagojik formasyon eğitimini tamamlamış bir eğitimci, araştırmacı ve köşe yazarıdır.
Tarih alanında akademik çalışmalarına ve eğitimine devam eden Şahin, tarih, kültür ve medeniyet ekseninde yürüttüğü çalışmalarında geçmiş ile günümüz arasında derinlikli bağlar kurarak toplumsal bilinç ve farkındalık oluşturan metinler kaleme almaktadır.
Evli ve iki çocuk annesidir.