DOLAR 47,6002 0.05%
EURO 54,9777 -0.09%
ALTIN
BITCOIN 3067825-0,50%
İstanbul
30°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Halis ÖZDEMİR

Halis ÖZDEMİR

03 Ağustos 2026 Pazartesi

Siyasette, partilerde neler oluyor?

Siyasette, partilerde neler oluyor?

Son zamanlarda seçilmişlerin seçimleri, yani kendilerini ne umutlarla ne gayretlerle seçmiş olan seçmenin tercihini kaale almadan parti değiştiren siyasetçiler…!

Parti değiştirmeler, geçmişte yeniden seçilme yollarını arama olarak değerlendirilirdi.
Şimdilerde parti değiştirmeler, her ne kadar parti değiştiren bazıları tarafından “daha iyi hizmet” gerekçesi ileri öne sürseler de vatandaşlar, “yargılanmaktan kaçış” olarak görmektedir.

Siyaset çok parçalandı.

Türkiye’de siyasetin ana eksenisağ siyaset sol siyaset, milliyetçi ve daha dindarların oluşturduğu milli görüş siyaseti idi.

Önce partiler bölündü…

MHP’den iki parti doğdu; BBP ve İYİ Parti sonra onların da türevi ortaya çıktı ve MHP kendisi ile birlikte beş parti oldu.

AK Parti’den iki parti çıktı

Gelecek ve Deva ismi ile…

Gelecek Partisi kendini feshetti.

CHP’de önce ikiye bölündü, DSP doğdu.

Şimdi de CHP’den de Yeni Parti doğdu.

Sonrasında ise “siyasi deprem” sayılabilecek nitelikte bölündü hem de öyle böyle değil, büyük parça nerede kaldı henüz net bir durum yok.

Refah Partisi’nden de dört parti çıktı.

RP’nin kapatılması sonrasında Saadet Partisi olarak siyaset yolculuğunu sürdürürken önce AK Parti sonra, HAS Parti da sonra Yeniden Refah Partisi çıktı.

Yani siyaset kendi içinde çok parçalı hale geldi.

Siyasi parçalanmışlık bununla da kalmadı şimdi belediye başkanları, milletvekilleri seçildikleri partilerinden partilerine muhalifi partilere geçmekteler.

Parti değiştirmelerin ahlaki yönünü tartışmaya gerek görmüyorum.

Bu konuda vatandaşlar kısa öz tanımlamayla “dönekler” diye ifade etmektedir.

Ne oluyor da son zamanlarda parti değiştirmeler hızlandı?
Sorulması gereken soru bu.
Vatandaşlar bunun da cevabını kısa ve öz olarak kendince bulmuşlar ve ”yargıdan kaçış” olarak değerlendirmişlerdir.

Bu iddia siyasetçiler arasında da havada uçuşmaktadır.

Durum belki de “şüyuu vukuundan beternoktasında ilerlemektedir.

Transferler yargıdan kaçış için midir, daha iyi hizmet için midir onu da yaşayıp göreceğiz?

Bir gerçek var ki, parti değiştirenlerin partisini terkedip gittiği partiye de bir faydası olmayacak gibi görünüyor!

Hele bu parti değiştirme gerçekten yargılanmaktan kaçış ise durum daha vahim demektir.

Ancak seçilmişlerin parti değiştirmesi seçmenin iradesini yok saymak demektir.

Seçmen ne sahiplenmelerle, ne gayretlerle seçmektedir muhteremleri…

Ama beyhude parti değiştirmeler olağanüstü artmıştır.

Seçilmişlerin parti değiştirmeleri siyasete olan güveni zedelemekte olduğu bir gerçektir.

Seçilmişlerin parti değiştirmelerinin yasal sınırları olmalıdır.

Önlenmelidir.

Seçmenin iradesi seçilmiş kişinin gelecek hesabına heba edilmemelidir.

Kaldı ki son zamanlarda siyasetçilerin yolsuzluk ve usulsüz iddiaları  dolayısı ile adliyeler dolmuş, siyaset kurumu son derece yıpranmışken birde buna seçmen iradesi dışında parti değiştirmeler eklenmiştir.

Elbette insanların siyasi görüşleri değişebilir, “aydınlanma” yaşayabilirler ancak bu seçildiği partiyi ve kendisini seçen seçmeni yüzüstü bırakma hakkını vermemeli.

Siyasete güveni ve saygıyı yıpratmaya kimsenin hakkı olmamalıdır.

Kaldı ki vatandaşların milletvekillerinin hem milletvekili emekli maaşı, hem de milletvekili maaşı almaları tartışılırken.

Bir de vatandaşlarımız partilere yapılan astronomik hazine yardımını doğru bulmazken siyaset kurumu üst üste tartışma alanı haline getirilmektedir.
Siyasi partilere yapılan astronomik hazine yardımları vatandaşa sorulmalıdır!
Vatandaşların rızası var mıdır?

Vesselam.

Devamını Oku

Kim bu Doğu Türkistan’a giden gazeteciler?

Kim bu Doğu Türkistan’a giden gazeteciler?

Doğu Türkistan’a Giden Gazeteciler…

Bir grup gazeteci Komünist Çin sponsorluğunda Doğu Türkistan’a gitti.

Çin bunu hep yapıyor!

Daha önce de sözüm ona bir grup “İslam alimi”ni Doğu Türkistan’a götürdü ve onlara Doğu Türkistan’da “herşey güllük gülistanlık” anlamına gelen açıklamalar yaptırmıştı da ben de onların ağzının payını, “Alimlermiş Hadi Oradan!” başlıklı makalemle vermiştim.

Türkiye’den giden gazetecilerin Türk vatandaşı olduklarını biliyoruz da bilmediğimiz “antisemitist” yasası gereği de bilemediğimiz(!) gidenlerin, “Türk olup olmadıkları veya müslüman olup olmadıklarına” hadi bu da bizi ilgilendirmiyor diyelim!

Bunların vicdanlı, insaflı insan olup olmadıklarını biliyor muyuz?

Bu bizi ilgilendiriyor.

İnsan en azından “insani duygu ve hasletler” taşımalı değil mi?

Kendilerine şu soruyu sorma hakkımız var: Komünist Çin devletinin daveti ile Doğu Türkistan’a gitmeden önce Türkiye’de, Doğu Türkistan’dan bir şekilde kaçmayı başarmış Doğu Türkistanlı muhacirlerle görüşmeyi onlardan bilgi almayı düşünmüşler mi?

Hadi Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı kardeşlerimize sormadınız, yüzlerce batılı insan hakları örgütlerinin, gazetecilerinin açıklamalarını, raporlarını da mı görmediniz?

Hadi bunları da görmediniz, BM’nin açıklamalarını da mı işitmediniz!

Doğu Türkistan’da yaşanan soykırım ve zulümleri dünyada duymayan kaldı mı?

Sanmam.

Duymak istemeyenlerin kaldığı çok açık görünüyor!

Doğu Türkistan’da kardeşlerimizin yaşadıklarını görmeyen, görmek istemeyen veya Komünist Çin’in propagandistliğine soyunanlara da bize, “kim bunlar“ deme hakkı doğar!

Kim bunlar?…

Bilenler anlatsın.

Hakikate kulağını tıkayanlara ne deniyordu?

Türkiye’de şu sorunun cevabını alma zamanı gelmişte geçmektedir: Kim kimdir, kim kriptodur?

Adı Ahmet, Mehmet olabilir!

Gerçekte bunlar kimdir?

Kime, kimlere hizmet etmektedirler!

Türkan Saylan diye birisi geçti bu ülkeden…

Geçti geçmesine de PKK’lılara burs verdikten sonra: “bize namaz kılan gençler değil, dans eden gençler lazım” dedikten ve bunun için bir ömür çalıştıktan sonra geçti!

Tüm bunlarıda “öğrencilere burs veren aydın kişi” namı ile yaptı!

Türkiye kadar “kendinden görünüp, haini çok” kendi değerlerine saygısı olmayan bir ülke var mıdır acaba?

Veya hangi ülke bu kadar “içerdeki hainlerini” yaşatır barındırır ve ahkam kestirir acaba!

Bu aziz millette “sırtından hançerlenmek” bağımlılık mı yaptı yoksa kanıksandı da hançerlenmek normal mi sayılıyor!

Bilmiyoruz!

Artık yeter!

Kim kimdir bilmek hakkımızdır!

Hain kriptolar; bazen siyasetçi bazen akademisyen, bazen gazeteci, bazen yazar, bazen iş adamı çoğu zaman sanatçı (bozuntusu) olarak arz-ı endam ederler!

Ve ukalalıkta, çok bilmişlikte bunların üzerine kimse çıkamaz! Konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar!

Zaman gelir devlete en bağlılar bunlardır!

Zaman gelir çok üreten iş adamıdırlar!

Zaman gelir en iyi, en başarılı akademisyen bunlardır!

Bunlar birbirlerinin ününe ün katarak dayanışmalarını her alanda sürdürüp, “bozacının şahidi şıracı” pozisyonunu korurlar!

Kamuoyunda öyle bir algı oluştururlar ki, “her bilge insan böyle düşünür(!)” şeklinde koro halinde propaganda gerçekleştirirler.

Ama milletin feraseti bunları deşifre eder.

Eder etmesine de gene de en yüksek ses bunlardan çıkar!

Artık yeter!

Zulme rıza zulümdür!

Doğu Türkistan’da yaşananlar karşısında insanların tutumları da “turnusol kağıdı” gibi ortaya çıkmaktadır.

Zalimin yanında mısınız? Mazlumun yanında mısınız?

Mazlumlar için ne yapıyorsunuz?

Ve zalimlere karşı ne yapıyorsunuz?

Doğu Türkistan, müslüman arıyorsanız müslümandır!

Türk arıyorsanız Türk’tür!

İnsan arıyorsanız insandır!

Zulme sessiz kalma!

Zulme ortak olma!

Vesselam.

Devamını Oku

Yardım dernekleri ve ahbaplar…

Yardım dernekleri ve ahbaplar…

Ahbap, İHH, Deniz Feneri, “İşeyen Adam” , Sol Sanatçılar ve Sol Belediyeler!

Ben hiç şaşırmadım!

Şu Ahbap denilen şaklabanların yaptıklarına ve geldikleri noktaya bakın.

Gerçekten “yedikleri haltlar ne zaman ortaya çıkar acaba” diye bekliyordum.

Nihayet ortaya çıktı!

Nereden bildiğimi söyleyeyim.
Bunların ahlaklılarını ayırarak ifade ediyorum:  bunların insana yardım, insana hizmet diye bir olgu akıllarından geçmez!

Bunlar rakı içmeyi, bazıları evde köpek bakmayı modernlik; açıklığı, dekolteyi medeniyet zanneden güruhtur.

Yahu bunların bazılarını belediye başkanı yapar ve hırsızlık namussuzluk ne ararsan var!

Bunların bazı sanatçı bozuntularına gelince;  parklara “işeyen adam” yaparlar sanat diye!

Yahu gerçekten merak ediyorum bunların çoğunun elle tutulur bir faydaları var mı?

Ben devlete, devletin kurumlarına güvenmiyorum ‘Ahbap’a güveniyorum” diyerek devlet aleyhinde bulunan Ahbap propagandası yapan şaklabanlara TV’lerde,  sosyal medyada Ahbap’a para toplayanlara söylüyorum: Ulan ne oldu dilinizi mi yuttunuz?!

Kızılay, AFAD gibi devletin asırlık hayır kuruluşlarını yok sayıp, iftira atıp, (doğru bulmadığımız) çadır satışı üzerinden kumpas kurarken hiç utanmadınız mı, vicdanınız sızlamadı, bir garibe yapılacak yardıma engel olduğunuzu hiç mi düşünmediniz?

Sizi vicdansız, ahlaksız utanmaz hırsızlar sizi!

Devletin kurumları sürekli denetime tabi iken, sizler gidip özel kuruluş denetimi yaptırdınız, sözde kendinizi aklarınız.

Ahbap çavuş münasebeti!

Siz hiç merak edip araştırdınız mı?

Mesela başta  İHH, Deniz Feneri, Cansuyu gibi dernekleri.
Yüzlerce derneğin yaptığı hizmetleri sadece Türkiye’de değil ismi duyulmamış ülkelerde insanlara ulaşıyorlar?
Sizin aklınızın almayacağı hizmetleri hangi fedakarlıklarla yapıyorlar?

Mesela Yetim Vakfı dünyanın her yerinden 22 bin yetime bakıyor her ay, her gün.

Hiç merak ettiniz mi?

Sizi gidi aydın geçinen “Atatürkçülüğü  geçim, köşe dönme aracı” haline getirmiş, aydınlığı rakı içmek, kumar oynamaktan ibaret sanan “zübükler” sizi!

Gerçekten devleti küçümseyip, devletin aleyhinde propaganda aracı haline getirdikleri “Ahbap Derneği” fahri avukatlarıda, avukatlığını yapanlarda, “halkı yanıltmak ve devlete güveni zedeleme, yalan ve yanıltıcı beyanda bulunmak,” yargılanmalılar.

Bir de TV’lerde her konuyu konuşan “çok bilmiş, her konuda konuşma yetisine sahip olduklarını düşünen” bilmişlere gelince!…

Yahu “Ahbap” denen şarlatan hırsız,  kumarbazları anlatırken bir etrafınıza bakın da mesela İHH depremde neler yapmış?
İHH gibi yüzlerce yardım derneği neler yapmış onu da anlatsanıza!

Niye anlatmıyorsunuz?

Birincisi… İHH, Deniz Feneri, Cansuyu gibi dernekleri anlatırsanız karşı mahallenin gözünden düşmekten mi korkuyorsunuz?

İkincisi… “Oturup da araştırma yapalım”  demiyorsunuz!
Boş atıp, dolu tutmak” kolayınıza gidiyor demi!

Eh! Ne de olsa dedikodu güzel ve kolay oluyor bazılarınız için galiba?

Sonuç olarak gerçekten insan ürperiyor!

Depremde can veren insanlar üzerinden istismar!

Belediye başkanı olup adeta “hırsızlık,  yolsuzluk, namussuzluk” organize işler haline gelmesi de insanın gelecek duygularını törpülüyor!

Ha bir de bunlar “Atatürkçü” örtülerini  ezberlerini kalkan yapmışlar!

Öyle ya “on yılda on milyon genç yarattık her yaşta.

Alın başınıza çalın yetiştirdiklerinizi!

Olanlara bakınca bu kadar ahlaksızlığı, sahtekarlığı, istismarı yapanlar aziz Türk milletinin ferdi olabilirler mi?
Veya öldükten sonra dirilmeye ve ahirette,  hesap vereceğine inanırlar mı?

Ne dersiniz?

Bilemedim böylelerine ne demeli?

En iyisi kendilerini varsa “Atatürkçülük” dışında bir tarifleri söylesinler de biz de tanıyalım bu “zübükleri!

Siyasetçisinden, sanatçısına, gazetecisinden,  akademisyenine birçoğunun elle tutulur bir özelliği olmadığı anlaşılıyor!

Yazık çok yazık!

Aralarında elbette adam gibi, doğru, dürüst insanlar azda olsa var!

Yahu parti kongresi yaparlar, sonra kalkıp delegelerin “parayla oy sattıklarını” ihbar ederler!

Bir vatandaş olarak söylüyorum: Düşün vatandaşın yakasından!

Yardım derneği, ülke yönetmek, belediye yönetmek…

Elinize yüzünüze bulaştırdığınız, menfaat paylaşımında aranızdaki kavganızdan öğrendi millet ne olduğunuzu…

Yahu yardım kuruluşu yönetmek orada hizmet etmek fedakarlık ister, aşk ister, merhamet ister adamlık ister!

İşinize bakın çekilin milletin önünden!

Sosyal kuruluşlarda, daha doğrusu insanın olduğu yerde hata da olur.
İnsan nisyan ile malüldür” ancak olanlar hata değil tiyniyetsizlik, ahlaksızlıktır!

İHH, Cansuyu, Deniz Feneri gibi fedakar samimi yardım kuruluşları hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yöneticisinden, çaycısına eli öpülesi kahramanlarsınız!

Allah hizmetleriniz gayretlerinizi artırsın başarılarınıza başarılar katasınız!

Vesselam.

Devamını Oku

NATO Toplantısı neden Türkiye’de yapılıyor?

NATO Toplantısı neden Türkiye’de yapılıyor?

36. NATO Toplantısı’nın Türkiye’de yapılması ve Türkiye’ye den beklentileri?

Geçtiğimiz günler de “NATO Türkiye’nin Nesi Olur” başlıklı bir makale yazmıştım.

O makaleden önce de, “Amok Koşusu, Dünyayı Ateşe Verecekler ve Yunanistan Kaşınıyor” başlıklı üç makale daha yazmıştım.

Bu makalelerin yazılma nedenleri o günler de kamuoyunun üzerinde durmadığı gündeme getirilmeyen “Bilderberg Toplantısı”nda, siyonist önderlerinden, 95 yaşındaki George Soros ve 99 yaşındaki Henry Kissinger,  arasında geçen ve kurmak istedikleri “Yeni Dünya”nın yol haritası tartışması ve alınan karar idi.
Siyonist Yahidi Henry Kissinger, “Yeni Dünya Kurulmasını” devlet yetkililerini ele geçirmek, etkilemek yolunu önerirken, George Soros’un “Amok Koşusu/Ezip Geçmek” metodunu önerdiğini ve tartışmayı Soros’un kazandığını yazmış ve “Dünyayı Ateşe Verecekler” makalemi yazmıştım.

İşte tam bu süreçte NATO Toplantısı”nda Türkiye’ye rol biçmeye çalışan siyonistlerin emir erleri, Türkiye’yenin  Rusya’ya saldırması ve Rusya içindeki Özerk Türk Devletleri’nin bağımsızlığına kavuşması (havuç) ve Rusya’nın 11 milyon km. kare topraktan çıkarılarak bir milyon kilometre kareye sıkıştırılması teklifi yapılmış ve Türkiye-Rusya savaşında Türkiye’ye yardım edeceklerini vadetmişlerdi.

Türkiye bu oyuna gelmedi!

Şimdi ne olacak?

Siyonistin emir erleri Türkiye’ye yeni ne rol biçmeye çalışacaklar?

NATO Toplantısı”nın Türkiye de olması Türkiye’ye biçilen rolün, “aslansın kaplansın” modu ile tekrar temcit pilavı gibi sofraya sürüleceğe benziyor.

NATO, Türkiye olmadan, Türk askeri, Türk kara gücü olmadan “büyük operasyonlar için” bir anlam ifade etmemektedir.

Türkiye’nin devlet aklı, yöneticilerin özellikle sayın cumhurbaşkanımızın tecrübesi Türkiye’nin kullanılmasına müsade etmeyecektir, etmemelidir!

Siyonist aklın hedeflerinin ve yol haritasının anlaşılması için;

-Amok Koşusu,

-Dünyayı Ateşe Verecekler,

-Yunanistan Kaşınıyor başlıklı makalelerimi okumanızı öneririm.

Şimdi gelelim NATO bizim neyimiz olur?…

Sorusunun cevabını aramaya ve Türkiye neden NATO üyeliğini sürdürüyor sorularının cevabına…

Önce Türkiye neden NATO üyeliğini sürdürüyor?…

Türkiye, NATO’nun şerrinden emin olmak için üyeliğini sürdürüyor.

Bu bir!…

Tedbirini kısaca ifade ettikten sonra NATO ile Türkiye’nin savunma anlaşmalarının içeriği ile ilgili olarak; Orgeneral Cemal Madanoğlu’nun hatıralarında ifade ettiği,” NATO ile Türkiye anlaşmasına göre; NATO, Türkiye’ye Komünist blokdan Rusya’dan gelecek saldırı karşısında Türkiye’yi Hatay Amik Ovası”nda savunacak(mış).

Yani Hatay Amik Ovası’nda ki savaşa gelince

İslam dünyasında “Melheme-i Kübra Savaşı” Yahudi ve Hristiyan inancına göre ise; “Arz-ı Mevud/Kıyamet Savaşı”nın yapılacağı alandır.

Yani NATO orada ne için bulunuyor (muş) umarım anlaşılmıştır.

Cemal Madanoğlu’nun anılarında iddiaları dönemin devlet başkanı darbeci Orgeneral Kenan Evren’e soruldu…

Evren’de, Madanoğlu’nun anılarını “malesef doğru” diyerek onaylamış oldu.

Şimdi NATO toplantısı neden Türkiye de yapılıyor ve Türkiye NATO için ne anlam ifade ediyor umarım daha iyi anlaşılmış olsun.

Unutmamak gerekir ki dünyada en önemli Ordu Türk Ordusu’dur.
Türk Ordusu’nun motivasyon hareket noktası dünya da başka hiçbir ülkede yoktur!

Türk askerini, erinden rütbelisine, “ölürsem şehit kalırsam gazi” makamına erişme hayallerini süsler.

Ordular da elbette gelişmiş silahların önemi inkar edilemez. Ancak savaşlar da imzayı sahadaki askerler atar.

Bu imzada tarih boyunca birkaç istisna dışında Türk askerinin olmuştur.

Türkiye, NATO ile ilgili yükümlülüklerine yenilerini asla eklememeli ayrıca NATO’nun Türkiye’de birlik bulundurmasına izin vermemelidir.

Türkiye; NATO ve ABD’nin Asya, Ortadoğu, Rusya, Çin perspektifinin aktörü olamaz, olmamalıdır!

Türkiye ne NATO’nun, ne BM’nin ve ne de başka unsurların öne süreceği bir devlet değildir. Türkiye; Rusya, Çin, ABD ve çakalları katil İsrail konusunda kendi kararını verecek irade ve erdeme sahip büyük bir devlet ve büyük millettir.

Ne NATO’nun ve ne de siyonist işbirlikçilerinin oyununa gelmeyecektir.

Vesselam.

Devamını Oku

Modernite ve çağdaşlık pespayeliği bizi bizden etti!

Modernite ve çağdaşlık pespayeliği bizi bizden etti!

Modernizmin ve Geleneğin Arasına Sıkışmış Nesil…

Geçtiğimiz günlerde bir Tv. programında konuşan bir amcamız, kendi gençlik dönemlerindeki aile ilişkilerini, büyük/küçük münasebetlerini anlatırken oldukça dertli ve mutsuzdu!

Dün ayıp sayılan, dün saygısızlık sayılan, dün hoş görülmeyen davranışlar bugün normalleşmiştir.

Normalleşmiştir normalleşmesine ama aile şayet varsa ve halen yaşıyorlarsa aile büyükleri bundan son derece rahatsızlık duymakta ve mutsuz olmaktalar.

Onların bu durumdan rahatsızlıkları, “öyle şeyler eskidendi, şimdi bunların önemi yok” gibi oldukça sığ ve karşısındakilerin incinmesine, kendilerini değersiz görmelerine sebep olan bu “large” davranışların aile büyüklerinde gönül kırıklığı, mutsuzluk, değersizlik gibi derin travmalara sebep olduğu gözardı edilmektedir.

Terbiye; eskiden de terbiyeydi, bugün de terbiye terbiyedir.

Batılı toplum davranışları Tv. dizi,  film ve sosyal medya da görerek normalleşmiş ve içselleşmiştir.

Bizim kuşak büyüklere saygıda kusur etmemeye çalışırdı.

Büyüklerin yanında ayak ayak üstüne atmazlar, sözlerini kesmezler, sesilerini yükseltmezler, büyükler konuştuğu zaman onların konuşmalarını dinlerler…

Aile büyüğü odaya girdiğinde küçükler, hürmeten ayağa kalkar ve yer verirlerdi.

Şimdi bu zarif davranışların çoğunun ailede esamesi kalmamış görünmektedir.

Aile büyükleri odaya girdiğinde çocukları ve torunları asla istifini bozmadan oturan, oturduğu yerde yatan, yattığı yerde konumunu değiştirmemektedir.

Okullarda öğretmen, öğrenci ilişkisinde öğretmene saygı yerlerde sürünmekte!

Nerede kaldı “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum!” öğretisi.

Önce aileden, sonra okul ve sonra da film/dizi gibi görerek insanlarda normalleşme sağlayan ortamlarda kaybolan değerlerimiz işlenmeli, toplumunuz tekrar saygın yerine kavuşmalıdır.

Bizim jenerasyon mahalle büyüklerinin terbiye ve uyarısınıda aile uyarısı gibi önemli bulunduğu kuşaktır.

Şimdilerde bırakın komşu çocuklarını uyarmayı, kendi çocuklarını uyarabilen kaç aile kalmıştır ya da kaç ailenin çocuklarını uyarmalarından netice almaktalar.

Bu mesele toplumun tamamını ilgilendiren topyekün ele alınması gereken sosyolojik bir konudur.

İnsanlar genellikle söylenenle değil, gördükleri ile etkilenir ve şekil alırlar.

Onun için “üzüm üzüme bakarak kararır” sözümüz unutulmamalıdır.

Genç neslimizi modernitenin ve batılılaşmanın kurbanı yapmayalım.

Bizler müslüman toplumlarız; yaşam ve hayat kültürümüz vardır, bunu yaşayalım ve yaşatalım.

Evlerimizde ne kadar, ne zaman daha birlikte olacağımızı bilmediğimiz aile büyüklerimizi incitmeyelim.

Onların saygıyı hakettiklerini, saygı kurallarını “o eskidendi” gibi sığ ve değersiz yaklaşımlara kurban etmeyelim.

Sevgili gençler!
Onları bir daha görmeyeceğinizi unutmayın! Onlar sizlerin babalarınız, anneleriniz ömürlerini feda ettiler!

Onları hafife almayın.

Onlar belki sizin gibi ünvanlara ve varlığa sahip olmayabilirler. Onlar umuru dünya görmüş,  tecrübeyi bedeller ödeyerek kazanmış insanlardır.

Ayrıca onların öyle bir ünvanları var ki; onlar baba, onlar anne,  onlar dede, onlar nenedir.

Sevgili gençler!

Sizlerinde bu ünvana sahip olmanız temennimizle sağlıcakla kalın.

Toplumsal değerlerin yaşatılması ailenin yaşatılmasıdır.

Ailenin yaşatılması ise mutluluktur, mutlu bir gelecektir.

Güzel, mutlu gelecekler sizlerin olsun…

Vesselam.

Devamını Oku