Dostlar;
İnsanoğlunun her arzu ve temenni ettiği şeyi elde etmesi mümkün değildir.
rüzgarlar, gemilerin ve yolcuların arzu etmediği ölçekte ve istikamette eserler.
Sebeblere malik olan ve her istediğini yapan ancak Yüce Allah’tır.
Kul ise, her istediği ve arzu ettiği şeyi yapamaz.
Durum böyle olunca bir kul, istediği olmadı diye daralmamalı ve darılmamalı, esbaba sarılmalı ama sebebleri zorlamamalıdır.
Kendisine düşen görevi
yaparsa, geri kalanını
Yüce Allah’a havale eder O, neylerse güzel eyler…
Kılıncını efendisinin kapısına asıp ona güvenen rahat eder.
Zaten işler temenni ile hallolmaz.
İşlerin hallolması; azim, sebat, sabır ve kuralına göre işi yaptıktan sonra ve yani sebeblere sarıldıktan sonra Yüce Allah’a tevekkül, itkan ve iyi niyetle olur.
şöyle bir kural vardır:
“Zahmet çekip taşın altına elini koyduğun kadar ve diğer yapılması gerekenleri yaptığın kadar arzularına kavuşursun.”
Fitneye yolaçan faktörlerden uzak dur. Çünkü; onlara yaklaşmak, uğrayanın çok az kurtulduğu başlıbaşına bir musibettir.
Korunmuş bir bölgenin etrafında dolaşanın oraya düşmesi muhtemeldir. Hevasına karşı koyan için dünya nimetleri olgun olur.
Durumu daralsa da sabır
onu genişletir ve rıza onu iyileştirir. Nefsi teşvik edersen arzu duyar.
Onu emir ve yasak bağıyla bağla. Mutsuzluğun bir çeşidi de dünya lezzetlerinin en son noktasını istemendir.
Oysa dünyada lezzet yoktur; ancak acı verici şeylerden uzak kalma vardır. Kardeşlerle birlikte olmak az da olsa hayatta elde edilen güzel bir kazanımdır, ibadete yardım eder.
Rasulullah Efendimiz şöyle buyuruyor: “İşlerin karıştığı, belirsizliğin hüküm sürdüğü fitne günlerinde zamanlarında yapılan ibadet, benimle yapılan hicret gibidir.” (Müslim)
Malum İslâm’ın ilk yıllarında müslümanlar, küfür diyarından ve küfür ehlinden iman diyarına ve iman ehline hicret ederdi, fitne zamanında mü’minin kargaşadan ayrılıp ibadete yönelmesi sevap ve ecir itibariyle Rasülullah ile yapılan hicret gibidir.
Zira;; insanlar pek azı hariç fitne zamanı dehşete kapılıp ibadeti ihmal etmeleri sebebiyle tam böyle bir zamanda vaktini ibadete ayıran kişi tabir caizse; altın vuruş yapmış ve bahse konu olan hicret sevabını almış olur.
İmtihanlar çok çeşitlidir; bunlardan biri fitnelerle imtihan ve iptiladır.
Böyle bir zamanda insanın iradesi, azmi, sebat ve kararlılığı daha iyi ortaya çıkar.
Nasıl ki İslam’ın ilk yıllarında vatanını, dünyasını, evini barkını bırakıp hicret edenler methedilmiş büyük ecir almışsa, fitne zamanında da insan tedirginliği, korkuyu, dünyayı terk edip en azından kalbinden çıkarıp ibadete koşması Rasulullah Efendimize yapılan hicret gibi şereflidir.
Allah, ezelden ebede her şeyi bilir.
Kimin imtihanda kârlı, kimin zararlı çıkacağını en iyi bilendir.
Fakat ortaya çıkması için hikmeti gereği istediği kişiye istediği zaman istediği fiiller ve amellerle imtihan verir.
Dolayısıyla imtihan zamanı gelince, kimi izzet ve ikram göreceği, kimin değer ve irtifa kaybedeceği belli olur.
Halk arasında meşhur olan şu söz de doğrudur: İmtihanda kişi, ya vezir olur ya da rezil olur!
Allah’ım!
Her sınav ve imtihanda bizleri bütün mü’min kardeşlerimizi muvaffak eyle. Bizleri izzet ve ikram gören akyüz ile imtihanı verenlerden eyle.
Dünya ve kabir fitnesinden, ahiret azabından emin eyle.
Allah, bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize dünyada gayretle hayırlı ameller, ahirette de huzur itmi’nan, güven ve saadet lütfeylesin.
Amin.
GÜNDEM
07 Mart 2026SPOR
07 Mart 2026GÜNDEM
07 Mart 2026GÜNDEM
07 Mart 2026GÜNDEM
07 Mart 2026UNCATEGORİZED
07 Mart 2026EKONOMİ
07 Mart 2026