27 Eylül 2026 Pazar
Gaziantep’te feci kaza! İlk belirlemelere göre 7 kişi hayatını kaybetti, bir çoğu ağır 13 kişi yaralandı
Muaviye ve oğlu Yezid…
Terörsüz Türkiye’nin kıymeti…
Osmanlı arşivinde, Kudüs, adalet!
Sayın cumhurbaşkanımıza ve Sayın Adalet bakanımıza açık arzımızdır.
Rahatsız etmeyin halk uyuyor!
Akıllı kişi, mevlası olan yüce Allah‘a kavuşmadan önce yaptığı güzel ameller ile O’nu razı edendir.
Mezara girmeden önce kabrini iyi amellerle tamir edendir.
Dünya tarafından terkedilmeden dünyayı (imkan dahilinde kalpten çıkararak ve dünyanın haram, şübheli ve mekruh olan kısmını) terkedendir.
Maksadı yüce Allah, matlûbu yüce Allah‘ın rızası olmayan, ölümü ve ölüm öncesi olacak olanları, ölüm ve ölümü takip edecek olan tüm aşamaları, kabri ve hayatını, dirilişi, haşr-u neşri, sırat mizan muhasebe ve en sonu hesaba katmadan yaşayan, ölümü olayları ve olanları, dünyanın sahte gülücükleri yanında yakıcı ve yıkıcı darbelerini muşahede edip helalini ve haramını ayırt etmeyen ve belki asla kullanmayacağı malı başkaları için biriktiren, ahirete hazırlığa vakit ayıramayan nasıl akıllı olabilir? İnsanlık tarihi, nefsini, heva ve heveslerini ilahlaştıran nice zalimlere ibretle şahitlik etmiştir.
Tarih boyunca kula kullukla, fani şahsiyetlere kölelikle tüketilen nice beyhude ömürler vardır.
İnsanlık onur ve haysiyetini ayaklar altına alan, hak ve hakikat karşısında kör, sağır ve dilsiz kesilen nice gafil zihinler, taşlaşmış kalpler vardır.
Oysa yüce kitabımız Kur’an’ın mukaddimesi olan Fatiha suresinde din-i mübini İslam’ın kulluk anlayışı bizlere açıkça takdim edilmiştir.
Bizler bu sureyi her gün beş vakit namazımızda okur ve Rabbimize olan iman ve kulluk ahdimizi tekrarlarız. “Rabbimiz! Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet.” diye dua ederiz.
Şüphesiz ki bu doğru yol, Kur’an’ın ve Resûlullah’ın yoludur.
Peygamberimiz (s.a.s), “Sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabıdır. Rehberliğin en güzeli Muhammed’in rehberliğidir.” hadisiyle bu yolu bizlere beyan etmiştir.
Bu yol, insanlığa örnek kılınmış İslam ümmetinin on dört asırdır takip ettiği ana yoldur.
Bu yol, insanı aydınlığa ulaştıran yegâne kurtuluş yoludur.
Bu yolun yolcularına Rabbimizin ebedi nimetlerine mazhar olma müjdesi vardır.
Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah!
Bizleri ve bütün mü’minleri yüce katında akıllı olan kullarından eyle. Amin.
Devamını Oku
Dostlar;
Şayet geceleyin ağladığınız olursa , Rahmanın tahtı titrer ve der ki: “Kulumu kim ağlattı?”
Melekler cevap verir: “En iyi sen bilirsin.”
Bunun üzerine Allah, sizi güldürmek için melekler gönderir.
Melekler geri döner ve derler ki: “Ey Rabbim, kulun gülmedi.”
Melekler sizin halinize ağlar ve derler ki: “Ey Rabbim, kulunun kalbinde olanı en iyi sen bilirsin.”
Allah meleklere der ki: “O, kendisini üzen sevdiği bir şey için ağlıyor. Kudret ve azametimle yemin ederim ki, onu kaybetmedi, ancak göklerin ve yerin sakinlerini hayrete düşürecek bir nimetle telafi edilecektir.“
Dostlar; Öyle bir yaşayın ki hayat sizi kıskansın.
Öyle sevinin ki ölüm size acısın.
Öyle bir dost olun ki dostunuz olmayanlar utansın.
Allah’ım!
Dostlarıma da göklerin ve yerin sakinlerini hayrete düşürecek bir nimetle karşılık ver.
Dostlar, Vakitleri salih amellerle değerlendirelim.
Hayır ve hasenât işleme fırsatlarını kaçırıp ömürleri boşa götürmeyelim. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
(Ey iman edenler!
Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr:18)
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, hadis-i şerifte şöyle buyurur: “İki nimet var ki, insanların çoğu onlarda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” Müslüman nefsini başıboş bırakmamalıdır ki, mubahı aşıp harama yönelmesin.
Mubahı aşıp haramlara yönelmeyenlere müjdeler olsun. Allah’ın sizin gözetiminize verdiklerinin gözetimini iyi yapın.
Çocukların sorumluluğu büyük bir sorumluluktur.
Onların kötülüklere maruz kalmasına ve kaybolup gitmesine izin vermeyin. Evlerinizi ıslah etmeyi unutmayın. Çünkü aile, toplumun temel yapısıdır. Seyahate çıkarken kötülükten uzak yerleri seçin.
Müslümanların bugün içinde bulunduğu durum; düşmanlarının onlara karşı kurduğu tuzaklar, başlarına gelen çeşitli bela ve musibetler… işte bu durum samimi bir şekilde şu nasihatte bulunmayı gerektirmektedir: “Müslüman Rabbine dönen ve tevbe eden, dinine sarılan kitabına ve Nebi (sas)’nin sünnetiyle amel eden kişilere Rabbimizin rahmetine gark eylesin ve başlarına bir bela ve musibet gelmesin!” Amin.
Devamını Oku
…
Her gün onlarca defa, “Allah’ım yalnız sana ibadet ediyoruz ve yalnız senden yardım diliyoruz.”
Her gün Fatiha da dediğimiz halde bazen işlerimizde yüce Allah’ın yardımını dilemeyi unutarak kendimiz çözmek istiyoruz ve bu yüzden başarılı olamıyoruz.
Hatta yüce Allah‘a inanmayan ve insanlara zarar vermek isteyenlerden yardım diliyoruz.
Bu da bize pahalıya mal oluyor bunu asla unutmayalım.
Ahirette, cennette beraber olmak istediğimiz büyük insanlar bunun gibi ve bundan çok daha zor yollardan, şartlardan ve imtihanlardan geçtiklerini unutmamalıyız.
Herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde işler ağır işliyor, hak sahipleri, haklarına zamanında ulaşamıyorsa, veya hiç ulaşamıyorsa sebebleri çok da olsa birinci ve en bariz sebeb o makamın ve o işin hakkı verilmiyor demektir ki, bu da o işin kiyametinin kopması anlamına gelir.
Bir iş veya bir makam layık olmayana, ehli ve erbabı olmayana verilince kıyameti bekleyin.
En azından o işin kıyametini bekleyin anlamına da gelir.
Geçmiş yıllarda işler ehline verilmediği için, işlerin kıyametinin nasıl koptuğunu bu millet iyi bilir.
Sonuç; netice, zafer yüce Allah‘ın tasarrufundadır.
Kul; İslamı, Kur’anı, sünneti kendi nefsinde, evinde, aile fertleri arasında ikame etmesi mümkünse onu yapmalı.
Dili döndüğü ve bilgisi olduğu kadar söylemeli, ileriki aşamaları yüce Allaha havale etmelidir.
Allah’ım!
Dinde net olanı almaya ve yapmaya, yasak, bulanık ve şüpheli olanı terk etmeye ve ondan uzak durmaya bizleri ve bütün mü’min kardeşlerimizi muvaffak eyle. Amin.
Devamını Oku
Kendimiz ve başkaları için faydalı olan ne varsa gücümüzün yettiği kadar yapalım, yüzde yüz başarılı olmak ise bizim elimizde değildir.
Şartlar ,zarflar ve ortam nasıl olursa olsun kul, kendi görevini yapmanın ve yüce Allah‘a karşı iyi bir kul olmanın derdi ve gayreti içinde olmalıdır.
Dolayısıyla zamanın bazı zorlukları olsa da insan; kendine, ailesine, millete ve ümmete hatta bütün insanlara faydalı olanı yapmak için gayret sarfetmeli ve sonucunu Allah‘tan beklemelidir.
Gayret etmeden olmaz, olsa bile kalıcı ve yüz güldürücü olmaz.
Onun için sebeblere sarılmadan ve gayret etmeden zirvelere çıkmayı isteyen ve hakketmeden o makama konmak isteyene de ki: “Sen muhal ve mümkün olmayana talibsin” dese ki: “Ben o makama layıkıyla yükseldim.”
De ki: “Onu haketmediğin için yükselsen bile orada tutunman zor ve o makamın hakkını veremezsin” Dese ki: “Şöyle veya böyle geldim işte” deki: “Zirvelerde kartallar da var, yılanlar da var, kartallar süzülerek, yılanlar sürünerek gelir, o zaman bu makama sen süzülerek değil, sürünerek başkalarına sürtünerek geldin, sen ve sana o makamı bir çeşit verenler bunun hesabını yüce Allah’a vereceksiniz.”
Bu işin erbabı gitti, biz kim onlar kim diye umutsuz da olma, bu yolu ve yordamı bu üslub ve usulü takip eden maksada ulaşır.
Kişi, kendisi ve ailesi için yaşadığı toplumun, milletin ve ümmetin din ve dünya menfaati adına elinden geleni yapmalıdır.
Neticeyi (sonucu), sevabı yüce Allah tecelli ettirecektir.
Hakketmeden bir şeyi elde etmek için meşru olmayan yollara tevessül edilmemelidir.
Şartlar ne olursa olsun çıtayı ve himmeti yüksek tutmalıdır.
İyimser olmalı, ağzını hayra açmalı, karamsar olmamalıdır.
Öldük bittik dememeli, “Allah’ın izniyle bu işi başaracağız, bu zorlukları ve sıkıntıları atlatırız” demeli.
Korkutmamalı, daha vuku bulmamış tehlike, hastalık ve sıkıntıları eğer önceden planlanmadıysa gündeme getirip insanları korkutup, yüklerine yük ilave etmemeli bunun da vebal olduğunu unutmamalıdır.
Her an imtihanda olduğumuzu, imtihanın sorularının kolay olabileceği gibi, zor da olabileceğini hesaba katmalıyız.
En büyük teselli kaynağımız yüce Allah‘ın yardımı tedbir, sebeblere sarılmak ve yüce Allah‘a tevekkül etmelidir.
(Devam edecek…)
Devamını Oku
“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz.” (Ali İmran, 119)
Rabbim ne kadar doğru söyledi.
Biz, din düşmanlarını öyle bir sevdik ki, devlet-i aliye-i osmaniye‘den sonra, devlet idaresi, siyaset, eğitim, medya, ekonomi, askeri vb. bir çok kurumların başına sevmememiz gereken kişiler geldi.
“Ey iman edenler!
Kendilerine Allah’ın gazap ettiği bir kavmi dost edinmeyin.” (Mümtahine,13)
Hem Allah (c.c)’ı seveceksiniz, O’nun rızası için gayret göstereceksiniz, hem de Allah düşmanlarına her şeyinizle teslim olacaksınız.
Bu durum karanlık ile aydınlığı aynı odanın içerisinde tutma gibi bir şeydir.
Yine bu durum, aynı çeşmeden hem nuru, hem de kiri akıtmaktır ki, nuru da (dini de) kirletirsiniz.
“Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan.” (Mücadele, 14)
Şu andaki durumumuz bu ayeti açıkça doğrulamaktadır.
Sürekli acı deneyimler yüzümüze sert bir tokat gibi çarptığı halde, biz yine de onları seviyoruz.
Onlara şirin görünmek için dinden bile vaz geçiyoruz.
İbn Kesir şöyle dedi: “İslâm devletinin vatandaşı olan gayri müslimleri (zimmîler), devletin gizli işlerinde istihdam etmek caiz değildir.”
“Onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişken siz onlara dostluk gösteriyorsunuz.” (Mümtahine, 1)
Senin dinine, diline, hukukuna, kılık kıyafetine ve ezanına dil uzatanları nasıl seversin, onlara nasıl arka çıkarsın?
Eğer seversen bunun ahirette bir cezası olmaz mı?
“Muhammed Allah’ın elçisidir.
Onun beraberinde bulunanlar, kâfirlere karşı sert, birbirlerine merhametlidirler.” (Fetih, 29)
Dini kimliğin korunması ve inanç birliğinin devamı için islama karşı düşmanlık eden ve Allah’ın hükmüne aykırı davranan kavimlerle dostluk kurulmamalıdır.
Bu durum yalnızca fiziksel dostlukla sınırlı olmayıp, ideolojik ve siyasi ilişkileri de kapsar.
İslam; bireylerin ve toplumların inançlarını, değerlerini, kimliklerini ve kültürlerini korumayı çok önemser.
Eğer mü’min, sürekli olarak inkâr edenlerle dostluk kurarsa, bu kişi bir noktada onların düşünce ve yaşama tarzlarını benimsemeye başlayabilir.
İdareci, yönetici, öğretmen, ebeveyn veya toplumda etkili konumda olan herkes, iyilik ve kötülüğün kapılarını açma, kapama potansiyeline sahiptir. İnsana düşen görev; elindeki yetki ve imkânları iyiye kullanmalı, kötülüğü engel olmalıdır.
“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (Muhammed Kasaii)
“İnsanlar madenlerdir.
Onların cahiliye dönemindeki hayırlıları, fıkıh öğrendikleri takdirde, İslâm’da da en hayırlılarıdır!” (Buhari)“
“Sizin şerliniz ise kendisinden hayır beklenmeyen ve kötülüğünden de emin olunmayandır.” (Tirmizi)
“Muhakkak ki, hayr ve şer hazineleri Allah katındadır. Allah’ın şerre kılıf, hayra da anahtar kıldığı kimseye müjdeler olsun. Allah’ın şerre anahtar, hayra da kılıf kıldığı kimselere de yazıklar olsun.” (Taberani.)
“Her kim bir hayır yolunu gösterirse, onu yapanın mükâfatı gibi ecir alır.” (Ebu Davud) “
“Allah’a yemin ederim ki, senin irşadınla Allah’ın bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin kızıl develere sahip olmandan daha kıymetli ve daha hayırlıdır!”
“İnsanların en şerlisini size haber vereyim mi?
Allah’ın adını vererek ister, kendisinden istenince vermez. (Tirmizi)
Devamını Oku