İnsanlara ve olaylara hak ettiğinden fazlasını verme ve insanların gözünde de değerini arama.
Değerini vicdanında ara çünkü vicdanın rahatsa merteben yükselir.
Kendini bilirsen hakkında söylenenler sana zarar vermez. Dünya için endişelenme çünkü o Allah‘ındır.
Rızık için endişelenme çünkü oda Allah’tandır.
Gelecek için endişelenme çünkü oda Allah‘ın elindedir.
Öyle ise dilinizde bu cümleler dökülü versin.
Gücümün ve kuvvetimin bir eseri olarak senin gücün ve kudretinle Rabbim, bana yardım et ve kimseyi kayırma, bana destek ol ve bana karşı kimseyi destekleme, beni doğru yola ilet ve bana doğru yolu göster.
Allah bizlerin ve bütün mü’min kardeşlerimizin yaşantımızı ve ömrümüzü, yaptığımız ve yapacağımız amelleri bu anlamda verimli ve bereketli eylesin, amel defterlerimiz hayırlara ve iyiliklere açık kalsın, hiç kapanmasın
Ölüm o kadar yakın ve aynı zamanda o kadar uzak ki, dünyanın hasılatı, karı ve kazancı, meyveleri, yaşantısı ve hayatı da o kadar acı ve aynı zamanda o kadar tatlı ki, dünya da yaşayan kişinin nefesleri ma’dud (sayılı), günleri mahdût (sınırlı) eceli meçhuldur.
Dolayısıyla ecel sahibi her insanın bir gün eceli gelecek ve hayatının sonunu görecek ona ulaşacaktır.
Kim ne amel işlediyse günün birinde mutlaka ameliyle ve amelinin sonucuyla âhirette yüzleşecektir.
Hz. Ebubekir (r.a) efendimizin bir sözü var ve şöyledir:
“Her insan kendi evinde sabahlayınca, ölümün kendisine ayakkabısının bağından daha yakın olduğunu bilmesi gerekiyor.”
Bu kadar yakın olan ölümü insan o kadar uzak ve uzaklarda görüyor ki ölmeyecekmiş gibi bir duyguya, bir düşünceye çoğu kez kapılabiliyor.
Ömer Bin Abdülaziz‘in (Allah ondan razı olsun) şöyle dediği rivayet edilir:
“İnsanların kesin olan bir şeyi, şüpheli bir şeymiş gibi görmeleri konusunda ölüm gibisini görmedim.”
Yani ölüm yüzde yüz kesin fakat insanlar günlük hayatları, meşgaleleri, dünya sevgisi, engeller o kadar çok ki ölümü şüphe ile karşılıyorlar ve ölüm için hazırlanmıyorlar adeta.
Dünyanın içiçe ne kadar acı ve tatlı olduğunu anlatmaya gerek yoktur.
Çünkü bizler dünya da yaşıyoruz; acısını, tatlısını, inişini, yokuşunu, beraber görüyoruz.
Allah‘a yakınlık, zahiri mesafeleri (şu kadar kilometreyi) kat’etmek ile değildir.
Yüce Allah‘a yakınlık (her biri çin seddine benzeyen ve Yüce Allah‘a manen yaklaşmaya engel olan nefse ait) perdeleri kaldırmak ile mümkündür.
Manen yaklaşmak için olmazsa olmaz iki şey vardır: Farzlar ve nafileler.
Bunlara kurb-i ferâiz ve kurb-i nevafil denir.
Yani farzları ve nafileleri yaparak Yüce Allah‘a yaklaşmak.
Kişi en çok farzları yaparak Yüce Allah‘a yaklaşır.
Nafilelere de devam ederek Yüce Allah tarafından sevilir.
Yaklaşınca sever ve sevilir, sevdikçe ve sevildikçe yaklaşır.
Bu iki taraflı yaklaşma ve sevgi, çin seddine benzer perdelerin ve engellerin bir bir yırtılmasına ve bertaraf olmasına yol açar.
Yüce Allah‘ın fazl-u keremiyle bu manevi yaklaşma olursa, kişi başka bakar, başka görür, başka konuşur, başka duyar, başka davranır ve kutub yıldızı gibi onun meclisinde oturan da yolunu bulur ve istifade eder.
Allah’ım!
Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi, sana razı olduğun yoldan razı olduğun amelleri yaparak, sana manen yakın olan kullarınla beraber bulunarak, manen yaklaşanlardan eyle.
Bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize dünyanın hakikatini göster ki bizi aldatmasın ve biz de aldanmayalım, kimseyi de aldatmayalım, dünyadan ahiretimize lazım olanı alalım.
GÜNDEM
21 Haziran 2026SPOR
21 Haziran 2026GÜNDEM
21 Haziran 2026GÜNDEM
21 Haziran 2026GÜNDEM
21 Haziran 2026UNCATEGORİZED
21 Haziran 2026EKONOMİ
21 Haziran 2026