Dostlar;
Günaha alışma endişesi ve günah!
“Hududullah”ı yani “Allah’ın insan için belirlediği hayat çerçevesini, ilahi sınırları çiğnemektir.”
Önce yaratılışın farkına varmak sonra yaratıcı ile ilişkilerin O’na karşı sorumluluğun, O’nun insana bir hayat çerçevesi bildirdiğini, bu hayat çerçevesi içinde bulunup bulunmamaktan dolayı birgün hesaba çekileceğinin yaptığım her şey yaradana malumdur.
Görülmekteyim, gözlenmekteyim, izlenmekteyim.
Yani bir “Hududullah” gerçeği var.
Net yapılabilecek olanlar var ve yapamayacaklar var.
İnsandan tevbe duyarlılığı isteniyor.
Rabbim beni görüyor, bir yanlışlık yaptım, yüreğim kirlendi.
Ben Rabbimin huzurunda böyle kirli duramam. İnsan, mutlak hükümdarı unutuyor.
Şah damarından daha yakın olanı, her an kendisi ile birlikte olanı, her an nazarları altında yaşadığı varlığı ve O’nun hesap gününü unutuyor.
Göz baka baka alışıyor, kulak dinleye dinleye alışıyor, dil de konuşa konuşa alışıyor, ağız yiye yiye alışıyor, gönül katlana katlana alışıyor, hayat yaşana yaşana alışkanlığa dönüşüyor.
Bir de bakıyorsunuz sınırlar kaybolmuş.
Neredeyim ben?
Rabbimle ilişkilerime ne oldu?
Hududullah’a ne oldu?
Rabbim beni hangi hal içinde gördü?
Bu acı duyulsa, belki tevbe kapısına doğru yönelinecek. “Hele dur! daha vakit var” diye fısıldıyor birileri.
“Allah affeder” diye fısıltılar üfleniyor kulaklara… Oysa yaratıcı “Şeytan, sizi Allah’ın affı ile aldatmasın” diye uyarmış ta en baştan.
Şeytan öyle bir ifrit ki, Allah‘ın affını bile kullanıyor.
İnsanoğlunu çizgi dışına çıkarmak için, O’nun için duyarlı mü’min kendini kapıp koyvermiyor, nefsin şeytanın girişimleri karşısında.
“Şüpheli şeylerden kaçınma” hassasiyeti onun için.
Yüreğinde en küçük bir tırmalanış hissedince duruyor orada, kalbî ahidlerini yeniden onarıyor.
“Ya O, beni bırakırsa…”
“Ya O’nu unutup da ahirette unutulanlardan olursam…”
Yüreği pır pır uçuyor duyarlı mü’minin.
“Küçük günah” yok onlar nezdinde.
“Ne yaptım ben?” diyecek ve zaten döneceksin, büyüğünü de işlesen döneceksin; asla günah alışkanlık haline getirilmemeli.
Günahı asla olağan bir şey gibi; arsızca, sanki kendisini kimse görmüyormuş gibi yüzü de kızarmıyor.
Küçük günah yok, sınırların aşılması var. “Günahları küçümsemek Allah saygısının azlığına delildir” onların gönül kitabında.
Allah Rasulünün şu ikazını duymuş onlar:
“Akıllı kişi; nefsine hakim olan ve ölüm sonrası için çalışandır.
Aciz kişi de nefsini duygularına tabi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören)dir.” (Tirmizi, Kıyamet, 25, Riyazüssalihin, 1, 317)
Bir tanıdık dostun dilinden naklen şöyle diyor du: “Şeyh Hadi isimli, mahalleli tarafından sayılıp sevilen, güvenilen zâtı muhterem var idi.
Günlerden birgün akşam namazı kılmak üzere camiye biraz erken giden bir şahıs, abdest almak için aşağı kattaki abdesthaneye indi.
Tuvaletlerin boşalmasını beklerken kapılardan biri açıldı İmam Şeyh Sadi dışarı çıktı.
Selamlaşıp hal hatır sorduktan sonra Hoca efendinin abdest almadan yukarı çıktığını fark etti. Çok şaşırmıştı.
Başka da abdest alacak yer olmadığına göre, Hoca nerede abdest alacak diye merak ederek peşinden takib etti…
Hayretle hocanın abdest almadan direk camiye girip mihraba yöneldiğini gördü.
Ezan ve kameti okuyup namaz kıldırmaya başladı ve arkasında saf tutanlar da ona uyarak tekbir getirip saf bağladılar. O şahıs, hemen koşup, senelerdir ahbaplığı olan Hacı Ali efendinin yanına giderek bir şahid olduklarını anlattı.
Ona tam güveni olan Hacı Ali de şaşkınlık içinde “Madem hoca abdestsiz namaz kıldırıyor o halde biz de münferit kılarız” dedi.
Bu hadise mahalledeki Müslümanlar arasında yayıldı.
Şeyh Hadi’nin abdestsiz namaz kıldırdığını herkes duydu.
Böylece cemaat dağıldı. Artık kimse onun arkasında namaz kılmıyordu. Bu olay onun itibarını sarstı. Ailesiyle de arası açıldı, eşi onu terk etti, çocukları da onu dışladılar.
O da imamlığı bırakarak şehri terk etmek zorunda kaldı. Ta ki iki sene sonra Umreye gitmek o şahsa nasib olana kadar.
Orada hava şartlarından dolayı bir hayli hastalandı.
Memleketine döndükten sonra doktora gitti, kendisine iğne tedavisi yazıldı.
Ertesi günü abdest alıp namaz kılmak üzere camiye giderken yol üzerindeki klinige uğrayıp o günkü iğnesini yaptırdı.
Henüz ezan okunmamıştı, tuvalete gidip iğne yeri kanamış mı diye bakmayı düşündü.
Tam tuvaletten çıkıyordu ki aklına, Şeyh Hadi geldi… Birden gözleri karardı.
Dünya sanki başına yıkılır gibi olmuştu.
“Yoksa Şeyh Hadi de benim gibi igne yerini yıkamak için mi tuvalete girmişti?
Yani adamcağız abdestli mi idi, bu düşünce karşısında aklı durmuştu.
Sabaha kadar uyuyamadığını, ben ve benden daha cahil dindar arkadaşlarım nasıl olmuştu da bilmeden anlamadan araştırmadan ve yüzleşmeden güya Allah rızası için Şeyh Hadi‘nin haysiyetiyle oynamış, itibarını beş paralık etmiş, evini ailesini yıkmış, eşinin çocuklarının bile onu terk edip dışlamasına yol açmıştı.
Ertesi sabah onu aramaya başladı.
Çarşıda Hacı Ahmed isminde ıtırcı bir zat onun yerini biliyor dediler.
Hemen gitti hocayı sorduğun da şöyle cevap verdi: “İki sene önce idi. Hadi efendi bana gelerek, çok üzgün ve dertli bir vaziyette oturdu.
“Ne oldu” deyince de şöyle dedi: Yaptırdığım iğnenin yerini yıkamak için tuvalete girmiştim, abdest bozmamıştım, birileri bana sormadan “abdestsiz namaz kıldırıyor” diye iftira ettiler.
Cemaat de araştırmaya, sormaya gerek duymadan bu söylemlere kanıp beni dışladılar.
Bana neler yapıldığına “Şahit ol” diye bunları anlatıyorum.
Bu şehri terk ediyorum Irak Necef tarafına gideceğim dedi ve gitti bir daha da o’nu görmedim.”
O kişi, “ALLAH’ım ben ne ettim” diyerek hüngür hüngür ağladı.
Her Necef’e gidip gelene o’nu soruyordu ama mazlum Şeyh Hadi den hiç bir haber yok.
Ve artık yerinden kımıldayamayacak kadar hastaydı gidip bulabilecek helalleşebilecek halde değildi.
Evet dostlar!
Duyduklarımız ya da gördüklerimiz gerçek olsa dahi aslı bambaşka olabilir.
Bir kişi ya da olay hakkında gerçeği tam olarak bilmeden bir kanıya varmak, yorum yapmak zulümdür!
Hakikati bilmek için bırakın bize bir başkası tarafından söyleneni, kendi gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuzu dahi bizzat o şahısla konuşup tahkik etmek zorundayız.
İşte vebali bu kadar ağırdır!
Şimdiki nesil sosyal medya olsun her konuda çabuk kandırılıyor farkında olmadan.
Nice nice rezaletler ile harabe oluyor bu cihan. Şeriatı kulak ardı ediyorlar, lakin bilmezler ki ahiret var.
Ne kadı da kalmış emini fetva, ne de halinde kaldı takva. Kime gidelim halimizi şekva edelim, kalmadı icraat ne de gidilecek bir kapı.
Allah’ım!
Sen günahlarımızı af eden ve bağışlayansın.
Cümlemizi bu hallerden muhafaza eyle. Amin.
GÜNDEM
03 Mayıs 2026SPOR
03 Mayıs 2026GÜNDEM
03 Mayıs 2026GÜNDEM
03 Mayıs 2026GÜNDEM
03 Mayıs 2026UNCATEGORİZED
03 Mayıs 2026EKONOMİ
03 Mayıs 2026