Bir Kral, bir gün avlanırken yanlışlıkla parmağını kaybeder.
Yanında bulunan veziri ona şöyle der: “Belki de bunda bir hayır vardır.”
Kral, bu söze öfkelenir ve vezirini zindana attırır.
Vezir ise, bütün bu olanlara rağmen sakinliğini koruyarak şöyle der: “Belki de bunda da bir hayır vardır.”
Aradan zaman geçer.
Kral, bir gün ava çıktığında başka bir topluluğun eline esir düşer.
Onlar da Kral’ı kurban etmek isterler.
Ancak parmağının eksik olduğunu görünce onu kusurlu sayarak serbest bırakırlar.
Sarayına dönen Kral, vezirini zindandan çıkarır ve ona sorar: “Benim parmağımın kesilmesinde nasıl bir hayır olduğunu şimdi anladım. Peki, senin hapsedilmende nasıl bir hayır vardı?”
Vezir tebessüm ederek cevap verir: “Efendim, eğer beni zindana atmasaydınız sizinle birlikte ava gelecektim.
Siz parmağınız eksik olduğu için kurtuldunuz. Ben ise sağlam olduğum için kurban edilecektim.
Demek ki, sizin kaybınız da, benim hapsedilmem de birer kurtuluşmuş.”
Güzel müslüman olmak ve güzel yaşamak…
Dostlar!
Bu kıssa bize çok önemli bir hakikati hatırlatıyor: İnsan her olayın ardındaki hikmeti hemen anlayamaz.
Bazen üzüldüğümüz bir hadise bizi daha büyük bir sıkıntıdan korur, bazen kaybettiğimizi sandığımız bir şey aslında bizim için bir kurtuluşa vesile olur.
Çünkü insan yalnızca gördüğünü bilir. Rabbimiz ise, görüneni de, görünmeyeni de bilir.
İşte mü’minin gönlünü huzurlu kılan da şudur: Her şartta Allah’a güvenmek, sabretmek ve O’nun takdirinde bir hayır olduğuna inanmaktır.
Ancak güzel bir müslüman olmak yalnızca başımıza gelenlere sabretmekten ibaret değildir.
İslam’ı hayatımızın her alanında yaşamalı, ahlakımızla, davranışlarımızla ve insanlara yaklaşımımızla da örnek olmalıyız.
İnsanlar bazen sözlerimizden çok hâlimize bakarak bizi tanırlar.
Öyleyse gönülleri incitmeyelim, kırık kalplere dokunalım, sevgiyi ve merhameti hayatımızın bir parçası hâline getirelim.
Dostlar!
Bugün dünyamızdan Allah’ı hatırlatan, gönüllere huzur veren, insanlara iyiliği ve güzel ahlakı yaşatan gönül insanlarına ihtiyacı var.
Öyle insanlar vardır ki, bulundukları yere huzur taşır, kararan gönüllere ışık olur, umudunu kaybedenlere yeniden umut verirler.
Keşke her beldede böyle gönül insanları olsa.
Çünkü bugün yalnızca şehirlerin değil, gönüllerin de aydınlanmaya ihtiyacı var.
İnsanlık, Rabbani iklimden uzaklaştıkça huzurunu kaybediyor; merhametin yerini hırs, sevginin yerini bencillik, kardeşliğin yerini kırgınlık alıyor.
Her şeyde bir hikmet vardır…
Dostlar!
Şimdi sizlere aynı hakikati anlatan, sabrın ve tevekkülün ne kadar büyük bir nimet olduğunu gösteren başka bir kıssa anlatmak istiyorum.
Rivayet edilen bir kıssada, çölde yaşayan bir adamın başından geçenler anlatılır.
Bu adam, Allah’ın takdir ettiği her şey için, “Bunda mutlaka bir hayır vardır.” dermiş.
Bir merkebi, kendilerini koruyan bir köpeği ve sabahları öten bir horozu varmış.
Günlerden bir gün aç bir kurt gelip merkebini parçalamış.
Ailesi üzülmüş ama adam yine: “Bunda da bir hayır vardır.” demiş.
Bir süre sonra horozu ölmüş.
Ardından köpeği de ölmüş.
Ailesi artık dayanamayıp ona şöyle demiş: “Her şeyimizi kaybettik. Merkebimiz, horozumuz, köpeğimiz gitti.
Hâlâ bunda bir hayır olduğunu söylüyorsun. Nasıl bir hayır olabilir ki?”
Adam yine tevekkülle: “Belki de bizim göremediğimiz bir hayır vardır.” diye cevap vermiş.
Ertesi sabah, gece düşmanların bölgeye geldiğini, evleri ve malları yağmalayıp insanları öldürdüğünü öğrenmişler.
Ancak hayvanların sesleri olmadığı için düşmanlar onların yaşadığı yeri fark edememişler.
Böylece kaybettiklerinin aslında kendileri için bir kurtuluş vesilesi olduğunu anlamışlar.
Ey Gönül!
Hayatta bazen öyle şeyler yaşarız ki, gözlerimiz dolar, yüreğimiz daralır.
Bir kapı yüzümüze kapanınca üzülür, çok istediğimiz bir şey gerçekleşmeyince kendimizi çaresiz hissederiz.
Kaybettiklerimizin ardından içimiz yanar, “Neden böyle oldu?” diye düşünür dururuz.
Oysa biz yalnızca bugünü görürüz.
Yarın ne olacağını, yaşadığımız olayların ardında nasıl bir hikmet saklandığını bilemeyiz.
Belki de çok istediğin hâlde kavuşamadığımız şey, seni büyük bir üzüntüden koruyordu.
Belki kapanan bir kapı, senin için daha hayırlı bir kapının açılmasına vesile olacaktı.
Belki de bugün gözyaşı döktüğün bir imtihan, yarın Rabbine daha yakın olmanın sebebi olacaktı.
Unutma ki! İnsan her şeyi bilemez.
Bazen bir ayrılığın, bir kaybın, bir gecikmenin ardında bizim aklımızın ermediği nice hikmetler vardır.
Bazen Allah, senden bir şeyi alarak seni başka bir sıkıntıdan korur.
Bazen çok istediğin bir şeyi nasip etmeyerek sana bilmediğin bir iyilikte bulunur.
Bazen de sabretmeni istediği bir imtihanla gönlünü olgunlaştırır. Öyleyse ey gönül!
Her şey istediğin gibi gitmediğinde hemen ümitsizliğe kapılma.
Her gecikmeyi mahrumiyet, her kaybı felaket, her kapanan kapıyı son olarak görme.
Sabret, dua et ve Rabbine güven…
Çünkü sen göremesen de O görür.
Sen bilemesen de O, bilir.
Sen bugün bir olayın yalnızca görünen yüzünü yaşarken, Allah onun öncesini de sonrasını da bilir.
Bazen bir kayıp, aslında bir kurtuluştur. Bazen bir ayrılık, bir korunmadır.
Bazen de gözyaşlarıyla karşıladığın bir gün, yıllar sonra şükürle hatırlayacağın bir rahmettir.
Yeter ki kalbini isyandan uzak tut, umudunu kaybetme ve Rabbinden güzel düşünmeyi bırakma.
Olur ki bir şey sizin hoşunuza gitmezken, o sizin için hayırlı olur.
Olur ki bir şeyi de seversiniz, hâlbuki o sizin için kötüdür.
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)
Bazen hayatın önümüze çıkardığı engelleri ceza, kayıpları mahrumiyet sanırız.
Oysa belki de onlar, henüz göremediğimiz bir rahmetin başlangıcıdır.
Yeter ki Rabbimize güvenmeyi ve O’nun hikmetine teslim olmayı bilelim.
GÜNDEM
08 Kasım 2026SPOR
08 Kasım 2026GÜNDEM
08 Kasım 2026GÜNDEM
08 Kasım 2026GÜNDEM
08 Kasım 2026UNCATEGORİZED
08 Kasım 2026EKONOMİ
08 Kasım 2026