06 Eylül 2026 Pazar
Kocaeli’de milli mesai başlıyor: Türkiye - Fransa karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Muaviye ve oğlu Yezid…
Terörsüz Türkiye’nin kıymeti…
Osmanlı arşivinde, Kudüs, adalet!
Sayın cumhurbaşkanımıza ve Sayın Adalet bakanımıza açık arzımızdır.
50 yaşından sonra kadın görünmez olmamalı
Önceki gün oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinde iki ayrı perde izledik.
İlk yarısı denklerin mücadelesi şeklinde geçen maçta, Beşiktaş ikinci yarı başka bir hüviyete büründü ve tabiri caizse Fenerbahçe’yi sahadan sildi.
Koşan, pres yapan, rakibe top göstermeyen, ikili mücadele kaybetmeyen, pozisyona giren Beşiktaş, adeta ikinci yarı sahada kendi çaldı kendi oynadı.
Savunma yapmaya çalışan Fenerbahçe, defansta bol bol gedik verdi.
Maçtan önce kimse Beşiktaş’tan böyle bir oyun ve sonuç beklemiyordu.
Derbinin tartışmasız favorisi Fenerbahçe’ydi…
Fakat futbol, teknik, taktik, doğru kadro düzeniyle başlasada, sahada 11 oyuncunun performansıyla şekilleniyor ve bitiyor.
Eğer siz rakibiniz kadar mücadele etmiyor, koşmuyorsanız, yeterli performans ortaya koyamıyorsanız, istatiksel favori olmanız maç aldırmaz.
İstatistik veriler elbette önemli, futbolda da bilimsel verileri geri plana atmamak, gerekiyor olsa da, maçın kazanılacağı yer yeşil zeminde koyulan emektir.
Fenerbahçe, bu sezon oynadığı 6 Avrupa, 3 lig maçının en kötü performansını ikinci yarı sergiledi.
Elbette takımların iyi günleri de olur, kötü oynadıkları zamanlarda olur.
Lakin takım halinde kötü olunmaz.
Herkesin oyundan düştüğü anda sahadaki takımın lideri çıkar ve gerekli ateşlemeyi yapar.
Fenerbahçe’de son dönemlerde saha içinde lider proplemi yaşıyor.
Fenerbahçe takım halinde iyi değildi, Beşiktaş ise topyekün her alanda çok iyiydi.
İyi olanlar kazanır. Ve kazandılar.
Beşiktaş içinde bu sezon en iyi performansı derbide ikinci yarı ortaya koyduğu mücadeleye dayalı oyun oldu.
Tebrik etmek lazım.
FENERBAHÇE NE YAPMALI?
Akıl hocalığı yapmayacağım…
Futboldan biraz anlayan olarak diyorum ki:
Fenerbahçe ilk düğmeyi kongrede Aziz Yıldırım’ı seçerek doğru ilikledi.
İkinci düğme İsmail Kartal’dır.
Devamı Oğuz Çetin gibi futbolun profesörü bir isimle yol yürümektir.
Ve akabinde yapılan doğru transferlerdir.
İsmail Kartal, yanlış kadroyla çıkmadı, yanlış taktik vermedi, değişiklikleri zamanında ve doğru yaptı.
İşte bazen olmayınca olmuyor.
Fenerbahçe derbide kendi içinde bütün olmazları yaşadı.
Fenerbahçe’nin bu yönetim ve kadro yapısı sadece ligi değil, Şampiyonlar Ligi’nde de ilk 8’ide hedefine kıymalıdır.
Hem ligi, hemde Avrupa’yı alır ve götürür.
Bu kadro baştan aşağı doğru.
Sadece sahada doğruları yapacaklar.
İkazın erken gelmeside olumlu…
Tedbir aldırır, yol gösterir, önünüzü açar
İlk hafta Gençlerbirliği maçı operasyonel bir maç oldu.
Beşiktaş derbisine de yol kazası diyelim.
Ama geçmeden, gerekli tedbirleri ivedi alıp hayatiyet kazandırılmalı.
Futbol da moral-motivasyon en az iyi kadro kadar değerlidir.
TEKNİK YÖN
Yalnız orta sahada Kante ve Guendouzi’ye çok yük biniyor, emekçi işçi gibi çalışıyor ve yoruluyorlar.
Orta saha çabuk geçilince de defansta hatalar üst üste geliyor.
Oraya bir çözüm lazım.
Üçlü orta saha mı olur, kanatlar biraz geri mi çekilir, onuda teknik heyet çözecek.
Vedat Muriç’in futbol aklı iyi ve faydalı, üst dizey bir oyuncu.
Lukaku, kendine gelene kadar sürekli ilk 11 başlamalı.
Ve gol atıp moralize olması, kendine gelmesi için takım arkadaşları yardımcı olmalı.
Gölcü oyuncular gol attıkça kendini bulur, gol atamayan forvet demoralize olur ve sürekli takılı kalarak mental ve psikolojik olarak geriye gider.
Lukaku, iyi de oynasa, kötü de oynasa birkaç maç ilk onbir başlayıp, 90 dakika oyunda kalmalı ki, kendini bulsun, kaybolan özgüvenini kazansın.
Formda bir Lukaku, stoperleri sırtına alır gider ve topla birlikte kaleye sokar.
Taraftarıyla, yönetimiyle, teknik heyetiyle, futbolcularıyla ve tüm camiasıyla bütünlenmiş bir Fenerbahçe’nin çıktığı bütün kulvarlarda başarız olması pek futbolun olağan akışı dışında pek mümkün görünmüyor.
Bir takımın bütün oyuncuları her zaman iyi oyun ortaya koymaz, her zamanda kötü performans sergilemez.
Bir maçta şampiyon olunmaz, bir maçla şampiyonlukta kaçmaz; unutmayalım ki, her şampiyonluk, başarıda bir maçla başlar.
Bizdeki futbol kültürü bir maçla şampiyon yapar, bir maçla yerin dibine koyar.
Olumsuz yorumların tamamı hüsnü niyetten yoksun.
Bakın bu Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi ilk maçında İtalyan Roma’ya sahayı dar edecek bir kadro yapısına sahip.
Son söz olsun: Hakemlerin bu gidişatı bu TFF’yi, MHK’ye yer, bitirir!
Demedi demeyin!
Saygılarımla.
Devamını Oku
A Milli Futbol Takımımız, çeyrek asır sonra katıldığı Dünya Kupası’nda ilk iki maçını kaybederek elendi.
Hemde futbol ülkesi, başarısı olmayan ülkelere karşı?
“İki maçta 64 şut attık, rakipler 5 defa geldi 3 gol attı.” bunlar mazeret değil.
Belli ki takım iyi hazırlanmamış, ziyadesiyle özgüven yüklenmiş, “nasıl olsa yeneriz” motivasyonu ters tepmiş.
Haliyle Türkiye’de fırtınalar koptu ve kopmaya da devam edecek.
Bende dahil futboldan biraz anlayan herkes şokta!
İvedi ve gerekli kararlar alarak bu buhrandan biran evvel çıkılmalı.
Evvela İtalyan teknik adam Vincenzo Montella, “misyonumu tamamladı ve ben bıraktım”; TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, “kongre kararı aldım ve aday değilim” demeli ve Milli Takımı’mız önü açılmalı.
Kısır, inat ve kibirle yüklenmiş çekişmeler telafisi mümkün olmayacak kırılmalara yol açar.
Biter mi?
Bitmez!
Neden?…
Nedenler ve sorunlar muhtelif…
Milli Takım oyuncuları arasına fitne girmiş durumda.
“Kaşar olmuş, kaşar olmak” deyiminden yola çıkalım ve “büyük kulüp oyuncusu” handikabından arınalım.
Yasadışı bahis iddialarından tutunda, belden aşağıya kadar inelim ve noktayı koyalım.
Görünen o ki, çok ciddi sorunlar var.
Milli oyuncularımızın birçoğunun yaşı 24’den küçük.
Dolasıyla katıldığımız son Dünya Kupası’ndaki üçüncülüğümüzde hayatta bile değillerdi.
Bu çocuklara aşırı misyon yüklendik, haddi aşan özgüvene birde misyon ekledik.
Gençlik psikolojisi, çabuk kırılma ve mantalite eksikliği ağır bastı.
Bu gençler daha 10 yıl zirvede gider.
Gençlik gereği yapıları kırılgan ve üstlerine çok gitmemek lazım.
Kangren olmuş sorunların çözümü neşterdir.
Pansuman tedbirler köklü çözüm olmaz.
Üstüne basa basa, bağırta bağırta vuracaksın neşteri!
Yeni teknik direktör mutlaka yerli olmalı.
TFF Başkanı futbolcu kökenli…
Yerli deyince sakın ola akıllara Fatih Terim, Mustafa Denizli ve Şenol Güneş gelmeye…
Yeni jenerasyon genç pozitif teknik direktörler…
İmtiyazları atalım ve önümüze bakalım.
Örneğin; Uğurca Çakır, hatalı goller yer…
Yinede ilk onbirde başlar.
Üç maçta toplam 18 gol yer, (çoğu kaleci hatası) gene ilk onbir…
Bu nasıl lobidir ki, Manchester United kalecisi Altay Bayındır’a, Lille kalecisini Berke Özer’e, aktifler içinde en iyi ve tecrübeli kaleci Mert Günok’a sürekli galebe çalar?
Bu üç iyi kalecininde Fenerbahçe çıkışlı olması zihnimizi kurcalıyor?
Söylemek istemiyoruz lakin demek zorunda kalıyoruz.
1980 ortaları 1990’lar da kaleci Yaşar Duran vardı.
Gaziantepspor’dan gelerek Fenerbahçe’de 6 seneden fazla forma giydi.
Fiziğiyle, genel karakteri ile döneminin en iyisiydi.
Çoğu zaman takımını ipten alırdı, ayakları mükemmeldi, penaltı, ihtiyaç halinde frikik atışlarını kullanırdı.
Tek kale oynanan bir İngiltere maçında 8 gol yedi ve adı “Kova Yaşar”a çıktı.
Üstelikte yediği gollerden fazlasını kurtarmış olmasına rağmen bir daha da Milli Takım yüzü göremedi.
Daha sonra Fatih Uraz’da 8 gol yedi.
Yaşar Duran gibi tepki görmedi.
Algıyı yönetmek herhalde böyle bir şey.
İmtiyazlılar, fitne çıkaranlar, prim kavgasına tutuşanlar, yasadışı bahisle kendi takımın maçına bile kumar oynayanların kulüplerine bakılmadan kapı önünü konulmalı.
Adı şaibeli, sansasyonel olaylarla anılmayan yerli, karakteri üst düzey bir teknik adam ve futbolcu kimlikli, holding sahibi olmayan, iş takibi yapmayan bir federasyon başkanı ile bu genç jenerasyon, Avrupa şampiyonu da Dünya şampiyonu da olacak inşallah.
Yeterki taşları yerine düzgün koyalım, yeterki işi, mesleği futbol olanlar futbolu yönetsin.
Dünyayı, futbolu yeniden keşfetmeyeceğiz; başarılı örneklerle sadece işin doğrusunu yapacağız.
Yönetimsel anlamda misyon bu Dünya Kupası ile birlikte tamamlanmıştır, buraya kadar.
Gençlerimize acımasız, sınırları zorlayan tepkiler vermeyelim lütfen!
Yazdıklarım maslahat ya da retorikten ibaret değil.
Bu çocukların kalitesi ve gözlerindeki ışık bize “başarılar gelecek” diyor.
Bu gençlerde başarı vizyonu var, sadece biraz hamlar.
Gelecek bu gençlerimizin unutmayalım.
Saygılarımla.
Geçtiğimiz günlerde CHP İl Başkanlığına “Çağrı Heyeti” başkanı olarak atanan Sayın Gürsel Tekin’le CHP İstanbul İl Başkanlığı’ndaki makam odasında samimi bir görüşme yaptık.
Öncelikle ifade de etmeliyim ki: 1 yıl önce CHP İl binasına, bindirilmiş, gözlerini kin, nefret bürümüş kıtaların önünden geçip girmek büyük bir cesaret işiydi.
Aynı cesareti kazandığı halde CHP Büyük Kurultayı’nda genel başkanlığı bağıra bağıra, dövülerek cebren elinden alınan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, gösteremedi.
Keza İstanbul İl Kurultay’da da Cemal Canpolat’da!
Neyse CHP’nin iç mevzularına başka bir yazıda gireriz.
Gürsel Tekin: “45 gün içinde İstanbul ilçe ve il kongrelerini yenileyip yönetimi yeni seçilen arkadaşlara bırakacaktık ama genel merkezin ayak diretmesi, hukukun verdiği kararı tanımaması ve mahkemenin nihayi kararının uzaması üzerine bir yıldır süreç böyle devam ediyor.”
“Hukuk yanlış kararlar verebilir, verdiği kararlar hoşumuza gitmeyebilir.
Lakin verilen karara, saygı duymakta hukukun bir gereğidir.”
CHP’nin “Şaibeli 38. Kurultay”ı ve olası “Mutlak Butlan”ı da konuştuk.
Bu hususta benim kanaatim; her şeyin sarih olduğu bu davada “Mutlak Butlan” kararının çıkmaması hukuk garabeti olur.
Tekin, tam yetkili olmasına rağmen birçok yetkisini kullanmıyor ve diyalogdan yana çözüm odaklı, dağılmaya yüz tutmuş, bir takım yolsuzluk iddiaların odağı haline gelmiş CHP’ye ağabeylik yaparak 40 yıl emek verdiği partisini derleyip, toparlayıp iktidara hazırlamak istiyor.
Kimseyle bir husumetinin olmadığının da altını çiziyor.
CHP İstanbul İl binasına girdiğimiz de ikiye bölünmüş bir bina bizi karşıladı.
Hani alım sürecine şaibe karışan bina!
Üst katları Sayın Özgür Özel’in “çalışma ofisi” olarak kullanmaya başlanıldığı Seyrantepe’deki il binasının giriş ve üst katını da Gürsel Tekin, İl Başkanlığı olarak partililere hizmet için tanzim etmiş.
Bu süreçte Özgür Özel’in il binasına iki defa gelmiş.
Tekin ve heyeti enforme bile edilmemiş.
Hiç dert etmiyor. Son derece özgüvenli.
Tekin’in geleni gideni bir hayli fazla.
Türkiye’nin her yerinden ziyaretçileri var.
Telefonları sürekli çalıyor…
CHP’li vekil, İl, İlçe ve belediye başkanlarının birçoğuyla iletişim halinde olduğunu ve malum dayatmalardan dolayı haklı olarak yan yana gelemedikleri için sitemini iletti.
Zaman bulduğunda da ilçelerde esnaflarları/vatandaşları ziyaret edip görüş alışverişinde bulunuyor.
Yani öyle anlatıldığı gibi Sayın Gürsel Tekin, İl binasında tek başına oturup çay/kahve içmiyor.
Puro da içmiyor. Alkol de görmedim.
Çaylar da güzeldi.
Demi tam kıvamında…
Çaya dem vermek tecrübe işidir.
Önceki gün bayram tatili nedeniyle öne çekilen bayramlaşma proğramı yoğun katılımla yapıldı.
Bu kadar baskı, tehdit ve zorbalama karşısında “kimse duramaz ve gelmez” diye düşünmüştüm.
Yanılmışım.
CHP’lilerin tamamı genel merkez gibi düşünmüyor.
Tekin, “Biz sadece arınalım, temizlenelim” diyoruz. “Biz kimseyi partiden atalım demiyoruz. Adı birtakım yolsuzluğa karışmış olanlar mahkemeden aklanıp geri gelsinler, baş tacı ederiz. Bunun geçmişte çok örnekleri var.”
Kanaatimiz odur ki; CHP içinde “arınalım, temizlenelim” diyenlerin sesleri çıkmasa da kahir ekseriyeti oluşturuyorlar.
Seslerini çıkarınca da genel merkezin hışmına uğruyorlar.
Dürüst CHP’liler şimdilik mevcut jakoben düzene karşı sessiz yığınların terennüm faslında.
Yüksek sesli koroya dönüşmesi an meselesi gibi görünüyor.
Şunu da özelikle ekleyeyim ki: Gürsel beyi, birçok milliyetçi, vatanperver retoriklerini diline dolayanlardan daha fazla milliyetçi ve vatanperver gördüm.
Tekin’in 2007 – 2010 yıllarında CHP İstanbul İl Başlalığı dönenimde, karşı mahalleye selam veren ilk CHP’lidir. O dönemlerde tesettürlü hanımlara kapıyı açarak laikçi cenahın itirazlarına rağmen törenlerle CHP saflarına katmıştı.
Seyrantepe’nin Galatasaray stadı yapılmadan önce ormanlık alan olduğunu söyleyen Tekin, “Şimdi buralarda milyon dolarlarla konuşuluyor. Buralar talan edildi.
Yeniden değerlendirme yapılması, vatandaşın ve devletin hak kaybının giderilmesi için Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e konuyu ilettim.”
Seyrantepe arazisi ile ilgili birçok haksız kazanç, imar rantı söylemleri bizlere kadar geldi.
Bu konu hiç hafife alınacak türden değil.
Sayın Bakan Mehmet Şimşek, imar rantı iddialarının, devletin ve milletin kaybının, haksız kazanımların üzerine ivedi olarak gitmeli.
Sorulara geçmeden önce Sayın Gürsel Tekin’e, basın danışmanı gazeteci/televizyoncu Atakan Altun beye ve diğer arkadaşlara misafirperverliklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum.

Haydi başlayalım…
–Neden Gürsel Tekin, CHP’de başka isim yok mu?
“Biz kimseye CHP İl başkanlığını bize verin/verilsin demedik.
Delegelerin itirazı üzerine mahkeme İl Kongresi’nde şaibe/usülsüzlük tespit etmiş.
Ve mahkeme kararının neticesinde CHP genel merkezine yazılı bir çağrı yapmış.
İstanbul Kongresi’nin yürürlüğünü durdurmuş ve yerine atama yapılması için önceki yönetimden isimler talep etmiş.
Cevap verilmemiş.
Mahkeme heyeti tüm iyi niyetiyle ısrarcı olmuş, yanıt alamayınca dönmüş, müşteki delegelerden isim talep etmiş.
Onlar da benim ismimi vermişler.
Hakim, beni davet etti ve süreci anlattı.
Ben görevi almak istemedim.
Hakim, bunun suç olduğunu ve görev iadesi halinde de il başkanı olarak Baro’dan bir ismi atayacağını söyledi.
Hepsi bu.
Biz kapıda bekliyormuşuz gibi yakıştırmaları ve art niyetli söylemleri kınıyorum.
Göreve geldik, ilk aradığım isim Sayın Özgür Özel oldu. Genel merkezle günlerce diyalog kapısı aradım. Ziyaret etmek ve fikirlerini almak istedim.
Kapılar duvar oldu ve şimdi bu merhaledeyiz.
-Kemal Kılıçdaroğlu?
Sayın Kılıçdaroğlu ile görüşüyorum.
Hiçbir problemimiz yok. Saygıda da kusur etmem.
Genel sekreterlik görevim sırasında partideki çeteleşmiş gruplara karşı olduğumu kendisine ilettim ve “bunları temizleyelim” dedim.
Sessiz kalınca da ben istifa ettim.
Abi kardeş hukukumuzda hiçbir zaman zedelenme olmadı.
-Ekrem İmamoğlu?
“ Sayın İmamoğlu’nu cezaevinde ziyaret ettim.
Abi kardeş hukukuyla kendisine seçimlerde omuz verdim, üzerime düşeni yaparak hiçbir görevim olmamasına rağmen bir fiil çalıştım.
Ekrem beye, birde abi tavsiyesinde bulundum.
“Sakın ola CHP iç işlerine karışma, delege yapısıyla oynama, burası CHP” ikazında bulundum.
“Hizmet odaklı belediye başkanlığı yap” dedim. O, gitti tam tersini yaptı.
Sonrası herkesin malumu.
–Size PKK’lı denildi, Alevi denildi, etnik kökeninizle ilgili birçok yakıştırma yapıldı?
“Ben, seçim öncesi HDP bu ülkenin yasal bir partisi ve “HDP’li bakan olabilir” dedim.
Adım PKK’lıya çıktı.
Alevi vatandaşlarımız haksızlığa uğrayınca onların yanında oldum, adım Alevi oldu.
Hiçbir etnik kökene karşı değilim.
Hepimiz Türkiyeliyiz.
Atalarım Kerkük’ten gelme, bir tarafımızda Kürt.
Kardeşlerim başörtülü.
Ardahan’dan çıkmış mütevazi Anadolu insanıyız.
Başörtü yasağına il başkanlığım döneminde CHP’de ilk ben karşı çıktım.
Başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere bizim dediğimiz basın tarafından topa tutuldum.
Gidip rahmetli genel başkanımız Deniz Baykal’a istifamı sundum. Oda kabul etmedi.”
-Basına/sosyal medyaya yansıyan mal varlığınız?
“Şu kadar benzin istasyonu var, bilmem kaç tane lüks dair vs.
Say say bitmiyor…
Bu yalanları önce karşı medya yazdı, şimdi de bizim dediğimiz medya üzerinde zıplıyor.
3-4 tane mütevazi dairem var.
Gerisini ispatlayanlara vermeye hazırım. Gelip alsınlar.”
-CHP’li 5 Eski İstanbul İl Başkanı ile İl binasına geleceğinizi açıklamıştınız?
“Evet, 5 eski il başkanımızla birlikte hareket etme kararı aldık.
3 tanesi baskı ve çeşitli gerekçelerle geri çekilmek zorunda kaldı.
Ali Özcan abi ve Berhan Şimşek abi, her şeye rağmen “biz geliriz” dediler.
3 eksik olunca da heyetimizle gelmeye karar verdik.
Eski il başkanlarımız hepsiyle ayrı ayrı hukukumuz devam ediyor.
-Terörsüz Türkiye halkındaki düşünceleri?
“Şahsen, Sayın Devlet Bahçeli’nin elini taşın altına koymasını çok kıymetli bulunuyor.
Biz CHP olarak konuya tam sahip çıkmalıyız.
Yarım elle tutmak olmaz. Artık eski Türkiye yok.
Bugün dünyanın 15 ülkesinde üssü olan bir Türkiye devleti var.
Hala eski Türkiye’den medet beklememek lazım.”
-Mutlak butlan davası?
Şikayet eden orada… Edilen orada…
Belge var…Bilgi var… Kanıt var… Şahit var…
Her şey yeteri kadar açık ve net; mahkeme hala neyi bekliyor? bilmiyoruz.
Biran evvel Büyük Kurultay davası karara bağlanmalı.”
Saygılarımla.
Devamını Oku
Televizyonculuk, dizi deyince sizleri bilemem ama benim aklıma TRT gelir…
60 yıllık tecrübe, özellikle son dönemde tarihe ışık tutan devasa prodüksiyonlar TRT’yi çok ötelere taşıdı.
Sosyal hayata dokunan ailece izlenebilecek yapım ve dizilerin tek adresi TRT desek mübalağa yapmış olmayız.
Mafya yok, silah yok, ensest ilişkiler yok, ahlaklısızlığın her türünden izole, aileyi, ülkemizi önceleyen yapımlar kıymete ve izlenmeye değer.
Dünyaya ihraç edilen kültür erozyonuna uğratılmamış yapımlar…
Türkiye’nin tanıtımına olumlu katkılar sunan diziler…
“Diriliş Ertuğrul” ile başlayan dönem yapımları, akabinde “Alparslan: Büyük Selçuklu” ile tarihine ışık tutan baş yapıtlar pür dikkat takip ettiğim diziler olmuştur.
“Diriliş Ertuğrul” tüm zamanların rekortmeni bir dizi oldu ve hala çıtasına yaklaşanı çıkmadı herhalde.
Bu kült yapımlar kulvarın en başında yerlerini aldı ve Türk televizyonculuğunda da yeni bir çığır açtı.
Çok dizi izlemeye zaman bulamasakta tarih merakımız, bizlere çarpıtılmadan sunulan şanlı tarihimizle ilgili yapımlara dikkat kesilmemize vesile oluyor.
Tarihin ışığıyla akademik kariyerlerin öncülüğünde ve abartılmamış kurgular…
Ayrıca bu tür dizi ve filmler bizlere tarihimizi de yeniden araştırmaya ve gururlanmaya yöneltiyor
Kaynak kaynak araştırmalar içine giriyoruz.
TRT; başta Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Sultan Süleyman, olmak üzere yeni yapımları beklediğimizi unutmasın.
MEHMED: FETİHLER SULTANI
TRT’de bu sezon iki dizi ilgimi çekti ve izlemeye koyuldum.
Pazartesi günleri “Cennetin Çocukları” ve Salı günü yayınlanan “Mehmed: Fetihler Sultanı” sezon başından beri ilgiyle takip ettiğim yapımlar oldu.
“Mehmed: Fetihler Sultanı” her yaşa tavsiye edeceğim bir yapım.
Ayrıca “Gönül Dağı”, “Taşacak Bu Deniz” ve Teşkilat”tında geniş kitleler tarafından izlendiğini bağımsız araştırmalardan biliyoruz.
Ailece huzur içinde keyifle izleyebilirsiniz.
CENNETİN ÇOCUKLARI VE İSMAİL HACIOĞLU
Yine sosyal içerikli bir aile dizisi ve büyük ilgiyle mazhar olan “Cennetin Çocukları” dizisinin başına talihsiz bir olay geldi ve dizi ciddi reyting kaybına uğradı.
Malumlarınız üzere başrol oyuncusu İsmail Hacıoğlu’nun uyuşturucu testi pozitif çıkınca dizinin dışında kaldı.
İsmail Hacıoğlu ile yollar ayrılınca dizi hem ana kadrodan hemde ana hatlarından koptu.
Yeni kadro, yenilenmiş karakter ve yol haritası ile bambaşka bir yapıma büründü.
Bu durumda izleyiciyinin geri çekilmesine neden oldu.
İsmail Hacıoğlu, başarılı bir oyuncu.
Ben şahsen oyunculuk yönünü beğenirim.
Hele rahmetli Cem Karaca’nın biyoğrafik (Cem Karaca’nın Gözyaşları) sinema filminde çok başarılı bir oyunculuk diyalektiği ortaya koymuş.
İnsanlar maalesef yaşamları boyunca sonradan pişmanlık duyacağı birçok hatayı, yanlışı yapıyor.
Bazen boşluktan, bazen bulunduğumuz ortamlar, bazen de hakim mecburiyet duygusunun dürtüleri bizleri hiç arzu etmediğimiz birtakım yollara sevk ediyor.
Öncelikle belirteyim ki; İsmail Hacıoğlu ile hiçbir tanışıklığım yok.
Sohbetim olmadı, hiç yüz yüze gelmedim. Dünya görüşünü de bilmem. Araştırma ihtiyacıda duymadım.
Sadece medya yoluyla bilir ve tanırım.
Lakin oyunculuğunu beğenirim ve başarılı bulurum.
Her insanın hataya düşme, düşürülme hakkı var.
Hatasız kul olmuyor. Olursa zaten kul da olmuyor.
Bir yanlış, hata ile bütün hayatlar silinmemeli derim.
Asıl olan erdem; kabullenip hatadan, yanlıştan dönmek ve kati suretle veda etmektir.
İsmail Hacıoğlu; yaptığı hatayı, yanlışı anlamış ve ikrar etmiş, özrünü dilemiş, artı nedamet getirmiş.
Tabiri caizse hatasının, yanlışının, günahının altında ezilmiş.
Muhtemelen içsel keşkeleri çokça yaşamıştır.
Diğerleri gibi devleti suçlama kolaycılığa da kaçmadı ayrıca.
Elbette içinde bulunduğu durum çok olumsuz ve yanlış/olumsuzluk içeren örnek teşkil ediyor.
Sanatçılarımız, önde gidenlerimiz, milletimizin inanç, örf, adet ve gelenekleriyle çatışmamalı; ötüşmeli, tercüman olmalı.
Birçoğu oyuncu Anadolu da aylarca kalıp film çekiyor.
Ülke genelinin hayat hikayelerine yakından ve yaşayarak şahitlik ediyor.
Şahitlik eden bu yönleri ile de rol modellikleri gençlere yol göstermeli, örnek olmalı, ahlaki yönden de toplumun çok önünde durmalılar.
Oyuncularının, şarkıcıların, attıkları her adımı takip eden, örnek alan bir kitle var ve bu kitleye kimsenin zarar verme, sükutu hayale uğratma gibi bir lüksü yoktur.
Yanlış yapan kendine yapar.
Her şeye rağmen getirilen samimi nedametler bir tövbedir.
Ömür boyu ötelenmeye, ötekileştirmeye karşıyım.
İnsan beyni radikal değişimlere her zaman açıktır.
Bir insan; hainlik, ihanet etmemişse, cana kastta bulunmamışsa, beytülmale el uzatmamışsa, yetim hakkı yememişse, kimsenin cebine elini atmamışsa, ırza tasallutta bulunmamışsa, her türlü kul hakkına girmemişse cezasını çektikten sonra yeni bir şansı hak eder diye düşünüyorum.
Allah’ın (cc), peygamberinizin af ettiklerine bizler acımasızca davranmamalıyız.
Son cümle; İsmail Hacıoğlu’nun samimi nedameti onu tekrar “Cennetin Çocukları” ile yan yana gelmeli.
Dizinin müdavimleri “Büyük İskender”i geri istiyor.
Saygılarımla.
Devamını Oku
Geçtiğimiz hafta art arda gelen okul saldırıları aileleri, okulları, öğretmen, öğrenci ve tüm bileşenleri haliyle tedirgin etti.
Sosyal medya üzerinden yapılan dezenformasyonlarda eklenince aileler başta olmak üzere tüm paydaşlarda da aşırı derece vehimler oluştu.
Okullar da güvenlik tedbirlerini önceleyen toplatılar yapıldı.
Eğitim sistemimiz topyekün teyakkuza geçti.
Devlet, okul, öğretmen, öğrenci ve vekiller günlerce “ne yapabiliriz”i tartıştı.
Geçmişten ödevler çıkararak, geleceğe yön verme ve önleyici tedbirleri konuşuldu.
Okullarda bir dize güvenlik tedbirleri gözden geçirildi, var olan tedbirlerin üstüne yeniler eklendi.
Bizde okul yönetimimizin çağrısı ile kerimemizin öğrenim gördüğü Büyükçekmece İmam Hatip Ortaokulu (BİHO)’na veli toplantısına katıldık.
İlk defa tüm velileri tam kadro gördüm desem mübalağa olmaz. Salon doldu taştı.
Veliler, haklı olarak endişeye kapılmış ve “acaba bizde durum nedir?” deyip okulun yolunu tutmuşlar.
Okula vardığımızda bir takım güvenlik çalışmalarına şahit oldu.
Yeni kulübeler, artırılan güvenlik sayıları, ekleme yapılan güvenlik kameraları vs.
İnsan sormadan edemiyor: Madem gerekliydi daha önce neden yapmadınız?
Musibet başa gelmeden, tedbirde koşa gelmiyor maalesef!
Önce tedbir, sonra tevekkül inancımız gereğidir.
Veliler toplatımızın ilk bölümüne İlçe Milli eğitim müdürümüz, okul müdürümüz, diğer idareciler ve öğretmenler katıldı.
İkinci bölüm ise sınıflarda özel olarak yapıldı.
Öncelikle belirteyim ki: Okul müdürümüz, öğretmenlerimizi son derece ihtiramlı, nazik, zarafat sahibi, ilgili ve bilge gördüm.
Bir şeye daha şahit oldum oda; okulumuzun başarı derecesinin üst seviye ve Büyükçekmece’nin yanı sıra başta Beylikdüzü ve Esenyurt ilçelerimiz olmak üzere çevreden talep alan “Merkez Okul” olduğu.
12 yılda Büyükçekmece İmam Hatip Ortaokulu, “Merkez Okul” konuma gelmiş.
Kuruluşundan bu yana emeği geçen bütün paydaşları tebrik ediyorum.
Yalnız okulumuz her dönem 3 erkek, 3 kız sınıfı alabiliyor. Bu sınıfların birer taneside dil ağırlıklı sınıflar.
Başka bir hesapla yıllık ortalama 150 öğrenci kapasitesi ile sınırlı.
Nedenini sorduğumuzda, “fiziki mekan yetersizliği” cevabı ile karşılaşıyoruz.
Aslında okul binası büyük ve yeterli. 19 Mayıs Ortaokulu ile aynı binada eğitim yapmak zorunda kalınca ikiye bölünmüş.
Buradan milli eğitim bakanımıza, il, ilçe müdürümlerimize ve tüm alakalı eğitimcilerimize sesleniyoruz: Bu başarılı eğitim/öğretim yuvamız ya daha müsait bağımsız bir binaya/veya merkezi bir adrese taşınmalı ya da mevcut adresi müstakil hale getirelim.
Talebin olduğu yerde arzda zaruridir.
Ana meselemize gelince, “çekirdek aile çekirdek aile çekirdek aile” diyorum.
Hiçbir kimse evde terbiye edemediği, saygıyı, sevgiyi, paylaşmayı öğretemediği, eğitemediği çocuğunu başkasının eğitmesini beklemesin.
Öncelikle çocuklarımızı sosyal medya çukurundan uzak tutmamız gerekiyor ve mutlaka veli toplasına katılın, siz çocuğunuzla ilgilenirseniz, öğretmenlerde görev bilir.
Sorunun en az olduğu yerler okullardır unutmayalım.
Sorunun çoğunu da evin içinde aramalıyız.
Ne kadar modern, korunaklı okul binaları yapılırsa yapılsın, içi doldurulamamışsa dört duvardan öteye bir anam ifade etmez.
Fazla uzatmayalım bu konuyla ilgili detaylı makale yazmıştım. Şimdi tekrar etmeyelim.
Saygılarımla.
Devamını Oku