DOLAR 44,7545 0.05%
EURO 52,7680 -0.07%
ALTIN
BITCOIN %
İstanbul
18°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Bir Osmanlı zarafeti: Zimem defteri ve sadaka taşı

Bir Osmanlı zarafeti: Zimem defteri ve sadaka taşı

ABONE OL
Mart 13, 2026 20:48
Bir Osmanlı zarafeti: Zimem defteri ve sadaka taşı
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Zarif bir Osmanlı geleneği olarak; zimem defteri ve sadaka taşı…

Zimem, arapça kökenli borç anlamına gelen zimmet kelimesinin çoğul halidir.

Zimem defteri de borç defteri anlamına gelmektedir.

Veresiye defteri de denilebilir.

Yaşı ellinin üzerinde olanlar eskiden bakkal, manav, kasap gibi esnafların, müşterilerinin sonradan ödemek üzere aldıklarının karşılığını borç olarak yazdıkları veresiye defterlerini hatırlıyorlardır.

O zamanlarda şimdiki gibi büyük sermaye sahiplerinin zincir markerleri, alışveriş merkezleri yoktu.

Günümüzde zincir marketlerde veya birkaç şubesi olan alışveriş merkezlerinde veresiye uygulaması mümkün değildir.

Eskiye göre azalmış olsalarda bakkal ve diğer küçük esnaf piyasa şartlarından dolayı veresiyeden kaçınmaktadır.

Bir şefkat ve merhamet medeniyeti olan Osmanlı‘da onbir ayın sultanına özel güzel âdetlerden biri de zimem defteri geleneğiydi.

Ramazan ayı gelince hayır hasenat yapmak isteyen varlıklı kimseler zenginliğini belli etmeyen bir giyim tarzıyla bulundukları semtlerden başka semtlere giderek esnafları dolaşır, “zimem defteri” denilen borç (veresiye) defterinin bir kısmını veya tamamını satın alırlardı.

Varlıklı olan kime yardım ettiğini, fakir olan da kim tarafından yardım edildiğini bilmezdi.

Bakkal da borcu ödeyenin kim olduğunu bilmezdi.

Böylesi zarif ve güzel âdetle zenginin gururlanmadan yardım etmesi, fakirin de mahcup olmadan yardım alması sağlanmış olurdu.

Hatırlayanlar vardır.

Eskiden birçok kişi mahalle bakkalından veresiye alarak ihtiyaçlarını karşılar, maaş günü gelince almış olduklarının karşılığını öderdi.

Günümüzde şartların değişmesinden, süper ve hiper marketlerin çoğalmasıyla sıkıntıya düşen esnafın, mahalle bakkallarının piyasadan çekilmesinden dolayı veresiye olarak ihtiyaç karşılamak âdeta imkânsız hale geldi.

Eskiden mahalle bakkalları mahallelinin faizsiz bankası gibiydi.

Faizsiz kredi gibi beş para ödemeden bir ay boyunca evin ihtiyaçlarını bakkaldan veresiye olarak almak mümkündü.

Ama veresiye bir şeyi  marketlerden alamayız.

Marketler parasız, kredi kartsız sakız bile vermezler.

Misal olarak süper marketten aldığımız 155 TL.tutan alışverişte 5 liramız çıkışmazsa aldığımız ürünlerden birini bırakmak zorunda kalırız.

Ama bakkal öyle mi? Bakkal hesap edip: “Abi 155 tuttu siz 150 TL. veriniz yeter.” deyiverir.

Süper marketten aldığınız bir ürün bozuk çıksa iade etmek veya değiştirmek için bazı işlemler yapmak ve beklemek zorundasınız.

Bakkal ise “tezgâha bırak, dolaptan yenisini al.” deyip işi basit hale getirir.

Mahalle bakkalıyla süper marketler arasında daha birçok fark sayılabilir

Zarif bir Osmanlı geleneği olan ve genelde Ramazan ayında uygulanan bu zimem defteri geleneğini günümüzde de sürdürmek isteyen bazı kişilerin varlığını zaman zaman görsel ve yazılı medya haberlerine yansımalarından öğrenmekteyiz.

Bu güzel ve zarif geleneği yaşatmak isteyenlerin çoğalması, gösterişsiz, sırf Allah (c.c) rızasını kazanmak için yapılacak olan iyiliklerin yaygınlaşmasına katkı sunacaktır.

Osmanlı‘nın zarif geleneklerinden biri de sadaka taşı uygulamasıdır.

Sadaka taşları ecdadımızın ince zekâsının ve kibarlığının en güzel örneklerinden biridir.

Sadaka taşı genellikle cami, çarşı, çeşme, hastane gibi yerlerde ihtiyaç sahiplerinin alabilmeleri için para, altın, gümüş vb. bırakılan özel taşlardır.

Bu taşlar üzerinde yer alan oyuk kısma, genelde kimsenin olmadığı yarı karanlık zamanlarda, sabah ve yatsı namazlarına giderken sadaka bırakılan taşlardı.

Bu taşlarda biriken paralar ihtiyaç sahipleri tarafından, ihtiyaçları olduğu kadar alınır, geri kalanı kendileri gibi ihtiyaçlı olanların almaları için bırakılırdı.

Böylece veren el ile alan el birbirlerini görmezlerdi.

Sadaka taşına uzanan elin yardım koymak için mi, yardım almak için mi olduğu bilinmezdi.

Bu da zenginin kibrinin kırılmasını fakirin de utancının örtülmesini sağlardı.

Ecdadımız, sadaka taşlarıyla yardımlaşmayı asalet, fazilet ve hassasiyet göstererek en güzel çözüme ulaştırmışlardır.

Sadaka taşları genellikle silindir şeklinde olup boyları 130 cm ile 150 cm arasındaydı.

2 metreye kadar uzun olanları da vardı.

Çoğunluğu silindir şeklinde ve mermerdendi.

Uzun olanlarına erişmek için sabit iki basamaklı merdivenleri vardı.

İstanbul’da bir zamanlar 160 adet sadaka taşının olduğu kaynaklarda yer almaktadır.

Bunların en meşhuru Üsküdar İmrahor Cami önünde bulunan ve Üsküdar Belediyesi tarafından korumaya alınan devşirme kırmızı granitten yontulmuş sadaka taşıdır.

Sadaka taşları azalmış olsalar da İstanbul ve tarihî birçok şehirde bulunmaktadır.

Sadaka taşı geleneği Selçuklulara dayansa da yaygın hale gelmesi Osmanlı dönemindedir.

Ecdadımız sadakayla ilgili ayet ve hadislerin gereğini en güzel şekilde sadaka taşı uygulaması ile hayata geçirmişlerdir.

Bu uygulamayla hem sadaka sahibinin gösterişten uzak olmasını hem de ihtiyaç sahibi olup derdini kimseye açamayan, dilenmeyi de tercih etmeyenlerin incinmeden ihtiyaçlarının giderilmesini sağlamışlardır.

Sadaka taşı uygulamasında dikkat çeken özellik sadakayı alan ve verenin birbirlerini bilmemelerinin yanında alan kimsenin açgözlülük göstermeyip ihtiyacı kadarını alması kalan kısmından kendisi gibi olan diğer kişilerin yararlanması için fazlasını bırakmasıdır.

Bu durum zarafet ve dürüstlükte yüksek bir ahlâkî seviyenin göstergesidir.

Yüce Rabbim toplumumuzda yardımlaşmayı sırf Allah (c.c) rızası için sade ve zarif bir şekilde gerçekleştirenlerin sayılarını artırsın.

Cumamız hayra vesile olsun.

Selamlarımla.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP