“TRUMP ve PUTIN HARİTALARI YIRTILAR”
Batı izliyor, Türkiye yönetiyor, muhalefet kadeh tokuşturuyor.
Batı hala yırtılıp çöpe atılmış eski haritalarla dünyayı anlamaya çalışıyor. O haritaların tam merkezinde kendisi duruyor; geri kalan herkes ya çevre ya kriz alanı ya da “yönetilmesi gereken” bir coğrafya.
Ama Donald Trump ve Vladimir Putin o kâğıtları çoktan yırtıp attı.
Trump, “Yetkim ne Anayasa’yla ne mahkemelerle sınırlıdır; yalnızca kendi ahlakımla sınırlıdır” diyerek hukuku, kurumları ve toplumu açıkça hiçe saydı.
Bu bir siyasi duruş değil, saf güç sarhoşluğu.
Batı, kendi yarattığı liderlik boşluğunun dehşetiyle titriyor: Ya Trump NATO’dan çekilirse? Ya Rusya kapıya dayanırsa? Gerçeğe değil, çürümüş alışkanlıklarına sarılıyor.
Çünkü merkez olmadığını kabul etmek, aynaya değil tarihin tokadına bakmak demek.
Hakikatle yüzleşmek, Batı için kendi sonunu görmek anlamına geliyor.
Türkiye’de bu yanılsamayı en iyi okuması gerekenler muhalefet aktörleri.
Ama nerede?
Hala okuma yazma seferberliği devam ediyor galiba.
Pusulaları sahaya değil, Brüksel’in alkış makinesine, Washington’un “aferin” butonuna, Berlin’in çay davetiyesine göre ayarlanmış.
Siyaseti tribünlere oynanan ucuz bir stand-up şovu sanıyorlar.
Devlet yönetmenin ne olduğunu bilmedikleri yetmiyormuş gibi, bilmediklerini fark etmeyecek kadar kibirli şarlatanlar.
Bilenlerden öğrenmeye kalksalar “Biz zaten her şeyi biliyoruz” diye kapıyı suratlarına kapatacak kadar zavallı bir özgüvenle yaşıyorlar.
İsrail’i de aynı körlükle yanlış okuyorlar. Hala Washington’un taşeronu sanıyorlar.
Oysa İsrail artık izin alan değil, izin veren bir aktör.
Önce sahada hamle yapıyor, sonra diplomasiyi arkadan bilgilendiriyor.
ABD’ye haber veriyor, Avrupa’yı oyalıyor, uluslararası hukuku bir dekor parçası gibi kullanıyor.
Batı aval aval bakıp “sürpriz oldu” diyor.
Ama asıl acı sürpriz, gözlerinin önünde olan bitene hala şaşırabiliyor olmaları.
Sahada tanklar ilerlerken Özgür Özel ve ekibi PowerPoint sunumlarıyla, basın bülteni kelime avıyla var olmaya çalışıyor.
İsrail harita değiştirirken bizimkiler: “işgal mi, operasyon mu, müdahale mi” diye kelime tartışıyor.
Sonra da utanmadan: “Neden kimse bizi ciddiye almıyor?” diye ağlıyorlar. Allah aşkına, ciddiye alınacak tek şeyiniz var mı?
Klavyeniz mi, yoksa her hafta sonu farklı bir “endişeliyiz” tweet’iniz mi?
İsrail’in Somaliland’ı tanıması bu gerçeğin canlı örneği.
Bu hamle yapılırken ne Afrika Birliği, ne BM, ne de bölgesel hassasiyetler ciddiye alındı.
Çünkü oyun artık o masalarda oynanmıyor; haritalar sahada, fiiliyatla çiziliyor.
Suriye, Batı’nın ahlaki iflasının ve ikiyüzlülüğünün açık hava laboratuvarına döndü.
İsrail, aylardır Suriye hava sahasında özgürce operasyon yapıyor, engel yok.
Şam’a 15 km mesafede askerî üsler kurdu.
Gazze’de olduğu gibi burada da “kimse durduramaz” varsayımıyla hareket ediyor.
Katliamlar sürüyor.
Filistin Gazze’de insanlar kamplarda açlıktan ve soğuktan ölüyor.
Türkiye ise, sahada alan tuttu, düzen kurdu, nüfusu yönetti.
DEAŞ ve YPG’ye karşı mücadele söylemle değil, alan hâkimiyetiyle yürütüldü.
Kontrol edilen bölgelerde güvenlik sağlandı, yönetim kuruldu, nüfus dengesi gözetildi.
Bu masa başı değil, sahada öğrenilmiş gerçek bir devlet pratiğidir.
İçerideki manzara ibretlik: CHP mezar başlarında rakı tokuştururken diğerleri “listede kaçıncı sıradayım” hesabı yapıyor.
Konuşulan ülke değil, koltuk ve maaş. Batı’nın yerli çakma demokratları bu rezilliği “demokratik canlılık” diye pazarlıyor.
Canlılık mı?
Bu olsa olsa demokratik koma hali. Strateji yok, vizyon yok; sadece poz, selfie ve alkış kovalayan bir güruh.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, polemiğe girmedi.
Çünkü devlet yönetenler bağırmaz, hamle yapar.
Perde arkasında Suriye’den, Somali’ye uzanan bir hat örüldü: Somali’de askerî derinlik, Afrika Boynuzu’nda deniz erişimi, Jamaame’de uzay limanı planları… Hepsi tekil hamle değil, Suriye’de test edilen alan hâkimiyetinin Afrika’ya taşınması.
Muhalefet bu hamleleri “macera” diye küçümsüyor.
Kendi ömründe bir kez bile risk almadığı için risk alan herkesi sorumsuz ilan eden korkak korosu. Washington “concern” deyince hemen “endişeliyiz” tweet’i atıyor.
Tercüme edilen sadece kelime değil, komple kölelik kompleksi.
Türkiye’yi özne değil, “efendiler ne der” diye izlenmesi gereken bir nesne görüyorlar.
Siyaset onlar için ülke meselesi değil, düpedüz kariyer planı: Bugün muhalif, yarın danışman, öbür gün büyükelçi adayı, sonra da “eski muhalif” diye kitap yazıp para kazanan dönek fabrikası.
Netlikten ödü kopuyor, iz bırakmıyorlar çünkü iz bırakmak sorumluluk gerektirir.
Ahlak satıyorlar: “Biz daha iyiyiz” diye bağırıyorlar ama “nasıl?” sorusuna geldik mi dut yemiş bülbüle dönüyorlar. Güçle birleşmeyen ahlak boş temenni, bayat laf salatası, sosyal medya gözyaşı.
Devletler temenniyle ayakta durmaz, alan kapasiteyle tutulur.
Kaybettikçe halkı suçluyorlar. Anlamayan halk değil, aynaya bakmaktan kaçan kendileridir.
Batı “otoriterleşme” etiketi basıyor, muhalefet bunu tercüme edip iç piyasaya sürüyor.
Çünkü; kendi sözü yok, kendi kavramı yok, kendi haritası yok.
Gerçek basit: Kim alan tutuyor?
İsrail tutuyor, Türkiye tutuyor.
Batı not alıyor.
Türkiye muhalefeti tweet atıyor.
Batı artık oyunu kuran değil, izleyen tarafta.
Müttefikleri figüran.
Türkiye muhalefeti ise hala sahneye çağrılacağını sanan dördüncü sınıf figüran.
Ukrayna – Rusya savaşında Türkiye sahada olduğu için masada söz sahibi oldu: Tahıl koridoru, esir takası, Karadeniz dengesi…
Hepsi sahada var olmanın somut meyveleri.
Muhalefet “tarafsızlık” diyor.
O tarafsızlık değil, düpedüz etkisizlik. “Biz burada yokuz” deme lüksü.
Batı, Türkiye’yi “kilit ülke” ilan ederken onlar kilidin ne işe yaradığını bile anlamamış.
Sonuç; Türkiye sahada yoksa, masada da yoktur.
Muhalefet hala oturma düzeni, menü ve yanındaki koltuğu tartışıyor.
Dünya yeni oyuna geçti, onlar eski tiyatroda replik ezberliyor.
Bugünün çıplak gerçeği: Batı izliyor, Türkiye sahayı tutuyor, muhalefet seyrediyor.
Haritalar yırtıldı, güç dili değişti.
Değişmeyen tek şey: Batı’nın çürümüş kibri ve ona öykünenlerin boş beleşliği.
“Kibir çöker.
İçeriksizlik silinir.
Geriye güç ve irade kalır.”
GÜNDEM
16 Mart 2026SPOR
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026UNCATEGORİZED
16 Mart 2026EKONOMİ
16 Mart 2026