Liderler; Yalnız Yaşar, Yalnız Ölürler!
Kalabalıklar arasında yalnızlığın hazin hikayesidir yaşadıkları!…
Siyasi parti liderlerinin etrafının çok kalabalık olduğunu düşünürsünüz.
Evet, gerçekten liderlerin etrafları çok kalabalıktır.
O kadar kalabalıktır ki, en yakınları bile bu kalabalıklar sebebi ile kendilerine ulaşamazlar.
İşin acı veren tarafı da tam bu durumdur.
Kalabalıklar arasında yalnız yaşamak!
Yalnız yaşarlar!
İstisnalar olsa da parti liderleri yalnız yaşar, yalnız ölürler.
Milletin gönlünde taht kuran, merhum Adnan Menderes, merhum Necmeddin Erbakan gibi istisnalar da elbette vardır.
Bir tarihte merhum Osman Yumakoğlu ile Ankara’ya birlikte gittiğimiz de yemek yiyebileceğimiz ve arabamızı da park edebileceğimiz bir yer ararken bir sokağa girdik ve oldukça geniş salonu olan bir restoranta girdik.
Restoran garsonlarının orta yaşın üzerinde, papyonlu olmaları dikkatimi çekti.
Restoran boş denecek kadar tenhaydı.
Bu restorana ve sokağa ilk defa gelmiştim.
Papyonlu yaşlı garson masamıza geldi ve isteğimizi sordu.
O arada aramızda bulunan bir arkadaş; “… hey gidi günler bir zamanlar bu restorana randevu ile yer ayırtılarak gelinirdi araba park etmekse nerede ise imkansızdı.” gibi laflar etti. Ayakta dikilen papyonlu garson: “Evet beyefendi şimdilerde çok yalnız, beyefendiye kimse gelip gitmiyor kapısını kimse açmıyor.” dedi.
Ben, “beyefendi kim” diye sordum.
Bunun üzerine burası bir zamanların ünlü “Güniz Sokak”, Süleyman Demirel’in evinin bulunduğu sokak, karşımızdaki müstakil evde Süleyman Demirel’in konutu dediler.
Gerçekten sokak bomboştu.
Türkiye’nin kırk yılının en önemli siyasetçisi/başbakanı/cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ömrünün son yıllarını yalnız yaşayarak geçiriyordu.
Kurucuları arasında bulunduğum “Pamer Politik Araştırmalar Merkezi”nce Ankara’da bir toplatı düzenlenmiş ve toplantıya merhum Başbakan Necmeddin Erbakan hocayı onur konuğu olarak konuşma yapması için davet etmiştik.
İşte bu toplantı başlamadan takriben yarım saat önce eski başbakanlardan iktidardan düşen aynı zamanda ANAVATAN Partisi Genel Başkanı da olan Mesut Yılmaz da gelmişti.
Mesut Yılmaz, kendisine ayrılan yere oturdu fakat salonda bulunan hemen hiç kimse yanına gelip “hoşgeldiniz” demedi.
Mesut Yılmaz, on beş dakika kadar kendisine ayrılan koltukta oturdu. İlgisizliğe içerlemiş olcak ki, yerinden kalktı ve kimse ile konuşmadan salonu terketti.
Kalabalıklar içinde yalnızlığın acı veren örneğiydi.
Oysa Mesut Yılmaz, iktidarda iken kendisi ile görüşebilmek için basın ordusu etrafını sarar, birtakım kişiler görüşebilmek için ne atraksiyonlarda bulunuyorlardı!
Etrafınıza bakın eski milletvekilleri, eski bakanlar, eski siyaset ünlülerinin pek çoğunun aile yakınları dışında kapılarını kimsenin açmadığını göreceksiniz. Elbette çok az da olsa istisnaları vardır.
Bakmayın öyle iktidarken veya parti yetkilisi olduklarında yanlarına yaklaşamadıklarınıza.
Aslında bu zatlar, iktidarda iken de çok yalnızdılar!
Kalabalıklar “şartların ürettiği” kalabalıklardır.
“Siyaset suya yazılan yazıdır.”
Suya yazı yazmanın anlamı siz yazarken silinmesidir.
Siyasetçiler en yalnız insanlardır.
İktidarları sırasında kendilerine yapılan iltifatlar aslında “kürke” yapılan iltifattan ibarettir.
MHP Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in daveti,
Refah Yol Hükümeti, (Refah Partisi-Doğru Yol Partisi) güven oyu çalışmaları yaptığımız sıra da dönemin Kültür Bakanı muhterem İsmail Kahraman’la birlikte yaşadığımız,“Erbakanla Yolculuğum” kitabımda genişçe anlattığım bir konuyu özet olarak tekrar ifade etmek isterim.
Refah Yol Hükümeti, güven oyu çalışmaları yaptığımız sırada Refah Yol Hükümeti’nde Kültür Bakanı olan muhterem İsmail Kahraman’ı, merhum Alparslan Türkeş, bazı hususları görüşmek üzere evine davet etmiş, evine getirmemi istemişti.
Davete dikkat çekmemek için makam aracı ile değil benim aracımla gittiğimiz sırada İsmail beyin makam aracı da bizim önümüz sıra gidiyordu.
Kızılay’a geldiğimizde trafik polisleri benim aracımı durdurdular ancak içinde bakanın olmadığı makam arabasına yol vermişlerdi.
İsmail abiye; “Abi kürk gidiyor, siz buradasınız” diye espri yapmıştım.
İtibar makama, ünvana yapılması dolayısı ile de makam ve ünvan elden gidince itibar da birlikte insanı maalesef terk etmektedir.
Siyasetçiler için hazmetmesi zor bir dönemdir.
Bir tarihte bayram vesilesi ile ünlü bir iş adamı büyüğümüzün evine bayram tebriki için uğramıştım.
Olağanüstü sevindi, gün sonuna yaklaşmasına rağmen kapısını bizim dışımızda kimsenin açmadığını söyleyerek duygulandı ve sesi titredi. İnsanlar ne kadar yukarı tırmanırlarsa işte tam da yukarıda insan yalnızlaşmaktadırlar.
“İnsan ne kadar yukarı çıkarsa düştüğünde o kadar yüksekten düşer!”
Bir de sözünün geçtiği dönemde insanların kendisinden şahsi beklentilerine cevap vermemiş, verememişlerse yandı keten helva!
Yaşarken “İZ BIRAKMAK” her insanın becerebildiği bir eylem değildir.
Yazılarımın takipçileri hatırlayacaklardır:
İnsanın ortalama dört sınıf olduğunu ifade etmiştim ve
-Varken var, yokken yok!
-Varken yok, yokken var!
-Varken yok, yokken yok!
-Varken var, yokken var!
-Varken var, yokken yok; yaşıyorken varlığı anlaşılmasına rağmen ölümü ile unutulan insan.
-Varken yok, yokken var;
Yaşıyorken varlığı kimse tarafından farkedilmeyen, ölünce farkedilen, kıymeti anlaşılan insan.
–Varken yok, yokken yok;
Böyle insanlara gelince kendisine ayrılan ömürü yaşayıp gidenler diyebiliriz.
-Varken var, yokken var;
İşte bu insanlar varlıkları ile hayata topluma katkı sunabilen varlığı bilinen yokluğunda (ölümünde) unutulmayan, iz bırakanlardır.
İnsanın ölümü unutulduğu andır.
İnsanın ömrü, insanların kendisini andığı sürece devam etmektedir.
İz bırakan olmak için inanın siyasi ünvana makama paraya ihtiyacı yoktur!
Tarihte iz bırakan insan örneklerine baktığınızda göreceksiniz!
İz bırakan insanlardan olmanız dileğimizle.
Vesselam.
GÜNDEM
07 Mart 2026SPOR
07 Mart 2026GÜNDEM
07 Mart 2026GÜNDEM
07 Mart 2026GÜNDEM
07 Mart 2026UNCATEGORİZED
07 Mart 2026EKONOMİ
07 Mart 2026