DOLAR 46,1584 0.05%
EURO 53,3748 0.13%
ALTIN
BITCOIN 2822078-1,05%
İstanbul
29°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Halis ÖZDEMİR

Halis ÖZDEMİR

08 Haziran 2026 Pazartesi

Kazakistan Türkleri Federasyonu Toplantısı

Kazakistan Türkleri Federasyonu Toplantısı

Atayurt’tan, Anayurt Türkiye’ye Kazakistan  Diasporası…

Kazakistan ve Türkiye’de Yaşayan Kazakistanlı kardeşlerimizin

17 Mayıs 2026 tarihinde Kazakistan Federasyonu kuruluş toplantısına davetli olarak katıldım.

1952 yılındaki “Büyük Kazak Göçü” ile Anadolu’ya ulaşan Kazakistanlı Türklerin, kültürel hafızasını, birlik ruhunu ve Türkistan idealini geleceğe taşımak amacıyla kurulan “Kazakistan Türkleri Federasyonu”, kuruluş ve tanıtım programını yoğun katılımla gerçekleştirdi.

17 Mayıs 2026…

Toplantıya çok sayıda sivil toplum temsilcisinin yanında başta Kazakistan İstanbul Başkonsolosu Sayın Nuriddin Amankul da katılarak Türkiye, Kazakistan ilişkilerinin önemini de içeren bir konuşma yaptı.

Program sırasında; Doğu Türkistan’dan başlayan Kazakların muhaceret hikayesi içimizi kanatmış, Doğu Türkistan bağımsızlık mücadelesinin kahramanı Şehit Osman Batur, yadedilmiş ve bağımsızlık mücadelesinde yaşanan hazin hikayeler gönülleri bir daha yakmıştır.

Kazakistan Dernekleri Federasyonu Kurucu Başkanı sevgili kardeşim Gaffar Orhun Akdağ’ı gönülden tebrik ediyorum.

Gaffar Orhun’u, üç yıl önce Kazakistan’a davet edildiğimde Kazakistan yolculuğum ve Kazakistan ziyaretimde tanıdım.

O sırada Kazakistan Derneği Genel Sekreter Yardımcısı olarak Kazakistan/Şimkent seyehatine katılmıştı.

Cevval, eğitimli, milli şuur sahibi, gelecek vadeden genç olarak tanıdım. Kendisi hakkında yanılmamışlığımı görmekten son derece memnunum.

Gaffar kardeşimizden hudusen bahsetmemin sebebi, “marifet iltifata tabidir” anlayışıdır.

Ayrıca daha önemlisi de Türkiye’de bulunan diğer muhacir kardeş topluluklar; Doğu Türkistanlılar, Özbekler, Kırgızlar, Çerkesler ve diğerleri için de örneklik teşkil etmesidir.

Kardeş kuruluşların emektar, vefakâr yöneticilerine önerim: gençlere alan açın ve gençlere güvenin.

İnanın, gençlerin ufku, azmi, şuuru, gayretleri sizleri gururlandıracak, temsil ettikleri topluluklara önemli hizmetler ifa edeceklerdir.

Şimdi sıra siz kardeş kuruluşlardadır.
Genç kuşaklara hizmet alanı açın ve sorumluluk verin!

Doğu Türkistan’dan hicret Eden Kazakların Türkiye Yolculuğu…

Federasyon kuruluşu vesilesi ile Kazakistan’dan Türkiye’ye hicret eden Doğu Türkistan’dan gelen muhacir Kazak kardeşlerimizin hazin hikayelerinden de bahsetmek istiyorum…

Doğu Türkistan’dan hicret eden Kazakistanlı binlercesi yola çıkmışlar ancak yolculuğun çetin şartları sebebi ile yola çıkan kazakların üçte biri zorlu yol şartlarında hayatlarını kaybetmişlerdir.

Doğu Türkistan’dan hicret eden diğer muhacirler de aynı zorlukları yaşamışlardır.

Tarihi Sürecin Özet Olarak Hazin Hikayesi…

Doğu Türkistan’da 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Çin ve Sovyet (SSCB) baskılarına karşı direnen Kazakistanlı Türkleri, büyük bir sürgün ve göç dalgasını 18 yılda tamamlamışlardır.

Büyük Kazak Göçü” olarak bilinen bu 18 yıllık süreçte, on binlerce Kazakistanlı, Altay Dağları’ndan yola çıkarak Himalaya ve Tibet üzerinden Türkiye’ye ulaşan çetin bir yolculuk yapmak zorunda kalmışlardır.

Tarihi olaylar ve göç süreci özetle sürgünün Sebepleri; 1930’lu ve 40’lı yıllarda Doğu Türkistan’daki Çin (Koumitang) yönetimi ve Komünist Sovyetler Birliği’nin bölgedeki Türk halklarına yönelik asimilasyon, ağır vergilendirme ve dini baskıları Kazakistanlı kardeşlerimizi  ayaklanmaya zorladı.

İki ateş arasında kalan Kazakistanlı kardeşlerimiz, bağımsız yaşamak amacıyla topraklarını terk etmek zorunda kaldı.

Kıtalararası Yolculuk (1936-1954)…

Önderleri (Elibay Batır, Sultan Şerif Tайjı ve diğerleri) liderliğinde Altaylar‘dan yola çıkan kafileler, kış şartlarında, açlıkla ve çatışmalarla mücadele ederek önce Tibet ve Hindistan sınırlarına kadar ilerledi.

Yıllar süren bu zorlu çöl ve dağ yürüyüşlerinde binlerce insan hayatını kaybetti.

Türkiye’ye İskan (1950’ler)…

Hayatta kalan kafileler, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes‘in onayıyla 1952 ve 1954 yıllarında Türkiye’ye kabul edildi.

İskanlı Göçmen” statüsüyle gelen Kazakistanlı kardeşlerimiz, öncelikle Niğde, Kayseri, Konya ve Manisa gibi bölgelere yerleştirildi.

Daha sonra birçoğu İstanbul’a göç etti.

Günümüzdeki Yansımaları…

Türkiye’de yaşayan Kazakistanlı Türkler, Doğu Türkistan’daki kültürel miraslarını, gelenek ve göreneklerini koruyup yaşatmaya devam etmektedir.

Bu tarihi göç, edebiyat ve akademik çalışmalarda Altaylar’dan Anadolu’ya uzanan bir özgürlük mücadelesi olarak yer alır.

Türkiye’de yaşayan Kazakistanlı kandaşlarımızın hikayesi de aslında Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklerin hikayesinin başka bir versiyonudur.

Zulüm, Doğu Türkistan’da herkese ulaşmış, herkes zulümden etkilenmişlerdir.

Türkiye’de yaşayan ve Türkiye vatandaşı olan bu dindaş ve kandaşlarımız, geleneklerini kültürlerini muhafaza etmekte oldukça başarılı olmuşlar.

Çeşitli dernek ve vakıf çatısı altında faaliyetlerini aralıksız sürdürmüşlerdir. 17 Mayıs 2026 tarihli toplantı ile de birlik ve beraberliği sağlama dışında faaliyet koordinesini de bir çatı altında sürdüreceklerdir.

Bu vesile ile Kazakistan’dan da bahsetmek gerekmektedir…

Kazakistan, petrol ve doğalgaz zengini olduğu gibi büyük tarım arazilerine sahip zengin bir ülkedir.

Kazakistan’ın nüfusu 25 milyon civarında olmakla birlikte toprak genişliği Türkiye’nin bir buçuk katına tekabül etmektedir.

Türk dünyasını bir bedene benzetecek olursak; Türkiye beyni olmakla, Kazakistan komşu kardeş ülkelerin koç başı, Özbekistan tarihi hafızası diğerleri de her bireyi bedenin bir uzvudurlar.

Kazakistan, Türkistan’ın coğrafi bakımdan ortasına düşmekte etrafını ise Müslüman Türk devletleri çevrelemektedir.

Kazakistan, bölgedeki konumu sebebi ile de tarihi sorumluluk taşımaktadır.
Türk Devletler Teşkilatı” bünyesindedir.

Önemli yere sahip olan Kazakistan’ın Türk ve Müslüman dünyası arasındaki birliğin, beraberliğin, zenginliğin, kültür alışverişinin paylaşılması daha yakın birliktelikler oluşturmada Türkiye’de bulunan Kazakistan muhaciri vatandaşlarımıza görev ve sorumluluk düşmektedir.

Umarım kurulan federasyon çatısı altında bu bağlamda da önemli hizmetler yapılır.

Kazakistan Dernekleri Federasyonu’nun diğer kardeş ülke halkları için de teşvik edici olması ile Türkiye’nin birliği, dirliği, kalkınması ve kardeş Müslüman Türk devletlerinin birlik ve beraberliğinin derin, samimi ve ticari, ekonomik, kültürel, siyasi savunma alanları da dahil güçlü ve daha hızlı bir dayanışma sağlanması için Türkiye’de yaşayan kardeş devletlerden Türkiye’ye yerleşmiş olan kardeşlerimiz daha aktif rol almış olsunlar.

Müslüman Türk Dünyası’nın geleceklerinin teminatı birlik olmaktan geçer.

Vesselam.

Devamını Oku

Teşekkürler Sayın Mustafa Çiftçi

Teşekkürler Sayın Mustafa Çiftçi

Teşekkürler Sayın İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi!

Doğu Türkistan muhacirleri birkaç zamandır Türkiye’de tedirgin ve endişe içinde yaşamaya çalışıyorlar!

Doğu Türkistan muhaciri kardeşlerimiz gidebilen Suriye ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Türkiye’yi terketmeye başlamışlardı.

Buna sebep ise, maalesef gerek bazı işgüzar emniyet ve adalet kurumu personelinin Doğu Türkistan’da yaşanan soykırımı görmezden gelip kanun ve muhtemelen yönetmenliklere göre hareketle muhacirlerden kimlik vb. evraklarındaki noksanlıklar sebep gösterilerek gözaltına alıyor bazılarını ise sınır dışı ediliyorlardı.

Oysa Türkiye öncelikle TÜRK YURDUdur!

Sonrasında ise tarih boyu diline, dinine, milliyetine bakmaksızın muhacirlere kucak açmış mazlumların kurtuluş adresi olmuştur.

Uygurların karşılaştığı muamele ne Türk milletinin tarihi misyonuna, ne de muhacir anlayışına uymamakta idi!

Okuyucularımın hatırlayacağı gibi bu konuda adeta feryat ederek defaten uyarılarımızı yapmıştık.

Bırakınız toplum ve tarih önünde düşürüldüğümüz vaziyete, indi ilahide bunun hesabının verilemeyeceğini yazmıştım.

İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi yapması gerekeni yaparak gereğini yapmış ve Uygur Türkü Mihrigül Tayurak’ın sınır dışı kararını durdurmuştur.

Bu konu ile ilgili olarak da gazetemizde ve medya da  çıkan haberlere göre; İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Uygurlu kadın için Göç İdaresi’ni sil baştan değiştirmiş ve Uygurlu kadın yoldan çevrilerek, Göç İdaresi’nde art arda görevden aziller yaşanmıştır.

İçişleri bakanlığındaki azil veya görev değişiklikleri hangi saikle yapılmıştır detaylı bilgiye sahip değiliz.

Lakin yapıla uygulamanın doğru olduğu anlaşılmaktadır.

Müslüman Uygurlu kardeşlerimiz adına bir kez daha teşekkür ve tebrikler Sayın Bakan!

Türkiye’den bekleneni yaptınız.

Şimdi sıra Sayın Adalet Bakanımız, Akın Gürlek’tedir.

Maalesef bu süreçte elimiz yüreğimizde Adliye koridorlarında Doğu Türkistan muhacirleriyle ilgili çıkacak kararları bizler de muhacirlerle birlikte bekledik ve gene sessiz kalmayarak adalet görevlilerine “ilahi adalet” hatırlatmasında bulunduk.

İkisi bayan birisi erkek üç Doğu Türkistanlının iade korkularını, endişelerini bana gelerek paylaşmalarını unutamam!

Halen Fransa’da yaşayan benim TV programlarımda Doğu Türkistan’da yaşanan zulmü dünyaya haykıran Gülbahar hanımın Oğlu Türkiye’de eşi ve üç çocuğu ile yaşadığı sırada Paris’te yaşayan ve hastalanan annesi Gülbahar hanıma hizmet etmek için Fransa’ya gidip altı ay sonra Türkiye’ye sokulmamasının yasal izahı elbette olabilir.

Ancak Doğu Türkistan muhacirleri denilince kural yönetmenlik vs. rafa kalkmalı kardeşlerimize kucak açarak  can, mal, ırz güvenliği sağlanmalıdır.

Siz çok değerli okuyucularım yakınen bilmektedirler ki; Doğu Türkistan muhacirleri ile et ve tırnak gibiyiz! Sıkıntılarının, dertlerinin yükü altında ezilmekteyim!

Bazen bilmek de çok zor!

Hem de çok!

Sayın İçişleri bakanımıza ve asayiş görevlilerinizin gösterdiği hassasiyete çok teşekkür ederim.

Kendilerine yakışan ve Türkiye Cumhuriyeti devletinden beklenen tavrı göstermişlerdir.

Şimdi sıra çok değerli Adalet bakanımız Sayın Akın Gürlek beyefendidedir!
Buradan tekrar çağrı yapıyoruz: Yasal düzenleme mi yapılacak, tebligat mı yayınlanacak artık ne gerekiyorsa…

Süreci biz bilemeyiz ancak muhacir kardeşlerimizin “adliye” endişeleri giderilmelidir.

Çoğunun avukat tutacak mecalleri yok!

Bu kardeşlerimizden haklarını yasal yollardan aramaları beklenmeden sorunlar çözülmelidir.

Bu konuda Sayın Bakan Akın Gürlek beyin de aynı düşünce ve hislerde olduğundan endişemiz yoktur.

Türkiye, Türklerin vatanıdır!

Türkiye mazlumların; dil, din, milliyet bakılmaksızın yurdudur!

Türkiye ana kucağı, baba ocağıdır!

Türk milletini asil yapanlardan birisi de hamiyetperver olması, adil olması hicreti ve muhaciri gözetip kollamasıdır.

Aziz milletimiz peygamberimizin de bir Muhacir olduğunu ve Ensar’ın muhacirlere karşı tutumunu bilerek o inanç ve kültürden beslendiği için büyük millettir!

Türkiye büyük devlettir ve büyüklüğünü her vesile ile deruhde etmelidir.

Bu vesile ile Mübarek Kurban Bayramınızı tekrar tebrik eder, sağlık afiyetle nice bayramlara kavuşmanızı dilerim.

Vesselam.

Devamını Oku

MHP tabanı nereye evriliyor, Bahçeli’nin rotası?

MHP tabanı nereye evriliyor, Bahçeli’nin rotası?

MHP tabanı nereye yelken açtı?
Devlet Bahçeli’nin Rotası…

AK Parti’nin iktidar geleceği…

geçtiğimiz hafta “Erdoğan’dan sonra Erdoğan” başlıklı makalemizde, AK Parti’nin Genel Başkan senaryolarını gündem etmiştim.

Şimdi AK Parti’nin iktidar yolculuğuna dair yol haritasını gündemimize alıyoruz.

Bu değerlendirmeler yapılırken Sayın Erdoğan’ın 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye seçimleri başta olmak üzere katıldığı bütün seçimleri kazanma stratejik başarıları ile tartışılmaz bir “siyasi deha” kabul edilmesi, seçim planları ve atraksiyonları unutulmamalıdır.
Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra aşağıdaki değerlendirmeleri yapalım.

Sayın Erdoğan’ın siyasi başarılarına rağmen, AK Parti iktidarının sonuna mı gelindi?

Bu sorunun cevabı sadece AK Parti’nin siyaset yolculuğuna bağlı değildir.

Türkiye’nin 50+1’e mahkum edilmesi önemli eşiktir.

Dolayısı ile AK Parti iktidarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi, MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı tercihine ve duruşuna bağlı olduğu gibi MHP’nin kendi seçmenlerini domine edebilmesine de bağlıdır.

Bu iki parti 50+1 zorunluluğu dolayısı ile adeta “ikiz kardeşler” durumuna gelmişlerdir.

Durum madem böyledir.

O halde MHP seçmeni hangi oranda rotayı nereye çevirmiştir?

Ona bakmamız lazım.

Geçtiğimiz günlerde bir dost meclisinde çoğunluğun MHP’li ülkücülerden oluşması çok ilginç bir sohbete kapı araladı.

Üniversite yıllarından itibaren ülkücü olan bir Prof. Akademisyen: “Bu iktidardan kurtulmak için ideolojik takıntıları bir kenara bırakmalı ve CHP’yi desteklemeliyiz…” dedikten sonra orada bulunan MHP’de geçmişte önemli görevler yapmış başka bir Prof. Akademisyenin de bu görüşlere katılması, hatta orada bulunan MHP’lilerin bu görüşlere katılması sonrasında kendilerine: “Sizler 1980 öncesi birbirlerine kurşun atanlar değil misiniz? CHP’ye oy vermeniz ve CHP’yi desteklemeniz için motivasyonunuz nedir?” diye sordum.

Cevaplarında ilginç birtakım gerekçeler ileri sürdükten sonra: “Bunlar gitmeli. Bunun yolu CHP’yi geçici olarak desteklemekten geçer”diye cevap verdiler.

İşin ilginç yanı orada bulunan milliyetçi, MHP’ye gönül vermişlerin bu öneriyi içselleştirmiş olmalarıydı.

Görünen yol klavuz istemez.

Anlaşılan o ki, MHP’li emektar bazı seçmenler, MHP’yi desteklemeyi bıraktıkları gibi AK Parti’ye olan desteklerini de çekmişler, CHP’ye yelken açmışlardır.

Peki MHP Yönetimi ve Devlet Bahçeli’nin rotası nereye evrilmiştir?

Konuşulanları şöyle özetleyebiliriz:

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının eski ülkücü yeni CHP’li Mansur Yavaş olması Bahçeli’ye kolay hareket alanı açacaktır.” diyenler.

Her nasıl olursa olsun, “Sayın Erdoğan’ın kaybedeceğini anlaması halinde de Sayın Bahçeli’nin CHP’nin adayını destekleyeceğini iddia edenler.

Bu iddialar Sayın Bahçeli’nin siyasi atraksiyonları/keskin virajları, kendisi halkındaki iddialara “olmaz olmaz” denilemeyeceği de bizatihi Bahçeli’nin siyasi yolculuğundan okumak mümkündür.

Kim inanırdı ki, “Önder Öcalan mecliste konuşsun. Öcalan’a statü…” gibi teklifler sayın Bahçeli tarafından dillendirilsin!?

Nereden nereye?!

Efendim, “Terörsüz Türkiye…” Terörsüz Türkiyeyi kim istemez ki” değil mi?

Ama nasıl?

Hangi şartlarda?

Sonuç; “Devlet” Bahçeli’nin görüş ve ifadeleri, “Devlet Aklı” olarak sunuldu.

Görüşler Devlet Bahçeli’nin görüşleri miydi?

Devlet Aklı”nın görüşleri miydi?

Hep birlikte çok yakın zamanda elbette tüm çıplaklığı ile anlaşılacaktır.

Türk devleti büyük devlettir.

Türk devlet aklı” da tarihten süzülmüş birikime sahip büyük tecrübe ve devlete bağlılığı ifade etmektedir.

Sonuç olarak; görünen o ki bir kısım MHP seçmeni CHP’ye “tornistan etmiş” görünüyor.

Birçoğuna göre de, ”Sayın Bahçeli de “tornistan” için zamanını beklemektedir.”

Olur mu olur! Ne dersiniz?

Daha önce cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP, MHP’nin ittifak yaptığını, “Ekmekçi Ekmeldin“i hatırlatırım.

Peki bundan sonra ne olabilir?

Türkiye’de siyasi partilerin tuz buz olduğu gerçeğini gözardı etmeden irili ufaklı partiler üzerinden değerlendirelim.

Yüzde üç/dörtlere takılmış Yeniden Refah!

Yeniden Refah Partisi (YRP), Türkiye’de teşkilatlanma bakımından çok yaygın, halkın kabulünü kazanmayı başarmış, üye sayısı itibarı ile üçüncü sıraya gelmiş, Genel Başkan Sayın Fatih Erbakan, halk nezdinde kabul görmüş olmasına ve hali hazır “kararsız seçmenin yüzde 34’lere gelmesine rağmen partinin oy oranı anket şirketlerine göre yüzde 3-4’lerde seyretmesi parti yetkililerinin kendilerini çok ciddi olarak tahlil etmelerini, seçmenin kendilerine yönelmemesinin sebeplerini “canlarını acıtsa da” açık yüreklilikle değerlendirmelerini zorunlu kılmaktadır.

Bunu yaparken Saadet Partisi (SP)’nin CHP ile ittifakı gibi seçmenin hışmını çeken bir hataya düşmeden tedbirler geliştirmelidirler.
Aksi halde seçmenin kaale almadığı partilerin durumu ortadadır.

Saadet Partisi, uzun süreli CHP ittifakı ile ittifak yaparken “kendi mahallesi”ni küstürdü.

Seçmenle aralarındaki küskünlüğü aşıp aşamayacaklarını bakıp göreceğiz.

Şayet kendi mahalle seçmeni ile barış sağlayamazlarsa siyasal başarıları yerinde saymaya devam edecektir.

TBMM’de milletvekillerinin üstün performans göstermelerine rağmen SP’yi bu anlamda zor günler beklemektedir.

İYİ Parti, Anahtar Partisi ve Zafer Partisi muhtemelen ittifak ile kendilerine parlemento yolu açacaklardır.

Gelecek, Deva partilerine gelince; kurulacağı konuşulan Abdullah Gül’ün adının geçtiği parti bünyesine veya SP-YRP ile ittifak arayışlarına gireceklerdir.

Sonucu ne olur, başarı şansları nedir kestirmek zor!

CHP ise;

CHP, MHP, DEM Parti olağanüstü gelişme olmazsa iddialara göre muhtemelen seçimlere birlikte katılacakları konuşuluyor!

Tabi CHP’de bir bölünme yaşanmazsa!

MHP’nin bu ittifakta işi yok diye düşünenlere gelince, MHP bu ittifakta olsa da olmasa da görünen o ki, MHP tabanı CHP yoluna revan olmaktadır.

Bu durumu Ankara Büyükşehir Belediye seçimlerinde Mansur Yavaş’a destekleri ile fiilen yaşadık!

Bu arada AK Parti-DEM Parti ittifakı da “olmaz olmaz” görünmemektedir, ihtimal dahilindedir.

Ancak burada da DEM Parti seçmeni partilerinin aksine tavır alacağı konuşulmaktadır.

Yani çarşı karışık!

Ortalıkta parti mensubiyeti kalmamış görünüyor!

Eee, o halde sonuç ne olur?

Olağanüstü bir durum olmaz, CHP bölünmezse CHP koşar adım iktidara yürüyor!” diye düşünenler ve umutlanan CHP yönetimi haklı çıkar mı?

Efendim seçmen, İHA’ları, SİHA’ları otobanları, hizmetleri görmüyor mu? Belediyelerde olanları, CHP’li belediyelerde olanları görmüyor mu?

Görüyor.

Görmez mi? Göre göre, bile bile “CHP’ye koşuyorlar.”

Sebeplerden birisi bu bağlamda partiler arasında fark görmemeleri, “yok birbirlerinden farkları” diye düşünmelerindendir.

Bu yaklaşım partileri eşitliyor.

Hiç aklınıza gelir miydi 1980 öncesi birbirlerini kırıp geçirenler bugün, “AK Parti’den kurtulmak” gerekçesi ile CHP’yi desteklemenin zorunlu olduğunu düşünecekleri?

Tekrar YRP ve SP’ye dönecek olursak, bu gidişle halkın alternatifi arasında değiller.

Öncelikle;

Halkı ve beklentilerini doğru okumaları zorunludur.

Birlik ve beraberliği sağlamalılar.

Milli Görüş iddiası Milli Görüş’ün yakınından uzağından geçmemişlerle olmaz!

Açılım saçılım işini önce Anavatan Partisi, sonra AK Parti gerçekleştirmiştir.

Ancak her iki parti de ideolojik iddia ile seçmen karşısına çıkmamışlardır. Unutulmasın ki,  vatandaşlar kim kiminle ve kim kimdir biliyor.

Vatandaşın tanıdığı bildiği ve hakkında hükmünü verdiği siyasetçiler sizin partinize katıldılar, üst yönetime getirildiler diye vatandaş nezdinde aklanmazlar!

Vatandaşın ferasetini görmemezlikten gelenler aldanırlar. Hep aldanmışlardır.

Vatandaş cevabını ve kararını sandıkta vermektedir.

Bugünkü şartlarda görünen o ki, “AK Parti için yolun sonu görünüyor.” diye düşünenler çoğalıyor.

Bu arada beş milyonu bulduğu ifade edilen “ev genci” olgusunun eve hapsolmuş işsiz gençlerin ailelerine sosyal ekonomik etkilerinin siyasal sonuçlarını ve seçmenin üçte birine tekabül eden, yüzde 34’lük kesimin kararsız seçmen olmalarını akıldan çıkarmamak gerektiği gibi “siyasette bir hafta çok uzundur!” her şey olabilir gerçeğini unutmamak gerekir.

Türk milleti, uçak ve Savunma Sanayii’nde gelinen noktayı da, geçmişte CHP idaresindeki Türkiye’de başta Vecihi Hürkuş, olmak üzere Savunma Sanayii’nde Nuri Killigil’in hayatına malolan engellemeleri de bilmektedir.

Milletin feraseti neye karar kılacak, bekleyip göreceğiz.

Siyasi partileri zorlu süreçler beklemektedir.

Hiçbir partinin yolu açık görünmemektedir.

Gaibi Allah bilir.

Bizimki görünenleri okumaya çalışmaktır.

Aslolan soğukkanlılıkla olanları okumak ve tedbir geliştirmektir.

Muradımız; vatanımız, milletimiz hayrına işler ve sonuçlar olmasıdır.

Olanda hayır olmasıdır.

Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler!

Vesselam.

Devamını Oku

Sonunda çağdaş, medeni ve ilerici olduk!

Sonunda çağdaş, medeni ve ilerici olduk!

Gözümüz Aydın “Tır Şoförü Kadınlar”ımız,

“Ev Gençlerimiz” Oldu

Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik, bir de ne görelim bir arpa boyu yol gitmemişiz!

Önce: “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaşta” diye yola çıktık.

Tek tip sözüm ona “çağdaş demokrat aydın” gençler yetiştirecektik!

Yetiştirdik yetiştirmesine de yetiştirdiklerimizin bir çoğu geleneklerinden, milli, dini değerlerinden kopmuş milli şuur yoksunu garip bir nesil oldu.

Sonra büyük iddialarla ortaya çıktık!

Fatihler, Ömerler, Aliler yetiştirecektik.

Bir de baktık ki, uyuşturucu yaşı ilkokullara inmiş, “bekaret mi o da ne ki”, namus orada değil burada” diyen bir nesil türemiş, gusül abdestini hiç duymamış oğullarımız, kızlarımız olmuş!

Tabi ki yetmez(!)

Çağdaş eğitimli gençliğimiz de olmalıydı(!)

Oldu da.

İlçelere kadar yaygınlaştırdığımız üniversitelerimizde ne işe yaradığı, karşılığının ne olduğunu okuyanların dahi anlamadıkları bölümleri bitiren üniversite mezunu gençlerimiz oldu.

Sonunda, Beş milyon mertebesinde “ev gençleri” diye bir olgu ile yüzleştik.

Hayır işimiz bitmedi!

Kadınlarımız, hayatın her alanında olmalıydı aksi halde nasıl çağdaş olabilirdik, nasıl Avrupa ile yarışabilirdik değil mi?

Kadın TIR şoförlerimiz”oldu!

“Kadın İş Makinası Operatörlerimiz” oldu!

Bununla övünür olduk!

Sayılarını hızla artırmayı hedefimiz saydık.

Sonuç: İşsizler ordusu halinde, evlenemeyen, evlenmeye gerek görmeyen bir nesil yetiştirdik!

Kadınlarımızı, evinin hanımı olmaktan, TIR şöförlüğüne, iş makinası operatörlüğüne terfi(!) ettirdik.

Çağdaşlık adına…

Tam gaz ileri!

Sonra nüfus artmıyor!

Öyle mi?

Türkiye bu nüfus artışı ile yirmi beş yıl sonra çalıştıracak işçi bulamayacak!

Kim bilir ilerde askere göndermeye gençlerimiz bile olmayacak!

Çalışan olmadığı için, emekli kurumunun gelirleri yeterli olmadığından emekliler emekli maaşı alamayacak!

Türkiye, dünya ortalamasının çok altında nüfus artış oranları ile gerçek bir beka sorunu ile karşı karşıya kalacak!

İnsan neslinin ülkemizde kurutulmasına çok kalmadı!

Ha gayret(!)

Ancak; şu gerçek hemen her evin içinde patlamaya hazır bomba olarak durmakta!

İşsiz, mesleksiz, geleceğe dair umudu olmayan, evlenmeye cesaret edemeyen, evlenmeyi gerekli  görmeyen milyonlarca kadın ve erkek gencimiz evinde kahve köşelerinde zaman harcamaktalar.

Elbette geleceğe umutla baktığımız gençlerimiz hamdolsun vardır.

Bütün gençler için aynı umut taşınmalıdır.

Ayrıca da her bir gencimiz değerlidir. Hiçbirisinin heba olmasına meydan vermemeliyiz.

Aydınlık geleceğimiz öyle mi?

Hiç zaman kaybedilmeden,

Çalışan kadın” özendirilmesinden vazgeçilip, “evinin hanımı, çocuklarının anası olan kadına” geçilmesi beka sorunudur!

Bu öyle temenni ile olacak iş de değildir.

Her türlü teşvikte destelemek, devlet politikası haline getirilmeli.

Ev hanımlarına başta emeklilik ve mutfak desteği verilmelidir.

Doğum, eğitim desteği, maişet için maddi desteklerle özendirilmelidir.

Üniversitelerde karşılığı olmayan gereksiz bölümler kapatılarak, meslek yüksekokullarına dönüştürülmeli ve gençlerin eline anahtar, tornavida verilmeli, meslek kazandırılmalıdır.

Gençlerin evlendirilmeleri teşvik edilmeli, “kadına evin hanımı” rolü tekrar kazandırılmalıdır.

Ev genci!?

Beş milyonu bulan “Ev genci” beka sorunudur!

Böyle giderse, Allah muhafaza etsin! Türk milletini yok etmek için düşman saldırısına gerek kalmayacak! Nüfus artışı yüzde, 1,4 den yüzde iki/üçlere çıkarılmalıdır.

Aile yok edilmektedir!

Ailenin kutsiyet yeniden aşılanmalıdır.

Genç nesil milli manevi değerlerden ve şuurdan yoksun bırakılmaktadır.

İşin su götürür, şakaya gelir tarafı yoktur!

Hiç zaman kaybedilmeden tedbirler alınmalıdır.

Vesselam.

Devamını Oku

Erdoğan sonrası Türkiye ve AK Parti…

Erdoğan sonrası Türkiye ve AK Parti…

Erdoğan’dan sonrası…

Demirel’den,

Ecevit’ten,

Erbakan’dan,

Türkeş’ten

ve Özal’dan sonra siyaset…

Ve Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığı hatta parti genel başkanlığı konusunda, “olacaktır, olmayacaktır” kabilinden yürütülen mütelaların içinde “Erdoğan sonrası” değerlendirmeleri de işin önemli bir yanıdır.

Önce, Süleyman Soylu sonra, Hakan Fidan isimleri ileri sürülerek “Erdoğan sonrası” için gündeme getirildi.

Siyaset zemini böyledir.

Ne kadar güçlü lider olursanız olun sizin yerinize, sizden sonrası size rağmen konuşulur.

Konuşulmakla kalmaz, siyasette ön almak isteyen aktörlerin cesareti oranında şüyuu bulur.

Öncelikle Sayın Erdoğan’ın yerine konuşanların iddialarını şöyle özetlemek mümkündür.

“Erdoğan’dan sonra AK Parti de aynı Anavatan Partisi gibi dağılır” diyenler,

-“Erdoğan, oğlu Bilal Erdoğan’ı yerine getirecek” diyenler,

-“Hakan Fidan, Erdoğan’ın yerine hazırlanıyor” diyenler…

Ana hatları ile Sayın Erdoğan sonrası, Erdoğan ve partisi ile ilgili düşünceler böyle.

Sayın Erdoğan’ın şahsının halk tarafından kabulü ve partisinin varlığının bizzat şahsına bağlanması ve ayrıca da Turgut Özal’ın sağlığında Anavatan Partisi Genel başkanlığından ayrılması ve yerini Mesut Yılmaz’a bırakması sonrası Anavatan Partisi önce iktidarı kaybetmesi sonrasında siyasi sonunun gelmesinin halk üzerinde bıraktığı kanaat “Erdoğan sonrası partisinin dağılması” görüşünü beslemektedir.

Bir de AK Parti’nin dağılması beklentisi içinde olanlar elbette vardır.

Böyle beklentide olanlar yazının konusu dışındadır.

Erdoğan sonrası AK Parti için, Anavatan Partisi  benzetmesi ne derece doğrudur?

AK Parti ile Anavatan Partisi sosyolojik varlığı tam olarak örtüşmemesine rağmen, Anavatan Partisi örneği böyle düşünmenin önünü açıyor.

Erdoğan, oğlu Bilal Erdoğan’ı mı yerine getirmek ister?

Erdoğan’ın siyasi tecrübesi böyle düşünenleri haklı çıkarır mı? Sanmam.

Hakan Fidan meselesine gelince, hatırlatmak isterim daha önce de Süleyman Soylu’nun ismi güçlü bir şekilde geçmekte ve Sayın Devlet Bahçeli’nin kendisini desteklediği topluma fısıldanmakta idi.

Aynı süreç şimdi de Sayın Hakan Fidan ile ilgili devam etmektedir. Erdoğan sonrası için Hakan Fidan’ın ismini geçirilmesi Hakan Fidan’ın yıpratılması ile sonuçlanması ihtimalini gözardı etmemek gerekir.

Hakan Fidan, yetişmiş tecrübe kazanmış devlet adamıdır. Yıpratılması, yıpranmasını ne derece doğrudur?

Hakan Fidan, ismini bizzat kendisi Erdoğan’a rağmen ön plana çıkarıyorsa kendisi açısından hiç de hayra alamet değildir!

Bunun anlamı bir bakıma yıllardır en yakınında olmasına rağmen Sayın Erdoğan’ı tanımamış demektir ki, bu da “öngörüsüzlük” olarak değerlendirilecektir.

Şayet etrafındakilerin verdikleri havadan ibaret ise, onlara sormak lazım “bre kardeşim Sayın Fidan’ın ne kötülüğünü gördünüz!”

Ha bir de “dışardan destek/gaz verilme” meselesi varsa böyle bir gazdan umutlanmak ne nerece doğru adımdır ciddi bir değerlendirme yapmak gerekir. Türkiye’de halka rağmen “dış destekli” siyaset dönemi kapanmıştır.

Türk milleti artık, “onun adamı bunun adamı, arkasında onlar var bunlar vara” itibar etmemektedir.

Sayın Fidan’ın şayet böyle bir niyeti varsa işi zorun zoru görünüyor…!

Bu arada İsrail artı ABD’nin, İran’a saldırısı sürecinde Sayın Fidan’ın, İran’la ilgili bazı ifadeleri de vatandaşların dikkatinden kaçmamış ve “dış destek arayışı” olarak değerlendirilmesine yol açmıştır.

Erdoğan’dan sonra Erdoğan…

Peki o halde hangi Erdoğan?

Allah sağlık afiyetle uzun ömür versin Sayın Erdoğan’ın sağlığı elverdiği sürece Erdoğan’ın gerek cumhurbaşkanlığı adaylığı, gerekse partisinin genel başkanlığının devamı da gönül vereler açısından vazgeçilmezdir.

Sayın Erdoğan’ın “karizmatik liderliği ile yeri doldurulamaz” kanaati sevenlerinde hakim düşüncedir.

Karizmatik liderlerin yeri kendilerinden sonra doldurulamamaktadır.

Turgut Özal’ın yerine gelen Mesut Yılmaz, Özal’ın yerini dolduramamış, Özal, partisinin başına tekrar dönmek istemiştir.

Erdoğan, Özal’ın yolunda yürürse partisi ve kendisini aynı akıbetin beklediğini de tecrübesi gereği bildiğini düşünüyoruz.

Bu tesbitten sonra…

Türkiye’nin siyaset yolculuğunda kuvvetli iz bırakan karizmatik liderleri üzerinden kısa bir tahlil yapalım.

Demirel’den,

Ecevit’ten,

Erbakan’dan,

Türkeş ve

Özal’dan sonra siyaset…

Farkında mısınız siyasete ve Türkiye tarihine damga vurmuş lider/başkanların kendilerinden sonra yerleri doldurulamadı.

Yerlerinin doldurulamamasının pek çok sebeplerinden söz edebiliriz.
Ancak birkaçını şöyle sıralayabiliriz.
Öncelikle adı geçen merhum siyasetçilerimizin ortak özellikleri, “Genel Başkan”dan ziyade, “Lider”olmalarıydı.

Kritik zamanda çözümsüzlüğün, umutsuzluğun boy verdiği zamanlarda işte bu liderlerin sorunu tereyağından kıl çeker gibi çözme yetenekleri vardı.

Kendilerine gönül verenlerin güvenlerini ve saygılarını kazanmışlardı.

Danışmak, bilgi almak genel tavırlarıydı.

Başkalarından görüş almak, fikir almaktan gocunmuyorlardı.

Bu durumu başta merhum Necmeddin Erbakan hocamız olmak üzere merhum Alparslan Türkeş’le de yakınen tecrübe etme imkanım olmuştur.

Liderler, toplumun değerleri ile ilgili absürt çelişki içine girmiyorlardı.

Oturmaları, kalkmaları, konuşmaları, öz güvenleri, olaylar karşısında savrulmamaları takipçilerine umut veriyordu.

Kendilerinden sonra siyasi temsilcisi olduğunu iddia eden siyasetçilerimiz şimdiye kadar takipçisi oldukları siyasetçilerin bir bakıma tarlalarına harman kurdukları liderlerin yerlerini doldurabildiklerini şimdilik söyleyemiyoruz.

İlerde bizleri neler bekliyor bekleyip göreceğiz.

Şimdilik umudumuzu koruyoruz.

Karizmatik lider versiyonunun son temsilcisi kabul edilen, halkın kuvvetli desteğini ve güvenin kazanmış ve ülkeyi uzun zamandır yöneten cumhuriyet tarihinde seçim kazanma ve yönetme de rekor kırmayı başaran “lider” vasfını Türkiye dışında da tartışmasız olarak kabul ettiren Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine talip olmak da doğrusu yürek ister.

Merhum siyasetçilerimiz gibi halkın lider“ olarak kabulünü kazanmak kolay değildir.

Artık kadro siyaseti gerek.

Bundan sonra lider olmak çok zor görünüyor.

Siyasetçiler artık geçmişteki siyasetçilere özenmek yerine kollektif kadro oluşturmalılar.

Ülke yönetmek; gemiyi sulhu salahla limana yanaştırmak, kadro ile ve  ortak akılla mümkündür.

Sayın Erdoğan’ın “yeri” için yapılan hesaplar, (Allah sağlık afiyetle uzun ömürler versin) sağlığı elverdiği sürece hesaba uymaz.

Erdoğan’ın yerine ve Erdoğan’ın geleceğine, başta gönüllerin de sahibi olan, “kararların üstünde karar verici”nin nasip etmesi ile halk karar verecektir.

Hangi yönetim ve temsil yeri olursa olsun, yönetenlerin yerine soyunanlar genellikle kendilerine en yakınları arasından çıkmaktadır.

Ancak akıllarından çıkarmamaları gereken:

Erken öten horozun başını keserler.” ata sözümüzü unutmamalarıdır.

Ayrıca hangi parti veya kuruluş olursa olsun, zirveye oynamak demek, var olmak veya yok olmak demektir.

Bunun ortası yoktur.

Vesselam.

Devamını Oku