DOLAR 46,3347 0.05%
EURO 54,0555 0.34%
ALTIN
BITCOIN 3042390-1,19%
İstanbul
28°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Saat kuleleri ve tükenen nefesler…

Saat kuleleri ve tükenen nefesler…

ABONE OL
Haziran 16, 2026 23:23
Saat kuleleri ve tükenen nefesler…

İnsanın en büyük sermayesi ne serveti ne makamıdır; Allah’ın emanet ettiği sayılı nefesleridir. 

Saat kuleleri zamanı gösterirken, aslında sessizce tükenen ömrümüzü hatırlatır.

Allah‘ın insanlara en adil ve eşit şekilde dağıttığı nimet ne servettir ne makamdır; zamandır.

Dünyanın en zenginine de en fakirine de, yöneticisine de işçisine de, âlimine de, cahiline de her gün aynı yirmi dört saat verilmiştir.

İnsanlar arasındaki fark, sahip oldukları zamanın miktarında değil; o zamanı nasıl değerlendirdiklerindedir.

Belki de bu yüzden medeniyetler, şehirlerinin en görünür noktalarına saat kuleleri inşa etmişlerdir.

Çünkü zamanı yönetebilen toplumlar medeniyet kurmuş, zamanı israf edenler ise tarih sahnesinden silinmiştir.

Meydanlarda sessizce yükselen saat kuleleri yalnızca vakti gösteren yapılar değildir; onlar insana ömrünün de akıp gittiğini hatırlatan taşlaşmış nasihatlerdir.

Saat kulelerinin ortaya çıkışı, insanın zamanı düzenleme ihtiyacından doğmuştur.
Avrupa’da Orta Çağ’ın son dönemlerinde yaygınlaşan saat kuleleri, Osmanlı Devleti‘nde ise özellikle XIX. yüzyılda modernleşme sürecinin önemli sembollerinden biri hâline gelmiştir.

Sultan II. Abdülhamid, döneminde imparatorluğun birçok şehrinde inşa edilen saat kuleleri, halkın ortak bir zaman anlayışı etrafında buluşmasını sağlamış, günlük hayatın düzenlenmesine katkı sunmuştur.

Bu yönüyle saat kuleleri yalnızca mimari eserler değil, aynı zamanda bir medeniyet tasavvurunun ve zaman bilincinin sembolü olmuştur.

Bugün şehir meydanlarında yükselen bu tarihî yapılar, aslında her gün aynı hakikati hatırlatmaktadır: Zaman geçiyor…

Ancak saat kulelerine dikkatle baktığımızda onların yalnızca zamanı göstermediğini fark ederiz.

Çünkü saatlerin akrep ve yelkovanı döndükçe eksilen zaman değil, insan ömrüdür.
Her geçen dakika, ömür sermayemizden eksilen bir parçadır.
İnsan çoğu zaman para kazanmanın, makam elde etmenin ve daha fazla mala sahip olmanın peşinde koşar.
Oysa kaybedilen servet yeniden kazanılabilir, kaybedilen makam geri gelebilir, kaybedilen mal telafi edilebilir.
Fakat kaybedilen zaman asla geri dönmez.

Dünyanın en zengin insanı bile geçmişten bir dakikayı satın alamaz.
Dünyanın en güçlü insanı bile dünün bir saatini geri getiremez.

Tasavvuf ehli insan ömrünü sayılı nefeslerden oluşan bir hazine olarak görür.
Her nefes, ömür sandığından eksilen bir mücevher gibidir.

Bu yüzden büyüklerimiz, “Nefes alıp verdiğin her an ömründen eksilen bir parçadır” diyerek insanı gafletten uyandırmaya çalışmışlardır.

İnsan zamanı tükettiğini zanneder; hâlbuki hakikatte tüketilen zamandan önce insanın kendisidir.

Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak Asr Suresi’nde zamana yemin eder.

Bu yemin, zamanın sıradan bir kavram olmadığını, aksine insan hayatının en büyük sermayesi olduğunu göstermektedir.

Çünkü Allah‘ın insana verdiği nimetler arasında en kıymetlilerinden biri zamandır.
İnsan kaybettiği birçok şeyi telafi edebilir; ancak geçen bir günü, boşa harcanmış bir saati veya tüketilmiş bir nefesi geri getiremez.

Ne yazık ki çağımız, zamanın en çok israf edildiği çağlardan biri hâline gelmiştir.

Saatler ekranların karşısında, günler anlamsız meşguliyetlerde, yıllar ise farkına varılmadan tüketilmektedir.
İnsanlar zamanı öldürdüklerini zannederken aslında zaman değil, kendi ömürlerini tüketmektedirler.

Oysa her yeni gün, Allah‘ın insana verdiği yeni bir fırsattır.

Her sabah açılan gözler, henüz bitmemiş bir hesabın ve devam eden bir imtihanın işaretidir.

Belki de bu yüzden saat kuleleri yalnızca meydanları süsleyen tarihî yapılar değildir.

Onlar her gün, her saat ve her dakika insana aynı hakikati fısıldar: “Ömrün geçiyor…”

Bir gün gelecek, son nefesimizi vereceğiz.
O gün ne servetimiz, ne makamlarımız, ne unvanlarımız ne de alkışlarımız bizimle birlikte olacaktır.
Geriye sadece zamanı nasıl kullandığımız, hangi izleri bıraktığımız ve Rabbimizin huzuruna hangi amellerle çıktığımız kalacaktır.

Çünkü hayatın sonunda bize sorulacak olan ne kadar yaşadığımız değil, verilen ömrü ne kadar anlamlı yaşadığımız olacaktır.

Bu nedenle bir saat kulesinin önünden geçerken başımızı kaldırıp ona yeniden bakalım.

Belki de yıllardır bize aynı nasihati vermektedir: “Vakit geçmeden, ömür tükenmeden, nefes bitmeden kendine gel.

Çünkü insanın en büyük hazinesi kasasındaki altınlar değil, göğsündeki sayılı nefesleridir.

Ve unutulmamalıdır ki;

Tükenen zaman değil, tükenen ömürdür…

Rabbim bizlere, emanet edilen ömrün ve sayılı nefeslerin kıymetini bilen, vaktini hayırla değerlendiren, ardında güzel izler ve hayırlı eserler bırakabilen kullarından olmayı nasip eylesin.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP