DOLAR 46,2514 0.1%
EURO 53,6412 -0.08%
ALTIN
BITCOIN 29293363,59%
İstanbul
26°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Resul TÖRER

Resul TÖRER

18 Mayıs 2026 Pazartesi

CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’le süreci konuştuk

CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’le süreci konuştuk

Geçtiğimiz günlerde CHP İl Başkanlığına “Çağrı Heyeti” başkanı olarak atanan Sayın Gürsel Tekin’le CHP İstanbul İl Başkanlığı’ndaki makam odasında samimi bir görüşme yaptık.
Öncelikle ifade de etmeliyim ki: 1 yıl önce CHP İl binasına, bindirilmiş, gözlerini kin, nefret bürümüş kıtaların önünden geçip girmek büyük bir cesaret işiydi.

Aynı cesareti kazandığı halde CHP Büyük Kurultayı’nda genel başkanlığı bağıra bağıra,  dövülerek cebren elinden alınan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, gösteremedi.

Keza İstanbul İl Kurultay’da da Cemal Canpolat’da!

Neyse CHP’nin iç mevzularına başka bir yazıda gireriz.

Gürsel Tekin: “45 gün içinde İstanbul ilçe ve il kongrelerini yenileyip yönetimi yeni seçilen arkadaşlara bırakacaktık ama genel merkezin ayak diretmesi, hukukun verdiği kararı tanımaması ve mahkemenin nihayi kararının uzaması üzerine bir yıldır süreç böyle devam ediyor.”

Hukuk yanlış kararlar verebilir, verdiği kararlar hoşumuza gitmeyebilir.

Lakin verilen karara, saygı duymakta hukukun bir gereğidir.”

CHP’nin “Şaibeli 38. Kurultay”ı ve olası “Mutlak Butlan”ı da konuştuk.

Bu hususta benim kanaatim; her şeyin sarih olduğu bu davada “Mutlak Butlan” kararının çıkmaması hukuk garabeti olur.

Tekin, tam yetkili olmasına rağmen birçok yetkisini kullanmıyor ve diyalogdan yana çözüm odaklı, dağılmaya yüz tutmuş, bir takım yolsuzluk iddiaların odağı haline gelmiş CHP’ye ağabeylik yaparak 40 yıl emek verdiği partisini derleyip, toparlayıp iktidara hazırlamak istiyor.

Kimseyle bir husumetinin olmadığının da altını çiziyor.

CHP İstanbul İl binasına girdiğimiz de ikiye bölünmüş bir bina bizi karşıladı.

Hani alım sürecine şaibe karışan bina!

Üst katları Sayın Özgür Özel’in “çalışma ofisi” olarak kullanmaya başlanıldığı Seyrantepe’deki il binasının giriş ve üst katını da Gürsel Tekin, İl Başkanlığı olarak partililere hizmet için tanzim etmiş.

Bu süreçte Özgür Özel’in il binasına iki defa gelmiş.

Tekin ve heyeti enforme bile edilmemiş.

Hiç dert etmiyor. Son derece özgüvenli.

Tekin’in geleni gideni bir hayli fazla.

Türkiye’nin her yerinden ziyaretçileri var.

Telefonları sürekli çalıyor…

CHP’li vekil, İl, İlçe ve belediye başkanlarının birçoğuyla iletişim halinde olduğunu ve malum dayatmalardan dolayı haklı olarak yan yana gelemedikleri için sitemini iletti.

Zaman bulduğunda da ilçelerde esnaflarları/vatandaşları ziyaret edip görüş alışverişinde bulunuyor.

Yani öyle anlatıldığı gibi Sayın Gürsel Tekin, İl binasında tek başına oturup çay/kahve içmiyor.

Puro da içmiyor. Alkol de görmedim.

Çaylar da güzeldi.

Demi tam kıvamında…

Çaya dem vermek tecrübe işidir.

Önceki gün bayram tatili nedeniyle öne çekilen bayramlaşma proğramı yoğun katılımla yapıldı.

Bu kadar baskı, tehdit ve zorbalama karşısında “kimse duramaz ve gelmez” diye düşünmüştüm.

Yanılmışım.

CHP’lilerin tamamı genel merkez gibi düşünmüyor.

Tekin, “Biz sadece arınalım, temizlenelim” diyoruz. Biz kimseyi partiden atalım demiyoruz. Adı birtakım yolsuzluğa karışmış olanlar mahkemeden aklanıp geri gelsinler, baş tacı ederiz. Bunun geçmişte çok örnekleri var.

Kanaatimiz odur ki; CHP içinde “arınalım, temizlenelim” diyenlerin sesleri çıkmasa da kahir ekseriyeti oluşturuyorlar.

Seslerini çıkarınca da genel merkezin hışmına uğruyorlar.

Dürüst CHP’liler şimdilik mevcut jakoben düzene karşı sessiz yığınların terennüm faslında.

Yüksek sesli koroya dönüşmesi an meselesi gibi görünüyor.

Şunu da özelikle ekleyeyim ki: Gürsel beyi, birçok milliyetçi, vatanperver retoriklerini diline dolayanlardan daha fazla milliyetçi ve vatanperver gördüm.

Tekin’in 2007 – 2010 yıllarında CHP İstanbul İl Başlalığı dönenimde, karşı mahalleye selam veren ilk CHP’lidir. O dönemlerde tesettürlü hanımlara kapıyı açarak laikçi cenahın itirazlarına rağmen törenlerle CHP saflarına katmıştı.

Seyrantepe’nin Galatasaray stadı yapılmadan önce ormanlık alan olduğunu söyleyen Tekin, “Şimdi buralarda milyon dolarlarla konuşuluyor. Buralar talan edildi.

Yeniden değerlendirme yapılması, vatandaşın ve devletin hak kaybının giderilmesi için Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e konuyu ilettim.”

Seyrantepe arazisi ile ilgili birçok haksız kazanç, imar rantı söylemleri bizlere kadar geldi.

Bu konu hiç hafife alınacak türden değil.
Sayın Bakan Mehmet Şimşek, imar rantı iddialarının, devletin ve milletin kaybının, haksız kazanımların üzerine ivedi olarak gitmeli.

Sorulara geçmeden önce Sayın Gürsel Tekin’e, basın danışmanı gazeteci/televizyoncu Atakan Altun beye ve diğer arkadaşlara misafirperverliklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum.

Haydi başlayalım…

Neden Gürsel Tekin, CHP’de başka isim yok mu?

“Biz kimseye CHP İl başkanlığını bize verin/verilsin demedik. 

Delegelerin itirazı üzerine mahkeme İl Kongresi’nde şaibe/usülsüzlük tespit etmiş.

Ve mahkeme kararının neticesinde CHP genel merkezine yazılı bir çağrı yapmış.

İstanbul Kongresi’nin yürürlüğünü durdurmuş ve yerine atama yapılması için önceki yönetimden isimler talep etmiş.

Cevap verilmemiş.

Mahkeme heyeti tüm iyi niyetiyle ısrarcı olmuş, yanıt alamayınca dönmüş, müşteki delegelerden isim talep etmiş.

Onlar da benim ismimi vermişler.

Hakim, beni davet etti ve süreci anlattı.

Ben görevi almak istemedim.

Hakim, bunun suç olduğunu ve görev iadesi halinde de il başkanı olarak Baro’dan bir ismi atayacağını söyledi.

Hepsi bu.

Biz kapıda bekliyormuşuz gibi yakıştırmaları ve art niyetli söylemleri kınıyorum.

Göreve geldik, ilk aradığım isim Sayın Özgür Özel oldu. Genel merkezle günlerce diyalog kapısı aradım. Ziyaret etmek ve fikirlerini almak istedim.

Kapılar duvar oldu ve şimdi bu merhaledeyiz.

-Kemal Kılıçdaroğlu?

Sayın Kılıçdaroğlu ile görüşüyorum.

Hiçbir problemimiz yok. Saygıda da kusur etmem.

Genel sekreterlik görevim sırasında partideki çeteleşmiş gruplara karşı olduğumu kendisine ilettim ve “bunları temizleyelim” dedim.

Sessiz kalınca da ben istifa ettim.

Abi kardeş hukukumuzda hiçbir zaman zedelenme olmadı.

-Ekrem İmamoğlu?

“ Sayın İmamoğlu’nu cezaevinde ziyaret ettim.

Abi kardeş hukukuyla kendisine seçimlerde omuz verdim, üzerime düşeni yaparak hiçbir görevim olmamasına rağmen bir fiil çalıştım.

Ekrem beye, birde abi tavsiyesinde bulundum.

Sakın ola CHP iç işlerine karışma, delege yapısıyla oynama, burası CHP” ikazında bulundum.

Hizmet odaklı belediye başkanlığı yap” dedim. O, gitti tam tersini yaptı.
Sonrası herkesin malumu.

Size PKK’lı denildi, Alevi denildi, etnik kökeninizle ilgili birçok yakıştırma yapıldı?

“Ben, seçim öncesi HDP bu ülkenin yasal bir partisi ve “HDP’li bakan olabilir” dedim.

Adım PKK’lıya çıktı.

Alevi vatandaşlarımız haksızlığa uğrayınca onların yanında oldum, adım Alevi oldu.

Hiçbir etnik kökene karşı değilim.

Hepimiz Türkiyeliyiz.

Atalarım Kerkük’ten gelme, bir tarafımızda Kürt.

Kardeşlerim başörtülü.

Ardahan’dan çıkmış mütevazi Anadolu insanıyız.

Başörtü yasağına il başkanlığım döneminde CHP’de ilk ben karşı çıktım.

Başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere bizim dediğimiz basın tarafından topa tutuldum.

Gidip rahmetli genel başkanımız Deniz Baykal’a istifamı sundum. Oda kabul etmedi.”

-Basına/sosyal medyaya yansıyan mal varlığınız?

“Şu kadar benzin istasyonu var, bilmem kaç tane lüks dair vs.

Say say bitmiyor…

Bu yalanları önce karşı medya yazdı, şimdi de bizim dediğimiz medya üzerinde zıplıyor.

3-4 tane mütevazi dairem var.

Gerisini ispatlayanlara vermeye hazırım. Gelip alsınlar.”

-CHP’li 5 Eski İstanbul İl Başkanı ile İl binasına geleceğinizi açıklamıştınız?

“Evet, 5 eski il başkanımızla birlikte hareket etme kararı aldık.

3 tanesi baskı ve çeşitli gerekçelerle geri çekilmek zorunda kaldı.

Ali Özcan abi ve Berhan Şimşek abi, her şeye rağmen “biz geliriz” dediler.

3 eksik olunca da heyetimizle gelmeye karar verdik.

Eski il başkanlarımız hepsiyle ayrı ayrı hukukumuz devam ediyor.

-Terörsüz Türkiye halkındaki düşünceleri?

“Şahsen, Sayın Devlet Bahçeli’nin elini taşın altına koymasını çok kıymetli bulunuyor.

Biz CHP olarak konuya tam sahip çıkmalıyız.

Yarım elle tutmak olmaz. Artık eski Türkiye yok.

Bugün dünyanın 15 ülkesinde üssü olan bir Türkiye devleti var.

Hala eski Türkiye’den medet beklememek lazım.”

-Mutlak butlan davası?

Şikayet eden orada… Edilen orada…

Belge var…Bilgi var… Kanıt var… Şahit var…

Her şey yeteri kadar açık ve net; mahkeme hala neyi bekliyor? bilmiyoruz.

Biran evvel Büyük Kurultay davası karara bağlanmalı.”

Saygılarımla.

Devamını Oku

TRT dizileri ve “Cennetin Çocukları”

TRT dizileri ve “Cennetin Çocukları”

Televizyonculuk, dizi deyince sizleri bilemem ama benim aklıma TRT gelir…

60 yıllık tecrübe, özellikle son dönemde tarihe ışık tutan devasa prodüksiyonlar TRT’yi çok ötelere taşıdı.

Sosyal hayata dokunan ailece izlenebilecek yapım ve dizilerin tek adresi TRT desek mübalağa yapmış olmayız.

Mafya yok, silah yok, ensest ilişkiler yok, ahlaklısızlığın her türünden izole, aileyi, ülkemizi önceleyen yapımlar kıymete ve izlenmeye değer.

Dünyaya ihraç edilen kültür erozyonuna uğratılmamış yapımlar…

Türkiye’nin tanıtımına olumlu katkılar sunan diziler…

Diriliş Ertuğrul” ile başlayan dönem yapımları, akabinde “Alparslan: Büyük Selçuklu” ile tarihine ışık tutan baş yapıtlar pür dikkat takip ettiğim diziler olmuştur.

Diriliş Ertuğrul” tüm zamanların rekortmeni bir dizi oldu ve hala çıtasına yaklaşanı çıkmadı herhalde.

Bu kült yapımlar kulvarın en başında yerlerini aldı ve Türk televizyonculuğunda da yeni bir çığır açtı.

Çok dizi izlemeye zaman bulamasakta tarih merakımız, bizlere çarpıtılmadan sunulan şanlı tarihimizle ilgili yapımlara dikkat kesilmemize vesile oluyor.

Tarihin ışığıyla akademik kariyerlerin öncülüğünde ve abartılmamış kurgular…

Ayrıca bu tür dizi ve filmler bizlere tarihimizi de yeniden araştırmaya ve gururlanmaya yöneltiyor

Kaynak kaynak araştırmalar içine giriyoruz.

TRT; başta Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Sultan Süleyman, olmak üzere yeni yapımları beklediğimizi unutmasın.

MEHMED: FETİHLER SULTANI

TRT’de bu sezon iki dizi ilgimi çekti ve izlemeye koyuldum.

Pazartesi günleri  Cennetin Çocukları” ve Salı günü yayınlanan  Mehmed: Fetihler Sultanı” sezon başından beri ilgiyle takip ettiğim yapımlar oldu.

“Mehmed: Fetihler Sultanı” her yaşa tavsiye edeceğim bir yapım.

Ayrıca “Gönül Dağı”, “Taşacak Bu Deniz” ve Teşkilat”tında geniş kitleler tarafından izlendiğini bağımsız araştırmalardan biliyoruz.

Ailece huzur içinde keyifle izleyebilirsiniz.

CENNETİN ÇOCUKLARI VE İSMAİL HACIOĞLU

Yine sosyal içerikli bir aile dizisi ve büyük ilgiyle mazhar olan “Cennetin Çocukları” dizisinin başına talihsiz bir olay geldi ve dizi ciddi reyting kaybına uğradı.

Malumlarınız üzere başrol oyuncusu İsmail Hacıoğlu’nun uyuşturucu testi pozitif çıkınca dizinin dışında kaldı.

İsmail Hacıoğlu ile yollar ayrılınca dizi hem ana kadrodan hemde ana hatlarından koptu.

Yeni kadro, yenilenmiş karakter ve yol haritası ile bambaşka bir yapıma büründü.

Bu durumda izleyiciyinin geri çekilmesine neden oldu.

İsmail Hacıoğlu, başarılı bir oyuncu.

Ben şahsen oyunculuk yönünü beğenirim.

Hele rahmetli Cem Karaca’nın biyoğrafik (Cem Karaca’nın Gözyaşları) sinema filminde çok başarılı bir oyunculuk diyalektiği ortaya koymuş.

İnsanlar maalesef yaşamları boyunca sonradan pişmanlık duyacağı birçok hatayı, yanlışı yapıyor.

Bazen boşluktan, bazen bulunduğumuz ortamlar, bazen de hakim mecburiyet duygusunun dürtüleri bizleri hiç arzu etmediğimiz birtakım yollara sevk ediyor.

Öncelikle belirteyim ki; İsmail Hacıoğlu ile hiçbir tanışıklığım yok.

Sohbetim olmadı, hiç yüz yüze gelmedim. Dünya görüşünü de bilmem. Araştırma ihtiyacıda duymadım.

Sadece medya yoluyla bilir ve tanırım.

Lakin oyunculuğunu beğenirim ve başarılı bulurum.

Her insanın hataya düşme, düşürülme hakkı var.

Hatasız kul olmuyor. Olursa zaten kul da olmuyor.

Bir yanlış, hata ile bütün hayatlar silinmemeli derim.

Asıl olan erdem; kabullenip hatadan, yanlıştan dönmek ve kati suretle veda etmektir.

İsmail Hacıoğlu; yaptığı hatayı, yanlışı anlamış ve ikrar etmiş, özrünü dilemiş, artı nedamet getirmiş.

Tabiri caizse hatasının, yanlışının, günahının altında ezilmiş.

Muhtemelen içsel keşkeleri çokça yaşamıştır.

Diğerleri gibi devleti suçlama kolaycılığa da kaçmadı ayrıca.

Elbette içinde bulunduğu durum çok olumsuz ve yanlış/olumsuzluk içeren örnek teşkil ediyor.

Sanatçılarımız, önde gidenlerimiz, milletimizin inanç, örf, adet ve gelenekleriyle çatışmamalı; ötüşmeli, tercüman olmalı.

Birçoğu oyuncu Anadolu da aylarca kalıp film çekiyor.

Ülke genelinin hayat hikayelerine yakından ve yaşayarak şahitlik ediyor.

Şahitlik eden bu yönleri ile de rol modellikleri gençlere yol göstermeli, örnek olmalı, ahlaki yönden de toplumun çok önünde durmalılar.

Oyuncularının, şarkıcıların, attıkları her adımı takip eden, örnek alan bir kitle var ve bu kitleye kimsenin zarar verme, sükutu hayale uğratma gibi bir lüksü yoktur.

Yanlış yapan kendine yapar.

Her şeye rağmen getirilen samimi nedametler bir tövbedir.

Ömür boyu ötelenmeye, ötekileştirmeye karşıyım.

İnsan beyni radikal değişimlere her zaman açıktır.

Bir insan; hainlik, ihanet etmemişse, cana kastta bulunmamışsa, beytülmale el uzatmamışsa, yetim hakkı yememişse, kimsenin cebine elini atmamışsa, ırza tasallutta bulunmamışsa, her türlü kul hakkına girmemişse cezasını çektikten sonra yeni bir şansı hak eder diye düşünüyorum.

Allah’ın (cc), peygamberinizin af ettiklerine bizler acımasızca davranmamalıyız.

Son cümle; İsmail Hacıoğlu’nun samimi nedameti onu tekrar “Cennetin Çocukları” ile yan yana gelmeli.

Dizinin müdavimleri “Büyük İskender”i geri istiyor.

Saygılarımla.

Devamını Oku

Okul, aile, öğretmen, öğrenci, eğitim ve dört duvar

Okul, aile, öğretmen, öğrenci, eğitim ve dört duvar

Geçtiğimiz hafta art arda gelen okul saldırıları aileleri, okulları, öğretmen, öğrenci ve tüm bileşenleri haliyle tedirgin etti.

Sosyal medya üzerinden yapılan dezenformasyonlarda eklenince aileler başta olmak üzere tüm paydaşlarda da aşırı derece vehimler oluştu.

Okullar da güvenlik tedbirlerini önceleyen toplatılar yapıldı.

Eğitim sistemimiz topyekün teyakkuza geçti.

Devlet, okul, öğretmen, öğrenci ve vekiller günlerce “ne yapabiliriz”i tartıştı.

Geçmişten ödevler çıkararak, geleceğe yön verme ve önleyici tedbirleri konuşuldu.

Okullarda bir dize güvenlik tedbirleri gözden geçirildi, var olan tedbirlerin üstüne yeniler eklendi.

Bizde okul yönetimimizin çağrısı ile kerimemizin öğrenim gördüğü Büyükçekmece İmam Hatip Ortaokulu (BİHO)’na veli toplantısına katıldık.

İlk defa tüm velileri tam kadro gördüm desem mübalağa olmaz. Salon doldu taştı.

Veliler, haklı olarak endişeye kapılmış ve “acaba bizde durum nedir?” deyip okulun yolunu tutmuşlar.

Okula vardığımızda bir takım güvenlik çalışmalarına şahit oldu.

Yeni kulübeler, artırılan güvenlik sayıları, ekleme yapılan güvenlik kameraları vs.

İnsan sormadan edemiyor: Madem gerekliydi daha önce neden yapmadınız?

Musibet başa gelmeden, tedbirde koşa gelmiyor maalesef!

Önce tedbir, sonra tevekkül inancımız gereğidir.

Veliler toplatımızın ilk bölümüne İlçe Milli eğitim müdürümüz, okul müdürümüz, diğer idareciler ve öğretmenler katıldı.

İkinci bölüm ise sınıflarda özel olarak yapıldı.

Öncelikle belirteyim ki: Okul müdürümüz, öğretmenlerimizi son derece ihtiramlı, nazik, zarafat sahibi, ilgili ve bilge gördüm.

Bir şeye daha şahit oldum oda; okulumuzun başarı derecesinin üst seviye ve Büyükçekmece’nin yanı sıra başta Beylikdüzü ve Esenyurt ilçelerimiz olmak üzere çevreden talep alan “Merkez Okul” olduğu.

12 yılda Büyükçekmece İmam Hatip Ortaokulu, “Merkez Okul” konuma gelmiş.

Kuruluşundan bu yana emeği geçen bütün paydaşları tebrik ediyorum.

Yalnız okulumuz her dönem 3 erkek, 3 kız sınıfı alabiliyor. Bu sınıfların birer taneside dil ağırlıklı sınıflar.

Başka bir hesapla yıllık ortalama 150 öğrenci kapasitesi ile sınırlı.

Nedenini sorduğumuzda, “fiziki mekan yetersizliği” cevabı ile karşılaşıyoruz.

Aslında okul binası büyük ve yeterli. 19 Mayıs Ortaokulu ile aynı binada eğitim yapmak zorunda kalınca ikiye bölünmüş.

Buradan milli eğitim bakanımıza, il, ilçe müdürümlerimize ve tüm alakalı eğitimcilerimize sesleniyoruz: Bu başarılı eğitim/öğretim yuvamız ya daha müsait bağımsız bir binaya/veya merkezi bir adrese taşınmalı ya da mevcut adresi müstakil hale getirelim.

Talebin olduğu yerde arzda zaruridir.

Ana meselemize gelince, “çekirdek aile çekirdek aile çekirdek aile” diyorum.

Hiçbir kimse evde terbiye edemediği, saygıyı, sevgiyi, paylaşmayı öğretemediği, eğitemediği çocuğunu başkasının eğitmesini beklemesin.

Öncelikle çocuklarımızı sosyal medya çukurundan uzak tutmamız gerekiyor ve mutlaka veli toplasına katılın, siz çocuğunuzla ilgilenirseniz, öğretmenlerde görev bilir. 

Sorunun en az olduğu yerler okullardır unutmayalım.

Sorunun çoğunu da evin içinde aramalıyız.

Ne kadar modern, korunaklı okul binaları yapılırsa yapılsın, içi doldurulamamışsa dört duvardan öteye bir anam ifade etmez.

Fazla uzatmayalım bu konuyla ilgili detaylı makale yazmıştım. Şimdi tekrar etmeyelim.

Saygılarımla.

Devamını Oku

Galatasaray gene Şampiyon, Fenerbahçe yine piyon!

Galatasaray gene Şampiyon, Fenerbahçe yine piyon!

Pazar ve pazartesi oynanan Süper Lig maçları ile bu sezon ligin tepesi yine önceki sezonlarda olduğu gibi şekillendi diyebiliriz.

Yine Galatasaray şampiyon…

Galatasaray dört sezon üst üste şampiyon…

Galatasaray 26. defa şampiyon…

Hep şampiyon Galatasaray, devamlı şampiyon Galatasaray…

E, tebrikler o halde!

Tarih bize, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)’nun 1923 yılında Yusuf Ziyaeddin Öniş başkalığında kurulduğunu, ilk sistemli, kurallı lig maçlarının da 1936 başladığı söyler.

Türkiye’de oynanan kurallı ilk maç ise daha eskilere gider.

1897 yılında İstanbul Karması ile İzmir Karması, arasında oynan maç, Türkiye’de oynanan ilk futbol müsabakası diye kayıtlara geçmiştir.

1936’dan 1958’e kadar Milli Küme Ligi, Milli Lig  adını alan deplasmanlı lig, 1958 yılında Profesyonel Futbol Ligi olarak değiştirilmiştir.

İlk başlarda ağırlıklı olarak Ankara, İstanbul ve İzmir takımları yer alır.

1958 yılı baz alınarak; Galatasaray 25, Fenerbahçe 19, Beşiktaş 16, Trabzonspor 7, Bursaspor ve Başakşehir ise birer kez şampiyon olmuşlardır.

(Öncesini saymıyoruz!)

Türkiye; Dünya Kupası’na 2 (1954-2002), Avrupa Şampiyonası’na da 2 (1996-2008) defa katılabilmiştir.

2002 Dünya Kupası’da 3., 2008 Avrupa Şampiyonası’nda da yarı final oynayarak 3’ncülük maçı statü gereği oynanmadığı için 3. sayılmıştır.

Yani resmi 90 yıllık Türk futbolunun Dünya, Avrupa çapında bir 2’nciliği, bir 3’ncülüğü var.

Kulüpler bazında ise tek tepe başarı Galatasaray’ın 2000 yılında kazandığı UEFA kupasıdır.

Türk futbolunun, futbolcusunun 90 yılda geldiği nokta Avrupa’da tek kupa.

Sezon başı ve ortası transferlere “üç büyük kulüp” diye tabir ettiğimiz takımların transfere harcadığı para yaklaşık 1 milyar avro…

Sadece bir futbolcuya ödenen bonservis bedelini 85 milyon avro.

Hedef; kayyım yönetimindeki, transfer yasaklı, 20-30 milyon avro bütçeli takımları geçip Süper Lig şampiyonu olmak.

Sonra da “dattt dattt” sevinç turları atmak.

Nasıl şampiyon olduk ama?!

Spora ve özellikle de futbola son dönemlerde en çok yatırım yapan ülkelerin başında Türkiye gelir.

En modern alt yapılar, Avrupa’da bulunmayan en gelişmiş, modern stadlar.

Ama Milli takımın iskeletini Avrupa kökenli (gurbetçi) futbolculardan oluşur.

Nerede neyi, neleri yanlış yapıyoruz da, hala Edirne’nin ötesini hayal olarak görüyoruz?

Her sezon lig başlar, şampiyonluk adayları bellidir: Beşiktaş – Fenerbahçe – Galatasaray.

Araya kafasını sokmaya çalışanın kafası koparılır!

Üç ihtimalli, üç imtiyazlı bir Süper Lig…

Adı Süper ya?! Yeter bize.

Süper Ligi’mizin seyirci ortalaması 14 bin, Süper Lig namzeti TFF 1. Lig’in seyirci ortalaması 3 bin.

(Almanya 43, İngiltere 42, İspanya 30, İtalya 30, Fransa 27 bin ortalama. Sadece Alman Bundesliga 2, 42 bin ortalamaya oynuyor.)

İşte Türk futbolun hali pür melali.

Milyon milyon avrolar hava uçuşuyor.

Tribünler de yokları oynuyor.

İstanbul’dakilerin bir forması 10 bin, en ucuz bileti 5 bin, Anadolu’da beleş, giden kim?!

Son 10 yılda Avrupa’daki en büyük başarı üçüncü sınıf ülke takımlarının katıldığı Konferans Lig’inde (Fenerbahçe) çeyrek final oynayabilmek.

Taraftar, hala “dattt dattt bizim takım şampiyon…!” turunda.

İçi boşaltılmış sözde başarılarla milleti rahatsız etmeyin lütfen!

Hele kavga, gürültü hiç yapmayın!

Gidin o anlı şanlı kulüplerinize yüzlerce milyon avroların hesabını sorun?

Basketbol, Voleybol ve diğer amatör branşlarda dünya çapındaki başarılar “neden futbolumuzda yok!”

Demek ki, baştan aşağı iyi yönetilmiyoruz.

Adını süper koymakla süper olunmuyormuş!

Futbolu, futbolun içinde gelen realist paydaşları yönetmeli, para babaları değil!

Delikli kuruşun hesabı sorulmalı, kağıttan hillere izin verilmemeli.

TFF yönetimini futbolun bileşenleri belirlemeli, 400 kişilik imtiyazlılar değil!

Ya da dön baba dönelim!

Paralar nerde, başarı nerede?

GELELİM FENERBAHÇE’YE…

Efendim, Galatasaray maçında Talisca penaltıyı atsaydı, Ederson kırmızı kart görmeseydi?” falan filan feşmekan.

Hepsi yalan! Ortada duruyor gerçek olan!

Geçelim bunları!

Züğürt tesellisi!

Fenerbahçe maalesef 2018 yılındaki vefasızlık kongresinde ilk düğmeyi yanlış ilikledi ve o yanlışlık hala devam ediyor.

Fenerbahçe iyi yönetilmiyor.

Egolara kurban ediliyor.

FETÖ mağduru Fenerbahçe, dahili ve harici bir sarmalın içinde.

FETÖ operasyonun yan etkenleri hala devam ediyor.

Teknik direktör değiştirmekle kökünden çözüm bulunmaz. Baştan aşağı neşter vurulmalı ve Fenerbahçe’nin kanını emem sülükler temizlenmeli.

Sayın Ali Koç!

Sayın Sadettin Saran!

Yeter verdiğiniz zarar! Hemen pılınızı pırtınızı toplayın ve düşün Fenerbahçe’nin yakasından!

Bizler Fenerbahçe’yi kurtuluş mücadelesinin takımı, şehadetini tatmış ecdad yadigarı diye seviyoruz.

Vallahi Fenerbahçelilerin, Fenerbahçe’nin hiçbir hayri hesabında sizler yoksunuz.

Acele edin! Hemen gidin!

Onurla gitmek, seçimle gitmekten evladır.

Saygılarımla.

Devamını Oku

Çocuklarımızı dövelim mi, sevelim mi?

Çocuklarımızı dövelim mi, sevelim mi?

Şimdi meşum, kasvetli olaya başka bir perspektiften birlikte bakalım…

Öncelikle belirtelim ki, hiçbir anne-baba çoğunun istenmeyen bir yolda olmasını istemez.

Hep ister ki; en iyi, en çok kar/kazanç getiren eğitimi alsın/işi yapsın ve kendi çoçuğu en iyi olsun.

Maalesef birçok ailede birinci öncelik akçeli işler.

Ahlak, maneviyat, edep, terbiye, adap, saygı, ar ve sevgi ne yazık ki ilk sıralarda yer bulamıyor.

Özgüven aşılayalım derken, değerlerimizden uzaklaştık.

Benim çocuğum en iyisi olsun.”

Olsun tabi! Hangi aile istemez.

Bastırılmış ebeveyn egoizminin çoçukta vücut bulmuş hali!

Benim çocuğum!

Ya değerler ya diğer çocuklar?

Ne halleri varsa görsün mü?

İşte tamda bu noktada ayrıştırarak, üstün göstererek, önceleyerek, özel, rahat ve lüks yaşam öğretisi ile yola çıkılıyor.

Ve yanlış iliklenen ilk düğme sonrası gerisi çorap söküğüne dönüyor.

Bundan sorası zaten düzen tutmuyor/tutturulamıyor.

Benim çoçuğum” diyerek imtiyazlı hale getirmek.

Ben çocuğumla arkadaş gibiyim

Sen, çocuğunla arkadaş gibi olma, bihakkın anne-baba ol yeter. Doğru öğretilerle o kendine arkadaş bulur.

Severken öldürmek, sevdiği, koruyup kolladığı zannederken kötülüklerin en büyüğünü etmek böyle olsa gerek.

Bütün kötülük bu cümleler gizli.

Kendi çocuğumuzu özel bir yere koyarken, diğer çocukları görmezden gelme… Yok sayma

Kendi çocuğumuz için torpil arayıp, güzellemeler yaparken, diğerleri ötekileştirme…

Oysa sihirli cümle: “BİZİM ÇOCUKLARIMIZ” olmalı.

Ne zaman “bizim çocuklarımız” öncelik olursa, hep birlikte gelecekleri inşaa ederiz.

Ya da yok olup gideriz.

Şöyle bir varsayım: “Senin çocuğun en iyi oldu” diyelim.

Bu çocuk tek başına mı hayatını idame ettirecek.

Kimle, kimlerle arkadaşlık edecek?

Bizim çocuklarımız”, kendi çocuklarımız için istediklerimiz diğer çocuklar içinde istemek önceleyici bir reçetedir.

Unutmayalım, sık sık tekrar yaparak içselleştirelim: “BİZİM ÇOCUKLARIMIZ!”

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan elim hadiselerin birçok katmanları bulunmakta…

Burada uzun uzun sosyolojik, psikolojik tahliller yapmayacağım.
Güzellemeler yapmak kolay ya gereğini yapmak?

Sorumluluğu kapı dışına atmadan, elimizi hep birlikte taşın altına koymalıyız.

Ekranlarda büyük büyük titri olan uzmanlar anlatıyorlar suçlu: İnternetteki şiddet içerikli oyunlar

Tamam. Anladık ya gerisi?…

Söz ola beri gele kabilinden.

İnternetteki dış mahreçli bu oyunlarda çocuklar bir takım suç adakları tarafından şiddette yönlendiriliyor, mankurtlaştırılıyor.
Doğru.

Sadece suçu, suçluyu internet mi arayacağız?…

Ne idiği belirsiz şiddeti çağıran, önceleyen sözde şarkılar/şarkıcılar…

Oyun çağındaki küçük beyinlerin kız, erkek arkadaş ortamları ve ailelerinin bunu desteklemesi.

Özel hayat diye milletin gözüne sokulan pespayelikler.

Batının kokuşmuş, çukur medeniyetinin örnek diye sunulması ve içinde bulunduğumuz kimlik, kültür erozyonu.

Sosyal medya ile gündemimize giren ve birtakım ne yaptığı belli olmayan yeni nesil meslek erbabları(!)  fenomenler…

Kapitalist kuşatmanın evlerin içine kadar girip, yerleşmesi.

Sürekli özendirilen lüks hayatlar…

Neredeyse her mahalle de peydahlanan suça teşne çocuk çeteleri…

Üst üste yaşanan ve güç devşirme, alan tahakkümü kurma maksatlı kızlı/erkekli akran şiddetleri…

İnternet/sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri mukaddes aile yapımız dinamitlenmesi…

Günümüzün nükleer savaşları artık internet/sosyal medya üzerinden yapılıyor.

Her kutsal hasletimiz tedricen yok edildi/ediliyor.

İnternet/sosyal medya şeytanın oyun kurma, yönetme merkezi haline geldi.

Şiddet bu mecrada, kumar, fuhuş, uyuşturucu velhasılı her türlü kötülük, her türlü melanet burada.

Yanına aile içi şiddeti, diyalog kopukluğu ve yalnızlıklar için yol bulmaya çalışırken yolunu kaybeden çocukları da ekleyelim.

Televizyonlardaki reyting alma uğura (daha çok kazanma) kötü örnek, zehir saçan dizi ve bir dize  proğramlar…

Bu sürekli olumsuzluk üreten mecraların ahlak ve maneviyat düşmanlığının nirvasını haline gelmiş olması…

Denetim yetersizliği, acziyet ve kanunu boşluklar…

Ve…

Önce Ahlak,

Önce maneviyat,

Önce Ahlak,

Önce saygı,

Önce Ahlak,

Önce edep,

Önce Ahlak,

Önce ar,

Önce Ahlak,

Önce eğitim,

Önce Ahlak ve

önce SEVGİ….

İLLEDE AHLAK İLLEDE AHLAK!

(Sadece çocuklar, gençler olarak düşünmeyelim, ebeveynler olarak payımıza düşeni alalım.)

Her boşluk mutlaka zıddı ile doldurulur.

Kadim değerlerden yoksun bir millet, asla payidar olamaz, geleceği tahkim edemez!

Polisiye tedbirlerle, yasaklayarak hiçbir mesafe de alamayız.

Birbirini sevmeyen, haklarına saygı göstermeyen, nefret tohumları ekilerek zehir enjekte edilen, kendi yolunu/yönünü kaybetmiş bir gençlikten ne bekleyebiliriz ki?

Bu aziz vatanın gençlerine sevgi tohumları ekelim ve yeşertelim.

Hangimiz okula veli toplantısına gittiğimizde ilk sualimiz: “Hocam! Çocuğum sizlere, arkadaşlarına karşı saygıda kusur ediyor mu oldu?”

Bu soruya çoğunluk “hayır!” diyecektir.

Eğitim sistemimizin önceliği hala seküler, laikçi ve maddeci…

Manayı yitirdik manayı!
Bulmak içinde çaba sarfetmiyoruz maalesef.

Biz burada bir suçlu aramıyoruz. Nerede hatalar yaptık durum tespiti yapmaya çalışıyoruz.

Şu kurumu, bu mecrayı top yekün suçlu ilan etmiyoruz.

“Kaybettiğimiz, paramparça edip, karanlık dehlizlere attığımız değerlerimizi yeniden deruhte edelim” diyoruz.

Devleti, hükümeti, sistemi, ınterneti ve tüm olumsuzlukları suçlayarak bir mesafe alamayız.

Karanlığa küfür, bizlere KDV’si ile geri döner!

Bütünde, ortak payda da buluşmalıyız/buluşabilmeliyiz,

“Zerre bir katkı sunabilir miyiz, ben ne yapabilirim?”sorusuyla başlamalıyız.

Hiçbirimiz masum değiliz!

Eğitimse eğitim…

Katliamcı çoçuğun ailesi eğitimli; baba emniyet müdürü, anne öğretmen…

Biraz araştırdığımızda laik, seküler, maddeci bir aile olduğu anlıyoruz.

Belli ki çocuk; el bebek gül bebek, pohpohlanarak büyütülmüş.

Anne-babanın bilgisayar başına, yatak odasına yiyecek içecek servisi yaptığı çoçuğun; şımarık, kendini, haddini, hududunu bilmez, büyük küçük dinlemez, sevgi, saygı, ahlak yoksunu bireyler haline gelmez mi?

En küçük bir olayda okul basıp, öğretmenine hesap sorarak darp ettiğimiz bir çocuk, kaybedilmiş bir nesildir.

Öğretmenine saygı beslemeyen bir çocuk, anne-babaya, büyüklerine sevgi besler mi?

Geçmiş ola.

Benim çocuğum çok özel bir çocuk, benim çocuğum çok değerli, benim çocuğum bir tane, diğerlerinden çok farklı, hiçbir yanlışını görmedim, olmazda” diyerek en büyük kötülüğü çocuklarımıza kendimiz yapıyoruz.

Suçlu hepimiz!

Realitenin üstünü örtmeyelim, kendimizi sorgulayalım.

Tek noktaya odaklanmadan, pozitif, rasyonel çözüm için millet olarak elele vermemeliyiz.

Başka da yolu görünmüyor.

Gidenler geri gelmiyor ama neme lazımcılık kolayına kaçmadan hepimiz sorumluluk almalıyız.

Suçlu arıyorsak uzağa bakmayalım ve ayağa kalkalım.

Ya bu çoçuk İslam rafle-i tedrisinden geçmiş, müslüman kimliği ile öne çıksaydı?

Ya göçmen bir ailenin çocuğu, özellikle de Suriyeli olsaydı?…

Bugün MEB Bakanı Sayın Yusuf Tekin, üzerinden yürütülen kirli operasyonun pusuya yatırılan okları İslam dinini, müslümanı nasıl hedefine koyardı düşünebiliyor musunuz?…

Düşünmek bile istemiyoruz!

Son cümle: Özel üniversitelere karşı değilim.

Lakin özel, ilk-orta-liseler bir an evvel ülke gündeminden çıkarılmalı.

Tamamen rant endeksli olan bu özel okullardan nitelikli eğitim-öğretim çıkmaz.

Özel denen bu okullarda; hayatın gerçeklerinden yoksun, şımarık, saygısız, bilgisiz, sınıf geçip, diploma verip mezun etmeden öteye hiçbir fayda elde edemeyiz.

Eğitim ve öğretim her türü devlet eliyle yapılmalı.

Saygılarımla.

Devamını Oku