“Filistin’e verdiği destek, Madrid’i hedef tahtasına mı oturttu?”
30 Temmuz 2026’da Ceuta‘ya yönelen kitlesel göç dalgası, birçok analiste göre sıradan bir insani hareketlilik değil, uluslararası bir cezalandırma operasyonu olarak tarihe geçti.
Hedefte ise Filistin davasına Avrupa’da en güçlü desteği veren İspanya lideri Pedro Sanchez vardı.
İspanya’nın İsrail karşıtı politikaları kronolojik olarak şöyle öne çıktı: 2024’te Filistin devletini tanıması, 2025’te Gazze saldırılarını ICC’ye taşıması, 2026 başında silah ambargosunu savunması ve Temmuz 2026’da AB’de yaptırım çağrısı yapması.
Bu adımlar, Tel Aviv’de kırmızı çizgi olarak görüldü.
Krizin görünen tetikleyicisi, İspanya Yüksek Mahkemesi‘nin düzensiz göçmenlerin otomatik sınır dışı edilemeyeceğine dair kararıydı.
Ancak bu karar kaçakçılarca çarpıtıldı; 80 bin nüfuslu Ceuta‘ya 24 saat içinde 70 bin kişi giriş yaptı.
Kaos sırasında 50’den fazla kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı.
Uzmanlara göre bu kadar büyük ve organize bir akın, Fas makamlarının bilgisi ve göz yumması olmadan mümkün değildi.
Zamanlama da dikkat çekiciydi: kriz, Sanchez’in Cezayir ile ilişkileri normalleştirmesinden sadece 48 saat sonra patlak verdi.
Fas için bu doğrudan bir “ihanetti”.
Analistlere göre Fas’ın bu kadar rahat hareket etmesinin arkasında Fas-İsrail-ABD üçgeni vardı.
Abraham Anlaşmaları sonrası İsrail‘den gelen askeri ve istihbarat desteği, ABD’nin Batı Sahra üzerindeki egemenliği tanıması ve Kongre’deki Fas lobisi, Rabat’a büyük bir özgüven kazandırdı.
Ceuta’daki göç dalgası, bu üçlü ittifakın İspanya’ya gönderdiği cezai mesajdı: “Filistin konusunda İsrail’e karşı sert tavır alırsan, sınırındaki göçmen selini durdurmayız.“
Bu okuma kendi değerlendirmemdir; basında bulduğum haberler krizi doğrudan Filistin politikasına değil, Sanchez’in Cezayir’e yakınlaşmasının Fas’ı rahatsız etmesine bağlıyor.
İki tablo birbirini dışlamıyor ama okur ayrımı bilerek yapmalı: birincisi doğrulanmış bir zincir, ikincisi benim öngörüm.
Başbakan Sanchez krizi, “İspanya’nın toprak bütünlüğüne yönelik saldırı“olarak tanımladı.
İspanya, bir yandan Avrupa değerlerine sahip çıkmaya çalışırken, diğer yandan Fas’ın göç baskısı, ABD’nin diplomatik yalnızlaştırması ve İsrail’in örtülü tehditleri arasında sıkıştı. Avrupa Birliği ise somut destek vermedi.
On binlerce göçmen, uluslararası siyasetin acımasız satrancında piyon olarak kullanıldı.
Analistlerin çoğuna göre, bu satrancın kraliçesi açıktı: İsrail, İspanya’yı Filistin politikası nedeniyle cezalandırıyordu.
Almanya’da Yurtlardan Yükselen Gürültü
Almanya‘daki Türk göçmen mahallelerinde yıllardır sessizce işleyen Süleymancı yurtları, son haftalarda manşetlere taşındı. Alman basını, cemaatin gençler üzerindeki etkisini ve kapalı yapısını sorguluyor. “FETÖ sonrası en görünür dini ağ” olarak tanımlanan Süleymancılar, göçmen ailelerin çocuklarını barındıran yurtlarıyla yeniden tartışma konusu oldu.
Washington’da Eski Dosyalar Açılıyor
ABD’de ise 1980’lerin CIA raporları yeniden gündeme geldi. Raporda Süleymancıların “Batı Avrupa’daki Türk işçiler arasında açıkça faaliyet gösterdiği” ve şeriat yanlısı bir çizgi izlediği iddia ediliyordu.
Bu eski dosyaların yeniden dolaşıma girmesi, sosyal medya da “FETÖ’den sonra yeni bir parelel cemaat mi doğuyor?” sorusunu tetikledi.
Ankara’da Çete Söylemi
Türkiye’de hükümet cephesinden gelen açıklamalar, cemaatin geleceğini tartışmaya açtı.
Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, isim vermeden “FETÖ’ye özenen veya benzer arayışta olan çete örgütlere karşı hukuki mücadelenin kararlılıkla süreceğini vurguladı.”
Bu ifade, isim geçmemesine rağmen bazı yorumcular tarafından doğrudan Alman istihbaratıyla iç içe girdiği söylenen Süleymancılara işaret olarak okundu ve cemaatin kontrol altına alınması için bazı çevrelerce yeni bir operasyon hazırlığının işareti şeklinde yorumlandı.
Aladağ’daki yurt yangını ve son yıllarda ortaya çıkan istismar iddiaları, kamuoyunda hâlâ taze.
Avrupa ve Türkiye’de Çifte Baskı
• Avrupa‘da: Süleymancılar, göçmen topluluklar içinde güçlü bir dini-sosyal ağ olarak görülüyor ama kapalı yapıları tartışma yaratıyor.
• Türkiye‘de: Cemaat, AKP ile dönemsel ittifaklar kurmuş olsa da bugün hükümetin kontrol altına almak istediği yapılar arasında ancak bu, Uçum‘un sözlerinden değil, yorumculardan gelen bir okuma.
• ABD‘de: Eski istihbarat raporları, cemaatin geçmişte devlet kurumlarına sızma iddialarını yeniden gündeme taşıyor.
Sonuç: Almanya’da yurtlardan yükselen tartışmalar, Washington’da açılan eski dosyalar ve Ankara’da “çete” söylemi…
Süleymancılar hem Avrupa’da hem Türkiye’de yeniden mercek altında.
Bir yanda göçmen çocukların kaderi, diğer yanda devletin güvenlik kaygıları.
Bu tablo, cemaatin önümüzdeki dönemde daha sert bir sorgulama sürecine gireceğini gösteriyor.
Vesselam.
Değerli Medya Radikal okurlarımız, paylaştığım yazılarım binlerce kez okunuyor; bunun için teşekkür ederim.
Hakkın ve haklının yanında durmanız, size en çok yakışan duruştur.
Ayrıca , Filistin Konvoyu için İstanbul Başakşehir Meydanı’nda buluştuk.
Beklentim on binlerce insanımızın katılımıydı; olmadı.
Elbette üzüldüm, ama yine de kalabalıkların yüzeysel coşkusundansa azınlıkların samimi desteğiyle mutlu olmak bana daha içten geliyor.
Umarım Sakarya’da ve diğer illerde tam destek gelir.
Peki neden sivil örgütler sessiz kaldı?
Neden siyasiler yoktu?
Nerede bu destekler?
Lafa gelince bağır çağırlar, işe gelince yoklar…
Yoksa bilmediğimiz başka bir şey mi var ki, bu organizasyon yetim çocuk gibi muamele görmekte?
GÜNDEM
01 Ağustos 2026SPOR
01 Ağustos 2026GÜNDEM
01 Ağustos 2026GÜNDEM
01 Ağustos 2026GÜNDEM
01 Ağustos 2026UNCATEGORİZED
01 Ağustos 2026EKONOMİ
01 Ağustos 2026