06 Ağustos 2026 Perşembe
Beşiktaş, Çekya’da avantaj arıyor: Hradec Kralove - Beşiktaş karşılaşması saat kaçta başlayacak, hangi kanaldan yayınlanacak? Maçı canlı izle
Bizler dirilmeden zulüm ölmeyecek!
Ahbaplar enflasyonu azdırdı mı?
Yurt dışına çıkış harcı gerçekten gerekli mi?
Siyasette, partilerde neler oluyor?
Ölçüsüz zenginliğin bedelini yoksullar ödüyor
Dostlar;
Horul horul yatan bir kimse, uyanıp harıl harıl çalışmadan arzu ve isteklerine kavuşamaz.
Derin derin uykulara dalan ve gafletler içinde olan insan da zirvelere, yıldızlara, gezegenlere ulaşamaz.
“Ey kavmim (Ey ümmetim)!
Elinizden geldiği kadar cenneti isteyin, taleb edin, ve elinizden geldiği kadar cehennem atesinden kaçın, uzak durun. Cenneti talep eden ve isteyen ile cehenneme gitmek istemeyen ve uzak durmak isteyen (horul horul) uyumaz.” (Taberani)
Sadece cenneti değil, firdevs cennetini istememiz emredilmektedir.
Çünkü firdevs cenneti; cennetlerin alası ve ortasıdır, tavanı ise Yüce Allah’ın arşıdır. Ahiret yolcusu olan mü’min çıtayı yüksek tutmalı, himmeti âli olmalı ve ihmalkar davranmamalıdır.
Bugün amel var, aşağı yukarı istediğin hayrı ve sevabı işleyebilirsin, yarın ahiret günü ise hesap var ama amel yapma imkanı kalmaz.
Bütün dünya bir insanın olsa iki rekat namazı ve sevabını satın alamaz.
Bütün dünya içindeki her şeyi ile birisine ait olsa beş para etmez. Dünya gitgide bizden, biz de dünyadan uzaklaşıyoruz.
Her an biraz daha ahirette gitgide bize, biz de ahirete yaklaşıyoruz.
Yüce Allah‘a manen yaklaşmanın ve ahiret azığı toplamanın yeri de dünyadır.
Mü’min 7 gün 24 saat her an bu manevi yaklaşmayı gerek kurb-i ferâiz ve gerek kurb-i nevâfil ile yüce Allah‘ın izniyle gayret ederek elde edebilir.
Gece gündüz, yaz kış, hazarda ve seferde sağlık içinde veya hasta iken, evde ve dışarıda, yürürken ve bir vasıtada iken kısacası her an ahirete azık toplayabiliriz.
Allah’a rızasına, manen O’na yakın olmaya doğru yürüyün, yol alın, sakat da olsanız, kırık dökük de olsanız yürüyün,olduğunuz halde yürüyün, sakın, iyileşelim ondan sonra yürüyelim demeyin, hareket etmeden oturup iyileşmeyi beklemek atalet ve tembelliktir.
Diyelim ki; oturup beklediniz size iyileşeceğinizin garantisini kim verebilir, günlerce oturup beklediniz, yarın iyileşsen bile bu birikmiş her çeşit ibadet borçlarınızı nasıl ödeyeceksiniz,bu oluşan boşluğu nasıl dolduracaksınız ve nasıl telafi edeceksiniz? Hayır hayır mü’min boş boş oturamaz, âhiret yolcusu, beyhûde ve boş oturamaz, faydasız ve boş şeylerle uğraşamaz.
Mü’min, cennete girmek için dünyada iken o kadar çalışmalı o kadar gayret etmeli ki dini ve dünyası için adeta yıldızlara gitmek gezegenleri fethetmek gerekiyorsa bunu da yapmalı zaten mü’minin bir görevi de imardır. Kendini, dünyayı ve ulaşabildiği her yeri ma’mur ve bayındır hale, yaşanır hale getirmektir.
Mü’min, dünyadan nasibini unutmadan alan ve âhiretine de hazırlık yapan kimsedir, Allah‘ın kendisine yaptığı iyiliği unutmaz ve kendisi de Yüce Allah‘ın kullarına iyilik yapar böylece dünyada da ahirette de Yüce Allah‘tan iyilik bekler.
“Ey rabbimiz bize dünyada da ahirette de iyilik ver bizi cehennem azabından koru.”
(Bakara, 201)
İslamın parolası olan bu mübarek ayeti ve duayı çokça yapar ve bunun altını doldurmaya çalışır, dolayısıyla hem dünyasını hem âhiretini mamur edendir.
Ey rabbimiz!
Bizlere ve bütün mü’minlere dünyada da ahirette de iyilik ver.
Bizleri ve bütün mü’min kardeşlerimizi cehennem azabından koru. Amin.
Devamını Oku
Dostlar;
Bu alemde insanoğlu emanet duruyor, bir ağacın altında dinlenmek üzere bir süre oturan sonra kalkıp yoluna devam edecek olan bir yolcu gibi ve sadece kişi değil, kişi dünya adına sahip olduğu her şey emanettir.
Yarın Allah‘ın ilminde ecel gelince bu yolculuğu tamamlamak üzere yola devam edeceği ölüm, berzah, diriliş, hesap ve sonrası Allah’ım bu hayatta senden başkasına el açmadık, senden başkasına el açıp dünya menfaatı istemedik veya sadece ellerimizi sana açarak dua ettik.
Bütün kulları yaptıklarını ve her şeyi murakabe eden ve gözetleyen Allah’ım fazl-ü keremin ile hatalarımızı küçük büyük günahlarımızı bağışla.
Evlat, mal, çocuklar ve her şey birer emanettir.
Bu emanetler mutlaka bir gün sahibine dönecek ve bu emanetlere sahib olan kişinin kendisi de emanettir.
Zamanı gelen gider zira insanoğlu yolcudur ve yolcu yolunda gerekir.
Sadece Allah’tan istemek, Allah‘ın emridir, “Ve iyyâke neste’in” (yalnız senden yardım dileriz) ayet-i kerimesini her gün onlarca kez okuyoruz.
Madem senden başkasına el açmıyoruz;
Ey her şeyi bilen, gören idare eden Allah’ım! Hatalarımızı, günahlarımızı affeyle.
Kul, yüce Allah ile irtibatını asla kesmemelidir.
Her an, her zaman, her yerde yüce Allah’a muhtaç olduğunun şuurunda olmalıdır.
Allah, bu şuur ve inkisar içinde severek, korkarak, boyun bükerek, sevabını O’ndan bekleyerek, ruh boğaza gelinceye kadar makbul ve mebrur bir ibadeti, meşkur bir gayreti, genişliği gökler ve yerler kadar geniş olan cenneti bizleri ve bütün mü’min kardeşlerimize nasip eylesin.
Dostlar!
Cennetin genişliği gökler ve yer kadar buyurulması bizim anlamamız içindir.
Yoksa cennetlerin uzunluk ve genişliğini ancak yüce Allah bilir
Devamını Oku
“Ben havzın başına sizden önce varacağım. Kim gelirse ondan içecek ve kim içerse ebediyen susamayacak.
Muhakkak benim üzerime beni tanıyan, benim de kendilerini tanıdığım bir takım kavimler gelecek, sonra benimle onların arasına girilecektir.
Bunlar bendendir diyeceğim.
Sen onların senden sonra ne yaptıklarını bilmezsin, denilecek.
Ben de, benden sonra yolunu değiştiren uzak olsun, uzak olsun diyeceğim.”
(Buhari ve müslim)
Başka bir rivayette ise: “Ben havzın başında olacağım. Ta ki sizden yanıma gelenlere bakayım. Bana yaklaşan bazı insanlar yakalanacak. Ben, ya rabbi bunlar benden ve benim ümmetimdendir.”diyeceğim.
Bana, “sen hissetmedin mi, (duymadın mı), onlar senden sonra ne yaptılar.
Vallahi onlar senden sonra geriye dönmekte devam ettiler denilecek.” (Müslim)
Müslüman dış görünüşü ile islamın emrettiği gibi yaşamalı, dış görünüşte müslümana benzemek, iç dünyada da benzemeyi gerektirir.
Bu ümmetin ilkleri olan sahabelere ve tabiine benzemek aklı, dini ve ahlakı artırır.
Dış görünüşte kafirlere benzemek ahlakta ve çirkin işlerde onlara benzemeye neden olur.
Bir tür sevgiyi ve muhabbeti, iç dünyada dostluk hissetmeyi doğurur.
Bu nedenle davranışlarında ve görüşlerinde müşriklere muhalefet et.
Onlarla dostluk kurmaktan sakın. Onları dost edinme ve onlara buğzet, düşmanlık et.
Onlardan ve dinlerinden uzaklaş, kendi dininle gurur duy.
Onların hidayeti ve islama daveti için çalış.
Allah, kişiye doğruyu gösterdiği için Allah azze ve celle’ye o kişi çokça övgüde bulunması, Allah’ın yolda devamlılık dilemesi.
Allah‘a karşı samimi olmalı ki, durumu iyi olsun.
Ey müslüman kardeşim!
Kalbinden kin ve nefreti söküp at ki, insanlar seni sevsin onun için kimler gibi olmaya çalıştığımızı, kimlerin yolunda ve izinde olduğumuzu, hayatımızın, amellerimizin, kılık kıyafetimizin kimlere benzediğini çok iyi düşünmek zorundayız.
Yaşlı bir adam torunlarından birine şöyle dedi: “Oğlum, cennete girmek bedavadır, cehenneme girmek ise parayla olur.
Çocuk: Nasıl yani dede? dedi. Dede demiş ki: Kumar oynayan para öder, içki içen para öder.
Sigara içen para ödüyor. Şarkı dinleyen para ödüyor. Ahlaksızlık için yolculuk yapan para verir.
Cennete gelince oğlum, onun parayla karşılığı yok.
Namaz kılan, parasız namaz kılıyor. Oruç tutan kimse, parasız oruç tutmuştur.”
Kim, Allah‘tan bağışlanma dilerse, parasız bağışlanma dilemiş olur.
Gözünü indiren de para vermez.
Peki oğlum, cehennem uğruna para mı vermek istersin, yoksa bedava cennete mi gitmek istersin?”
Unutmayalım ki, kurtuluşumuz, ancak sünnete ittiba etmekle mümkündür.
Biz sünnete itibar edersek Resulullah aleyhisselam la mahşer günü kimse aramıza girip de açmaz.
Allah’ım!
Cümle dostlarıma bu dünyada Resulullah’ın sünnetinde mahşer gününde Resulullah’ın komşuluğundan ayırma. Amin.
Devamını Oku
Dostlar;
“İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur ve çalışması da (hayır ve şer olarak) ileride görülecektir.” (Necm, 39)
Kişinin değeri; soyu, makamı veya başkalarının yaptıklarıyla değil, kendi iradesiyle ortaya koyduğu emek, niyet ve gayretle ölçülür.
İnsan, kontrol edemediği sonuçlardan önce kontrol edebildiği gayretinden sorumludur.
Hasan-ı Basri (rahimehullah) şöyle dedi:
“Ey âdemoğlu!
Sen yarının değil bugünlesin. Öyleyse bugünün adamı ol. Yarın senin değildir.
Şayet yarın senin olsaydı sen yine bugündeki gibi olurdun. Bugünü ihmal ederek yarını kazanmaya çalışmak büyük bir gaflettir.”
“Herkes sabahtan (pazara çıkar) nefsini satar; kimi onu azad, kimi de helâk eder.” (Tirmizi)
İnsan her gün zamanını, emeğini, düşüncesini ve iradesini bir amaç uğruna satmaktadır.
Bu satış insanın karakterini ve nihayet akıbetini şekillendirecektir.
Satışın karlı olmasını istiyorsanız cömert ile oturun.
Peygamber efendimizden:
“Cömert kimsenin yemeği devadır, cimrinin yemeği ise derttir.”
Cömert insanın ikramını gönül hoşluğu ve güzel muameleyle yapması, cimri insanın ise ikram ederken gönülsüz ve sıkıntılı davranmasının yemeğe ve misafirin haline tesir eder.
Şüpheli şeylerden de kaçınmak gerekir ancak öyle maslahatlar var ki, karı zararından fazla olabilir.
Haram lokma ile beslenen yağ parçası olunmamalıdır.
Çünkü haramdan hasıl olan kişim cehennem ateşi karsısında eritilmek suretiyle bedenden çıkarılacaktır.
Bu kesin.
Bizler böyle inandığımız içindir ki, ne devletin malından çalabiliriz, ne de bir başkasının servetinden gasp etmeye cesaretimiz olamaz.
Haramlardan, kul hakkından uzak kalmak inancımızın gereğidir.
Dile dolandırarak birilerin kazancında haram olma söylentisi bu konudaki hüküm söylenti ile olmaz.
Zan ile haramlık hasıl olmaz. Bilgiye müstenit olmalıdır.
Şayet o kişini kazancı içinde haram da bulunuyor, helal de mevcut oluyorsa bakılır, haramı mı fazla, helali mi?
Helali fazla ise, “o fazla olan helal kısmındandır” diyerek ikramı alınır ve dostluk korunur.
Bir kırgınlığa sebep olunmayabilir (içki de satan bakkal gibi).
Fıkıh kitaplarında, “haram kazanmış olan kimsenin yemeği yenilir mi?” diye sorulan soruya: “Kazancının çoğu helalse yenir”seklinde cevaplar verilmiştir.
Bizde biraz esnek davranma gereği duyup, kişilerin hukukunu gözetmeye gayret etmeliyiz.
O kişi ile münasebetleri kesipde iyice harama kaymaya sebep olmaktansa, helal kısminin bulunacağını düşünerek irtibatı kesmeyip tümüyle helale yöneltmeye niyet edebiliriz.
Uzak kalıp da bilgisiz bırakmaktansa, yakınlaşıp da rahatsız etmeden düşünmesine sebep olmakta isabet olsa gerektir.
Bizim insanlara, insanlarında bize ihtiyacı vardır.
Birbirimize faydalı olmamız da insalık gereği olarak bu sırada bazı şeyler söyleyebilir.
Helal kazanca, haram karıştırmamak gerektiğine işarette bulunabiliriz.
Bu da onlar için bir düşünme vesilesi olabilir.
Devamını Oku
Dostlar;
Her insanın dünyada kazandığı ve onu Allah‘tan meşgul eden fazlalık aslında fazlalık değil, sırf hayır olarak kazandığı şeyler hariç, diğer hayır olmayan şeyler hüsran ve zarardır.
Ey zamanın tahrib ettiğini onarmak ve tamir etmek için çabalayan insan!
Allah için söyle!
Bütün gücünü harcasan bile harab olan her gün azalan, boşa geçen ömrünü de onarmak ve bitmeden, tükenmeden, telafi etmek mümkün mü?
Kişinin geçen ömrünü ve yaptıklarını, konuştuklarını, işlediklerini, gidişatını gözden geçirmesi gerekir.
Gidişat iyi ise, Yüce Allah’a şükretmeli, iyi değilse iyi olmaya azmetmeli ve geçen ömründe yapılan hata/günahlara tövbe etmelidir.
Geri kalan ömrünü Allah yolunda dolu dolu geçirmelidir.
Her yıl, her ay, her hafta, hatta her gün bir veya birkaç dost kervanı geçip göçmektedir; neyi, kimi bekliyoruz?
Uyanmanın, eli çabuk tutmanın, kolları sıvamanın vakti gelmedi mi?
Her an ebedi ve dönüşü olmayan yola ve yolculuğa çıkmak ve çıkarılmak için hazırlıklı olmamız gerekir.
Şu dünyada yiyeceği yarım ekmeği olan, oturmak için de bir yuvası bulunan, kimseden bir şey istemeyen, bir şey beklemeyen ve kimseye de borcu olmayan bir kimse için şunu de diyebilirsin;
Zevkini yaşa, ne hoş, ne kadar da güzel bir hayatın var(!)
Şaka değil, bazıları belki de bir çokları böyle yaşamış.
Bugünün dünyasında bile birçok ülkede bir kesim ve bir kısım insanlar bu durumda ve yaşadıkları hayatlarından da memnun kadere, kazaya sitem etmiyorlar, Allah’a teslim olmuş hallerinden şikayet etmiyorlar.
Böyle olalım demek istemiyorum, olamayız da ama böyle olanlara saygı duyalım ve kanaatkar oluşlarını, nimetleri takdir ettiklerini takdir edelim.
Resulullah Efendimiz, bu hususta şöyle buyurur: “Sizden kim sabahlar da malı, canı, ırzı güven içinde, bedeni sağlıklı ve bir günlük yiyeceği var, sanki bütün dünya onundur.” (Tirmizi, 2346)
Hz Ali, bir ağacın altında oturuyordu, yanında çamuru dibe çökmüş bir su ve kavrulmuş biraz un vardı şöyle dedi: “Allah’ım!
Ne güzel bir gölge yanımda su var, un var bana verdiğini sultanlara bile vermedin sana şükrediyorum.”
Bir sahabi işten eve geliyor, hanımı onun cübbesini alıp katlıyor, bakıyor ki kocası biraz üzgün ve yorgun ona diyor ki: “Bir derdin mi var? Eğer bu derdin ahiret derdi ise, Allah derdini arttırsın, zira ahiret derdi şerefli bir derttir ve hazırlık yapmayı gerektirir, dünya ve geçim derdiyse üzülme, üç günlük dünya için üzülmeye değmez.”
Evet bizden önce ve günümüzde, biz farkında olmasak da böyle yaşayanlar vardır.
Allah‘ın nimetlerini takdir eden ve bitmeyen hazine olan kanaatı şiar edinenler vardır.
Dünyası ile meşgul olan kişiyi, uzun yaşama arzusu aldatmıştır.
Ecel ona yaklaşıncaya kadar gaflet içinde duran kişi yine öyle bilmelidir ölüm ani gelecek, kabir de amel sandığı olacak.
İnsan din ve dünyası için faydalı olan şeyle uğraşır elbette ama bunu yaparken sanki ölmeyecekmiş gibi değil, her an ölecekmiş gibi hazırlıklı olmalı, serap gibi olan dünyaya aldanmamalıdır.
Kendisine müsahhar kılınan ve hizmet eden dünyaya hizmetçi olmamalıdır.
Amel sandığı olan kabre, güzel ameller yollamanın yeri bu dünya hayatıdır.
Bu hayattaki kişinin ömrü bir anlık nefes olduğunu bilmeli, huzuruna varacağı Yüce Allah’ı daha dünyada iken razı edecek ameller işlemelidir.
Allah’ım!
Bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize dünyanın hakikatini göster, göster de dünyaya aldanmayalım, hayatın çok kısa olduğunun farkına varalım da ahirete hazırlık yapalım.
Allah’ım!
Bizleri, sayılamayacak kadar çok olan nimetlerini takdir eden, gücünün yettiği kadar hal ile, kal ile, kalp ile şükreden, verdiğine kanaat eden, senden razı olan ve razı olduğun kadirşinas ve şakir olan kullarından eyle. Amin
Devamını Oku