BAYRAM EKONOMİSİ:
1 TRİLYONLUK GERÇEK
Kurban Bayramı bitti. Dokuz günlük tatil sona erdi. Milyonlarca insan yollara döküldü, oteller doldu, havalimanları tıkandı.
Şimdi sloganları bir kenara bırakıp rakamlara bakalım.
Çünkü yıllardır aynı cümleleri duyuyoruz:
“Millet aç. Kimsenin parası yok. Ülke bitti.“
Peki bu bayramda yaşananlar bize ne anlatıyor?
Önce bayram alışverişine bakalım. Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel, arife günü ve dört günlük Kurban Bayramı tatilinde toplam 450 milyar TL’lik kartlı harcama yapıldığını açıkladı.
Bu rakamın 160 milyar liralık kısmı ise arife günü gerçekleşti. Harcamaların en az yüzde 20’si market alışverişinden oluşurken, giyim, akaryakıt ve yemek kategorilerinin her biri yaklaşık yüzde 10’ar pay aldı.
Üstelik bu 450 milyar yalnızca kartlı harcama.
Nakit ödemeler bunun tamamen dışında.
Gerçek rakam çok daha yüksek.
Tatile bakalım.
TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, 9 günlük bayram tatilinde 10 milyonun üzerinde kişinin seyahate çıktığını ve toplam ekonomik hacmin yaklaşık 180 milyar TL seviyesine ulaştığını açıkladı.
Peki bu 10 milyon insan hangi araçlarla yola çıktı?
Uçakla gidenler: THY ve AJet, 22-31 Mayıs tarihleri arasında toplam 16.544 sefer gerçekleştirdi. Sabiha Gökçen Havalimanı 1 milyon 402 bin, Antalya Havalimanı 1 milyon 456 bin, Esenboğa 382 bin, Adnan Menderes 398 binyolcuya hizmet verdi.
Yalnızca bu dört havalimanının toplamı 3,6 milyonu aşıyor.
İstanbul Havalimanı ise tatilin son günü tek başına 289 bin yolcuyla tarihinin günlük rekorunu kırdı.
Bayram döneminde yoğun talebi karşılamak için havacılık sektörü iç ve dış hatlarda 1.506 ek sefer devreye aldı.
Otobüsle gidenler: Sadece Ankara’nın AŞTİ terminalinden 9 günde 18.494 otobüs giriş-çıkış yaptı; 832 bin yolcu bu terminali kullandı.
Şehirlerarası otobüs sektörünün toplam ekonomik hacminin bayram döneminde 12–13 milyar TL‘ye ulaştığı tahmin ediliyor.
Şahsi araçla gidenler: KGM, bayram dönemi boyunca Türkiye genelindeki ana güzergahlarda yoğun araç trafiği kaydetti.
Sarp Sınır Kapısı‘ndan bile 9 günde 185 bin 621 yolcu, yaklaşık 20 bin araçsınırı geçti.
Bu yalnızca tek bir kapının rakamı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın açıklamasına göre hızlı tren hatlarını bayram süresince 322 bin yolcu kullandı.
Şimdi kurban ekonomisine bakalım.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar‘ın açıklamasına göre bu yıl yaklaşık 750 bin büyükbaş ve 2 milyon 550 bin küçükbaş olmak üzere toplam 3 milyon 300 bin kurban kesildi.
Kurbanlık hayvanlara yapılan toplam harcamanın yaklaşık 192 milyar TL‘ye ulaştığı tahmin ediliyor. Kesim hizmetleri için ödenen 8,2 milyar TL bu rakamın dışında. Diyanet’in 2026 için belirlediği vekâlet bedeli yurt içinde 18 bin TL, yurt dışında ise 7 bin TL.
Şimdi Hacca bakalım.
2026 yılı için Türkiye’ye ayrılan Hac kontenjanı 84.942 kişi olarak belirlendi.
Bu kontenjan için kuraya katılan vatandaş sayısı ise yaklaşık 1 milyon 800 bin kişiye ulaştı.
Normal konaklama ücretleri 4 kişilik odada yaklaşık 299.000 TL‘den başlıyor.
Kişisel harcamalar ve diğer giderler eklendiğinde toplam maliyet 400 bin TL’yi aşıyor.
Muhafazakâr bir hesapla: 84.942 çarpı 300.000 TL.
Yaklaşık 25 milyar TL yalnızca Hac harcaması.
Bayram alışverişi (yalnızca kartlı harcama) 450 milyar TL.
Kurban ekonomisi 192 milyar TL.
Tatil ve seyahat hareketliliği 180 milyar TL.
Hac harcaması 25 milyar TL.
Toplam (muhafazakâr tahmin) 847 milyar TL.
Bu rakamlara nakit harcamalar dahil değil.
Reel büyüklük 1 trilyona yaklaşıyor.
Bir sahne, bin kelimeye bedel.
Erzurum‘un Ilıca ilçesinde tanıştığımız Muhtar Özkan Sekmen, sohbet arasında şunu söyledi: “Önümüzdeki Ramazan için şimdiden “Ramazan paketi” randevusunu sizden talep edebilir miyim?”
Milyarlarca liranın eğlenceye, tatile ve alışverişe aktığı bu tablonun tam ortasında, bir muhtarın temel ihtiyaç için sıra beklediği gerçeği ortada duruyor.
Bu sahne, hiçbir istatistiğin anlatamayacağı kadar çıplak bir şekilde Türkiye’nin çelişkisini özetliyor: Aynı bayramda, aynı ülkede, aynı anda.
Tekrar soralım: Türkiye fakir mi? Sorunun cevabı sandığımız kadar basit değil.
Eğer herkes fakirse, bu harcamaları kim yapıyor?
Eğer herkes zenginse, geçim sıkıntısından şikâyet eden milyonlar kim?
Belki de yanlış soruyu soruyoruz?
Sorun Türkiye’nin yoksul olup olmaması değil; Türkiye’nin olağanüstü dengesiz bir ülke olmasıdır.
Bir tarafta kurban kesemeyen aileler var.
Diğer tarafta birden fazla kesen, bir de yurt dışına vekâlet gönderenler var.
Bir tarafta emekli maaşını bölmeye çalışanlar var.
Diğer tarafta hacca gitmek için 400 bin lirayı kolayca ayırabilenler var. Bir tarafta tatili hayal edemeyenler aileler var.
Diğer tarafta dokuz günü yurt dışında geçirenler var.
Türkiye’nin meselesi yoksulluk değil; yoksulluk ile servetin aynı coğrafyada, aynı mahallede, hatta aynı apartmanda yan yana yaşamasıdır.
Bayram boyunca yaşananlar bize şunu söyledi: Türkiye ne tamamen çökmüş bir ülkedir, ne de her şeyin güllük gülistanlık olduğu bir refah toplumudur.
Türkiye, aynı anda hem derin sıkıntının hem de ciddi harcama gücünün var olduğu, gelir dağılımındaki uçurumunun her geçen yıl büyüdüğü bir ülkedir.
Bayram ekonomisi, Türkiye’nin gelir uçurumunun aynasıdır. Birkaç haftada 1 trilyona yaklaşan harcama gücü, toplumun bir kısmının refahını; diğer kısmının ise sessiz yoksulluğunu görünür kılar. Gerçek, iki kutbun sloganlarından çok daha karmaşıktır.
Ve hakikati arayanlar için mesele taraf seçmek değil, fotoğrafın tamamına bakabilmektir.
Vesselam.
GÜNDEM
03 Haziran 2026SPOR
03 Haziran 2026GÜNDEM
03 Haziran 2026GÜNDEM
03 Haziran 2026GÜNDEM
03 Haziran 2026UNCATEGORİZED
03 Haziran 2026EKONOMİ
03 Haziran 2026