DOLAR 45,0281 0.03%
EURO 52,9382 0.24%
ALTIN
BITCOIN 3496279-0,24%
İstanbul
16°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Resul TÖRER

Resul TÖRER

17 Nisan 2026 Cuma

Çocuklarımızı dövelim mi, sevelim mi?

Çocuklarımızı dövelim mi, sevelim mi?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Şimdi meşum, kasvetli olaya başka bir perspektiften birlikte bakalım…

Öncelikle belirtelim ki, hiçbir anne-baba çoğunun istenmeyen bir yolda olmasını istemez.

Hep ister ki; en iyi, en çok kar/kazanç getiren eğitimi alsın/işi yapsın ve kendi çoçuğu en iyi olsun.

Maalesef birçok ailede birinci öncelik akçeli işler.

Ahlak, maneviyat, edep, terbiye, adap, saygı, ar ve sevgi ne yazık ki ilk sıralarda yer bulamıyor.

Özgüven aşılayalım derken, değerlerimizden uzaklaştık.

Benim çocuğum en iyisi olsun.”

Olsun tabi! Hangi aile istemez.

Bastırılmış ebeveyn egoizminin çoçukta vücut bulmuş hali!

Benim çocuğum!

Ya değerler ya diğer çocuklar?

Ne halleri varsa görsün mü?

İşte tamda bu noktada ayrıştırarak, üstün göstererek, önceleyerek, özel, rahat ve lüks yaşam öğretisi ile yola çıkılıyor.

Ve yanlış iliklenen ilk düğme sonrası gerisi çorap söküğüne dönüyor.

Bundan sorası zaten düzen tutmuyor/tutturulamıyor.

Benim çoçuğum” diyerek imtiyazlı hale getirmek.

Ben çocuğumla arkadaş gibiyim

Sen, çocuğunla arkadaş gibi olma, bihakkın anne-baba ol yeter. Doğru öğretilerle o kendine arkadaş bulur.

Severken öldürmek, sevdiği, koruyup kolladığı zannederken kötülüklerin en büyüğünü etmek böyle olsa gerek.

Bütün kötülük bu cümleler gizli.

Kendi çocuğumuzu özel bir yere koyarken, diğer çocukları görmezden gelme… Yok sayma

Kendi çocuğumuz için torpil arayıp, güzellemeler yaparken, diğerleri ötekileştirme…

Oysa sihirli cümle: “BİZİM ÇOCUKLARIMIZ” olmalı.

Ne zaman “bizim çocuklarımız” öncelik olursa, hep birlikte gelecekleri inşaa ederiz.

Ya da yok olup gideriz.

Şöyle bir varsayım: “Senin çocuğun en iyi oldu” diyelim.

Bu çocuk tek başına mı hayatını idame ettirecek.

Kimle, kimlerle arkadaşlık edecek?

Bizim çocuklarımız”, kendi çocuklarımız için istediklerimiz diğer çocuklar içinde istemek önceleyici bir reçetedir.

Unutmayalım, sık sık tekrar yaparak içselleştirelim: “BİZİM ÇOCUKLARIMIZ!”

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan elim hadiselerin birçok katmanları bulunmakta…

Burada uzun uzun sosyolojik, psikolojik tahliller yapmayacağım.
Güzellemeler yapmak kolay ya gereğini yapmak?

Sorumluluğu kapı dışına atmadan, elimizi hep birlikte taşın altına koymalıyız.

Ekranlarda büyük büyük titri olan uzmanlar anlatıyorlar suçlu: İnternetteki şiddet içerikli oyunlar

Tamam. Anladık ya gerisi?…

Söz ola beri gele kabilinden.

İnternetteki dış mahreçli bu oyunlarda çocuklar bir takım suç adakları tarafından şiddette yönlendiriliyor, mankurtlaştırılıyor.
Doğru.

Sadece suçu, suçluyu internet mi arayacağız?…

Ne idiği belirsiz şiddeti çağıran, önceleyen sözde şarkılar/şarkıcılar…

Oyun çağındaki küçük beyinlerin kız, erkek arkadaş ortamları ve ailelerinin bunu desteklemesi.

Özel hayat diye milletin gözüne sokulan pespayelikler.

Batının kokuşmuş, çukur medeniyetinin örnek diye sunulması ve içinde bulunduğumuz kimlik, kültür erozyonu.

Sosyal medya ile gündemimize giren ve birtakım ne yaptığı belli olmayan yeni nesil meslek erbabları(!)  fenomenler…

Kapitalist kuşatmanın evlerin içine kadar girip, yerleşmesi.

Sürekli özendirilen lüks hayatlar…

Neredeyse her mahalle de peydahlanan suça teşne çocuk çeteleri…

Üst üste yaşanan ve güç devşirme, alan tahakkümü kurma maksatlı kızlı/erkekli akran şiddetleri…

İnternet/sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri mukaddes aile yapımız dinamitlenmesi…

Günümüzün nükleer savaşları artık internet/sosyal medya üzerinden yapılıyor.

Her kutsal hasletimiz tedricen yok edildi/ediliyor.

İnternet/sosyal medya şeytanın oyun kurma, yönetme merkezi haline geldi.

Şiddet bu mecrada, kumar, fuhuş, uyuşturucu velhasılı her türlü kötülük, her türlü melanet burada.

Yanına aile içi şiddeti, diyalog kopukluğu ve yalnızlıklar için yol bulmaya çalışırken yolunu kaybeden çocukları da ekleyelim.

Televizyonlardaki reyting alma uğura (daha çok kazanma) kötü örnek, zehir saçan dizi ve bir dize  proğramlar…

Bu sürekli olumsuzluk üreten mecraların ahlak ve maneviyat düşmanlığının nirvasını haline gelmiş olması…

Denetim yetersizliği, acziyet ve kanunu boşluklar…

Ve…

Önce Ahlak,

Önce maneviyat,

Önce Ahlak,

Önce saygı,

Önce Ahlak,

Önce edep,

Önce Ahlak,

Önce ar,

Önce Ahlak,

Önce eğitim,

Önce Ahlak ve

önce SEVGİ….

İLLEDE AHLAK İLLEDE AHLAK!

(Sadece çocuklar, gençler olarak düşünmeyelim, ebeveynler olarak payımıza düşeni alalım.)

Her boşluk mutlaka zıddı ile doldurulur.

Kadim değerlerden yoksun bir millet, asla payidar olamaz, geleceği tahkim edemez!

Polisiye tedbirlerle, yasaklayarak hiçbir mesafe de alamayız.

Birbirini sevmeyen, haklarına saygı göstermeyen, nefret tohumları ekilerek zehir enjekte edilen, kendi yolunu/yönünü kaybetmiş bir gençlikten ne bekleyebiliriz ki?

Bu aziz vatanın gençlerine sevgi tohumları ekelim ve yeşertelim.

Hangimiz okula veli toplantısına gittiğimizde ilk sualimiz: “Hocam! Çocuğum sizlere, arkadaşlarına karşı saygıda kusur ediyor mu oldu?”

Bu soruya çoğunluk “hayır!” diyecektir.

Eğitim sistemimizin önceliği hala seküler, laikçi ve maddeci…

Manayı yitirdik manayı!
Bulmak içinde çaba sarfetmiyoruz maalesef.

Biz burada bir suçlu aramıyoruz. Nerede hatalar yaptık durum tespiti yapmaya çalışıyoruz.

Şu kurumu, bu mecrayı top yekün suçlu ilan etmiyoruz.

“Kaybettiğimiz, paramparça edip, karanlık dehlizlere attığımız değerlerimizi yeniden deruhte edelim” diyoruz.

Devleti, hükümeti, sistemi, ınterneti ve tüm olumsuzlukları suçlayarak bir mesafe alamayız.

Karanlığa küfür, bizlere KDV’si ile geri döner!

Bütünde, ortak payda da buluşmalıyız/buluşabilmeliyiz,

“Zerre bir katkı sunabilir miyiz, ben ne yapabilirim?”sorusuyla başlamalıyız.

Hiçbirimiz masum değiliz!

Eğitimse eğitim…

Katliamcı çoçuğun ailesi eğitimli; baba emniyet müdürü, anne öğretmen…

Biraz araştırdığımızda laik, seküler, maddeci bir aile olduğu anlıyoruz.

Belli ki çocuk; el bebek gül bebek, pohpohlanarak büyütülmüş.

Anne-babanın bilgisayar başına, yatak odasına yiyecek içecek servisi yaptığı çoçuğun; şımarık, kendini, haddini, hududunu bilmez, büyük küçük dinlemez, sevgi, saygı, ahlak yoksunu bireyler haline gelmez mi?

En küçük bir olayda okul basıp, öğretmenine hesap sorarak darp ettiğimiz bir çocuk, kaybedilmiş bir nesildir.

Öğretmenine saygı beslemeyen bir çocuk, anne-babaya, büyüklerine sevgi besler mi?

Geçmiş ola.

Benim çocuğum çok özel bir çocuk, benim çocuğum çok değerli, benim çocuğum bir tane, diğerlerinden çok farklı, hiçbir yanlışını görmedim, olmazda” diyerek en büyük kötülüğü çocuklarımıza kendimiz yapıyoruz.

Suçlu hepimiz!

Realitenin üstünü örtmeyelim, kendimizi sorgulayalım.

Tek noktaya odaklanmadan, pozitif, rasyonel çözüm için millet olarak elele vermemeliyiz.

Başka da yolu görünmüyor.

Gidenler geri gelmiyor ama neme lazımcılık kolayına kaçmadan hepimiz sorumluluk almalıyız.

Suçlu arıyorsak uzağa bakmayalım ve ayağa kalkalım.

Ya bu çoçuk İslam rafle-i tedrisinden geçmiş, müslüman kimliği ile öne çıksaydı?

Ya göçmen bir ailenin çocuğu, özellikle de Suriyeli olsaydı?…

Bugün MEB Bakanı Sayın Yusuf Tekin, üzerinden yürütülen kirli operasyonun pusuya yatırılan okları İslam dinini, müslümanı nasıl hedefine koyardı düşünebiliyor musunuz?…

Düşünmek bile istemiyoruz!

Son cümle: Özel üniversitelere karşı değilim.

Lakin özel, ilk-orta-liseler bir an evvel ülke gündeminden çıkarılmalı.

Tamamen rant endeksli olan bu özel okullardan nitelikli eğitim-öğretim çıkmaz.

Özel denen bu okullarda; hayatın gerçeklerinden yoksun, şımarık, saygısız, bilgisiz, sınıf geçip, diploma verip mezun etmeden öteye hiçbir fayda elde edemeyiz.

Eğitim ve öğretim her türü devlet eliyle yapılmalı.

Saygılarımla.