Ramazan, mideni değil, vicdanını yoklar.
Açlık sadece bir bahanedir; asıl sınav, karnı aç olanı görüp görmediğindir.
Eğer iftar sofranda yetimin ahı yoksa, sahurunda bir garibin duası eksikse, sen oruç tutmuyorsun, sadece yemek yemeyi erteliyorsun.
Bu erteleme, Allah katında sana puan getirmez; getirdiği tek şey, tutulmamış bir ibadetin utancıdır.
Çünkü oruç, tokken açı anlamak değil, açken tok doyurmaktır.
Bunu yapmıyorsan, ibadetin bir kendini kandırmacadan ibarettir.
Kur’an bu ayda inmezdi boşuna.
“Yetimi sakın üzme, isteyeni azarlama” (Duha 9-10) diye haykırırken, senin lüks iftarlarında kıvranan milyonların çığlığını duymazsan, Kur’an senin kalbine değil, sadece rafına inmiştir. Kelimeler yutulur ama özü tükürülürse, okumak sadece göz yorgunluğudur.
Kur’an’la buluşma dediğin, bir yetimin elini tutmaksa eğer; tutmuyorsan, buluşman hüsrandır. O ayetler kıyamet günü aleyhine şahitlik eder: “Bize sırtını döndü, biz onun kalbine giremedik” derler.
Afrika’da bir çocuk ölürken senin iftarını ettiğin hurma, Gazze’de bir anne sütü kururken senin içtiğin su, Yemen’de bir bebek susuzluktan kavrulurken senin yaptığın dua… Hepsi birbirine karışır.
Onların acısını içinde hissetmiyorsan, senin orucun sadece fiziksel bir eziyettir; ruhun doymamış, vicdanın sulanmamış, kalbin aç kalmıştır.
Ramazan, işte bu körlüğünü yüzüne vurur: “Hâlâ görmedin mi?” diye sorar.
Görmüyorsan, orucun sadece gölgedir; asıl sen açsın, asıl sen susuzsun.
Bugün iftar sofraları bir yarışa döndü.
Kim daha gösterişli, kim daha zengin, kim daha cömert görünecek derdindeyiz.
Oysa cömertlik, verirken gösteriş yapmamaktır.
Yoksulun eline tutuşturduğun bir hurma, bir yetimin başını okşaman, bir garibin duasını alman, bin kişilik iftardan daha hayırlıdır.
Çünkü riya ile yapılan her ibadet, içi boş bir ceviz gibidir; kabuğu gösterişlidir ama özü yoktur. Ramazan, bu kabukları kırar, içindeki çürümüşlüğü gösterir.
Takva dediğin, nefsi aç bırakmak değil, onu doyurmaktır; ama doğru şeyle. Açlık, nefsin kibrini kırmak içindir, yoksa onu daha da azdırmak için değil.
Oruçlu iken harama bakmamak, dedikodu yapmamak, kimseyi incitmemek; işte bunlar nefsi terbiye eder. Ama bunlar yoksa, açlık sadece sinir yapar, susuzluk sadece baş ağrısı.
Peki, bu hâlin ibadetle ne ilgisi var?
Takva olmadan oruç, sadece bir diyet programıdır; üstelik en faydasızı.
Dünya, mazlumların kanıyla sulanıyor.
Ama sen hâlâ kendi küçük dünyanda, iftar davetlerinde, sahur programlarında kaybolmuşsun. Ramazan, sana der ki: “Kalk! İnfak et. Bir yetimin başını okşa, bir garibin duasını al, bir mazlumun yükünü hafiflet.” Bunu yapmazsan, Ramazan’ın hiçbir anlamı yoktur. Bayrama ulaşırsın ama bayram etmezsin; çünkü için buruktur, ellerin boştur, vicdanın sızlıyordur.
O sızı, aslında kaybettiğin Ramazan’ın sesidir.
Kur’an, bu ay her müminin kalbine şu soruyu mıh gibi çakar: “Yetime sahip çıktın mı? Yoksulu doyurdun mu? Esiri özgürlüğüne kavuşturdun mu” (Beled 12-18) Bu sorulara cevabın “evet” değilse, orucun sadece bir zaman kaybıdır. Sen kendini kandırıyorsun ve unutma ki, yarın ahiret günü bununla yüzleşeceksiniz.
Ramazan, kendine gelme ayıdır.
Kendine gelmek, nefsinin aynasına bakıp kusurlarını görmektir.
Kusurlarını görmüyorsan, hâlâ kibir içindeysen, hâlâ “ben oruçluyum” diye böbürleniyorsan, asıl oruç senden uzaktır. Çünkü oruç, tevazu elbisesidir; kibirle giyilmez.
Kibirle tutulan oruç, şeytanın maskarasıdır; nefsi şişirir, ruhu soldurur.
Bu Ramazan, kendine sor: “Aç mıyım, tok muyum?” Karnın tok olabilir ama ya vicdanın?
Ya kalbin? Ya ruhun?
Eğer onlar açsa, sen oruçlu değilsin; sen sadece yemek yemeyen bir cesetsin.
Ruhunu doyurmak için Çoluk çocuğuyla ortada kalmış bir dula yardımcı ol, yetime sahip çık, bir garibin duasını al, bir mazlumun ellerini tut.
Yoksa Ramazan gelir geçer, sen yine kaybedersin.
Ve unutma: Her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Malın şükrü infaktır; vermezsen, malın şükrünü eda etmemişsindir.
Vaktin şükrü hayırdır; boşa harcarsan, vaktin hesabını veremezsin.
Gücün şükrü mazluma sahip çıkmaktır; kullanmazsan, gücün sadece bir yüktür.
Ramazan, işte bu yükleri hafifletme ayıdır.
Yoksa onları daha da ağırlaştırma ayı değil.
Şimdi, iftar sofrana bir yetim oturtmadıysan, sahurunda bir garibin adını anmadıysan, bu Ramazan senin için kayıptır.
Yarın bayram, ama sen bayram edemeyeceksin; çünkü için sızlıyor olacak.
O sızı, aslında kaybettiğin Ramazan’ın, duymadığın çığlıkların, tutmadığın ellerin sesidir.
Ve o ses, kıyamete kadar dinmeyecek.
GÜNDEM
16 Mart 2026SPOR
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026GÜNDEM
16 Mart 2026UNCATEGORİZED
16 Mart 2026EKONOMİ
16 Mart 2026