Donald Trump’ı hala yanlış yerden tartışıyoruz.
“Şuraya asker gönderir mi?”, “Burayı ilhak eder mi?”, “ABD fiilen savaşa girer mi?”
Bu sorular eksik.
Çünkü Trump’ın savaşı cephede değil, devletlerin içinde.
O bayrak dikmiyor, rejim çökertiyor. Sınır çizmiyor, irade siliyor.
Ve bunu elini kolunu sallayarak yapıyor.
Trump için ilhak eski bir yöntemdir; gürültülüdür, direniş üretir.
O ise daha sessiz, daha sinsi ve kalıcı bir yolu seçer: Ülkeleri içeriden teslim almak.
Önce ekonomik baskı gelir: Ambargo, yaptırım, finansal kuşatma.
Ardından “özgürlük” ve “demokrasi” söylemleri pompalanır.
Sokaklar hareketlenir, kurumlar zayıflatılır, devletin omurgası çatlatılır. Sonunda “dost” bir yönetim iş başına gelir.
Sonuç hep aynıdır: Ülke artık kendi kararını veremez.
Venezuela, Küba, Meksika örnekleri bu modelin açık göstergesidir.
Bayrak değil, kaynak ve itaat önemlidir. Toprak alınmaz ama sürekli müdahale vardır.
Egemenlik tanınmaz.
Daha karanlık taraf ise şudur: Trump bazen hiçbir şey yapmaz, sadece başkasının yapmasına izin verir. Filistin Gazze’de olan biten bir çatışma değil; bir toprak gaspıdır.
Binlerce insan ölürken sessizlik tesadüf değildir; bu sessizlik satın alınmıştır.
Trump burada da aynı cümleyi kuruyor: “Ben savaşmıyorum.” Doğru.
Ama şu soru kalıyor:
Bir suçu sen işlemiyorsan ama işleyeni koruyorsan, o suçtan gerçekten uzak mısın?
Trump’ın ustalığı tam da burada: Sorumluluğu dağıtmak, suçu başkasına yaptırmak ama sonucu sahiplenmek.
Bu model Ortadoğu’da, İran-Yemen hattında, Ukrayna’da, Suriye’de hep aynı şekilde işliyor.
Trump doğrudan cephe açmıyor; halkları kışkırtıyor, devletleri birbirine düşürüyor.
Sonra yukarıdan “barış çağrısı” yapıyor.
Ama bu barış değil; yorgun düşmüş halklara dayatılan bir suskunluk.
Trump’ın dünyasında barış adaletle değil; korkuyla ve yalnız bırakılma tehdidiyle geliyor.
Kim itiraz ederse: Ambargo.
Kim direnirse: Kaos.
Kim susarsa: Himaye.
O yüzden Trump’ı “savaş karşıtı” diye tanımlamak ya saflıktır ya da körlüktür. O savaşı bitirmiyor; savaşın biçimini değiştiriyor.
Tankların yerini finans, askerlerin yerini vekiller, ilhakın yerini kukla yönetimler alıyor.
Sonuç açıktır: Trump bir işgalci değil, bir tahsildardır.
Dünya onun defterinde borçlu.
Bu düzen sürdürülebilir mi?
Hayır.
Bu sessizlik kalıcı mı?
Hayır.
Ama kesin olan şudur: Trump’ın ardından kalan dünya, ondan önceki dünyadan daha parçalı, daha güvensiz ve daha öfkeli olacak!
Ve biz hala: “ABD savaşa girmedi” diyerek gerçeği ıskalıyorsak, o zaman gözümüzü kapatıyoruz.
Çünkü; Trump’ın savaşı zaten başladı. Sadece üniforması yok.
GÜNDEM
14 Ocak 2026SPOR
14 Ocak 2026GÜNDEM
14 Ocak 2026GÜNDEM
14 Ocak 2026GÜNDEM
14 Ocak 2026UNCATEGORİZED
14 Ocak 2026EKONOMİ
14 Ocak 2026