Dostlar;
Şöhret sahibi insanların kendisine hayran olması için ışığı kendi üzerine tutar; büyük olan ise insanların yollarını bulmaları için ışığı yola tutar.
Büyüklerin arkadaşlığı ve hayat hikayeleri..
İnsan, beraber oturduğu kimseyle ünsiyet kurar; kim büyüklerin hayat hikâyeleriyle yaşarsa onlara benzer ve onların izinden gider.
Büyüklerin hayat hikayeleri nesillerin okullarıdır.
Büyüklerin hayatlarını okumak, onların ruhlarıyla oturup kalkmaktır.
Bu, insanın hırs tavanını “rahatlık” arayışından “başarı” arayışına yükselten haslettir.
Parlayan bir yıldız olmak, görülmek değil, seninle yol bulunmasıdır.
Aydınlatan bir ay olmak, ışığa sahip olmak değil, gökyüzünün nurunu insanların yeryüzüne yansıtmaktır.
Kendin için büyüklerin hayatlarından bir pay ayır. Başkası için yaşa ki büyüyesin, fedakârlık yap ki, hatırlanasın ve bir dert yüklen ki, bir süre sonra olsa bile
insanların kalplerinde diri olarak diriltilesin.
Hayat, yılların sayısıyla değil, başkalarının yollarında bıraktığın nurla ölçülür.
Kendine şu soruları sormalısın.
Bunlar değişimi ve büyüklerle yaşamayı isteyen herkes için bir “pusula” niteliğindedir: Hatırlanmak için mi yaşıyorum, yoksa etki etmek için mi?
Işığı mı arıyorum, ya da onu ben mi var ediyorum?
Eğer ikinci yolu seçtiysen, müjdeler olsun, büyüklüğe giden ilk adımı atmışsın demektir.
Büyüklük yolu, benlik hayatından dava ve hedef hayatına gitmektir.
Nasıl büyük yaşarsın ve nasıl büyük ölürsün?Büyüklerin sırrı neden aydınlatırlar ve neden sönmezler?
Sönük bir lambadan aydınlatan bir aya…
Ay gibi yaşa, lamba gibi değil.
Onlar ki sönmezler.
İnsan, davasının büyüklüğü nispetinde büyür.
Ufukları dolduran bir nur mu, sınırlarında sönen bir ışık mı?
Kendin için mi yaşıyorsun, yoksa senden sonrası için mi?
Hangi hayatı seçiyorsun?…
Görülmeyi mi, yoksa seninle yol bulunmasını mı?
Büyüklük, kalıcı bir etki mi, yoksa silinen bir isim mi?
Benliğin darlığından etkinin genişliğine…
Ay gibi yaşa, kendin için olan bir hayattan başkalarını aydınlatan bir hayata talip ol.
“Muhakkak ki Allah, yanında en değerli olanınız, takvaca en ileri olanınızdır.” (Hucurat, 13)
Her insan, doğuştan Allahü Teala‘ya aynı uzaklıktadır.
Ancak kendi amelleri (çalışmaları) neticesinde değeri artar veya eksilir.
Kuran; insanın mevki, sınıf, zenginlik, ırk, iklim, bölge farkından kaynaklanan üstünlüklerini tamamiyle siliyor.
Onların yerine, yegane değer ölçüsü olarak insanın kendi niyet, gayret ve çalışmasının ürünü üstünlükleri esas ölçü olarak alıyor.
Kur’an: “Allah katında en değerli ve şerefli insan, takvası en ileri olandır.” prensibini yaratılış kanunu olarak açıklıyor.
Allah katında insanlar arasındaki eşitlik takva ile değişiyor ve o üstünlük ölçüsü oluyor.
Kul, yalnız ve yalnız şahsi gayret ve çalışmaları ile yücelmektedir.
“Takva sahiplerini Allah, kendi başarıları (iman ve ibadeti) sebebiyle kurtuluşa çıkarır…” (Zümer, 61)
Dünya hırsına kapılan servet şımarığı zenginler, menfaatçi devlet adamları, kibirli aristokratlar v.s. Allah katındaki değersizlikleri bu yaratılış kanunu ile daha iyi anlaşılmaktadır.
İnsanların yaratılış yasalarına uygun gayret ve çalışmasının mahsulü iyilik ve güzellik sergilemeleri cennetlerini kazandırcak, yaptıkları zulüm ve nankörlükler de azab ile acı çekmelerini ve cehennemi gerektirecektir.
GÜNDEM
15 Nisan 2026SPOR
15 Nisan 2026GÜNDEM
15 Nisan 2026GÜNDEM
15 Nisan 2026GÜNDEM
15 Nisan 2026UNCATEGORİZED
15 Nisan 2026EKONOMİ
15 Nisan 2026