DOLAR 45,0379 0.19%
EURO 52,8518 0.28%
ALTIN
BITCOIN 35118090,68%
İstanbul
16°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Resul TÖRER

Resul TÖRER

17 Nisan 2026 Cuma

Çocuklarımızı dövelim mi, sevelim mi?

Çocuklarımızı dövelim mi, sevelim mi?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Şimdi meşum, kasvetli olaya başka bir perspektiften birlikte bakalım…

Öncelikle belirtelim ki, hiçbir anne-baba çoğunun istenmeyen bir yolda olmasını istemez.

Hep ister ki; en iyi, en çok kar/kazanç getiren eğitimi alsın/işi yapsın ve kendi çoçuğu en iyi olsun.

Maalesef birçok ailede birinci öncelik akçeli işler.

Ahlak, maneviyat, edep, terbiye, adap, saygı, ar ve sevgi ne yazık ki ilk sıralarda yer bulamıyor.

Özgüven aşılayalım derken, değerlerimizden uzaklaştık.

Benim çocuğum en iyisi olsun.”

Olsun tabi! Hangi aile istemez.

Bastırılmış ebeveyn egoizminin çoçukta vücut bulmuş hali!

Benim çocuğum!

Ya değerler ya diğer çocuklar?

Ne halleri varsa görsün mü?

İşte tamda bu noktada ayrıştırarak, üstün göstererek, önceleyerek, özel, rahat ve lüks yaşam öğretisi ile yola çıkılıyor.

Ve yanlış iliklenen ilk düğme sonrası gerisi çorap söküğüne dönüyor.

Bundan sorası zaten düzen tutmuyor/tutturulamıyor.

Benim çoçuğum” diyerek imtiyazlı hale getirmek.

Ben çocuğumla arkadaş gibiyim

Sen, çocuğunla arkadaş gibi olma, bihakkın anne-baba ol yeter. Doğru öğretilerle o kendine arkadaş bulur.

Severken öldürmek, sevdiği, koruyup kolladığı zannederken kötülüklerin en büyüğünü etmek böyle olsa gerek.

Bütün kötülük bu cümleler gizli.

Kendi çocuğumuzu özel bir yere koyarken, diğer çocukları görmezden gelme… Yok sayma

Kendi çocuğumuz için torpil arayıp, güzellemeler yaparken, diğerleri ötekileştirme…

Oysa sihirli cümle: “BİZİM ÇOCUKLARIMIZ” olmalı.

Ne zaman “bizim çocuklarımız” öncelik olursa, hep birlikte gelecekleri inşaa ederiz.

Ya da yok olup gideriz.

Şöyle bir varsayım: “Senin çocuğun en iyi oldu” diyelim.

Bu çocuk tek başına mı hayatını idame ettirecek.

Kimle, kimlerle arkadaşlık edecek?

Bizim çocuklarımız”, kendi çocuklarımız için istediklerimiz diğer çocuklar içinde istemek önceleyici bir reçetedir.

Unutmayalım, sık sık tekrar yaparak içselleştirelim: “BİZİM ÇOCUKLARIMIZ!”

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan elim hadiselerin birçok katmanları bulunmakta…

Burada uzun uzun sosyolojik, psikolojik tahliller yapmayacağım.
Güzellemeler yapmak kolay ya gereğini yapmak?

Sorumluluğu kapı dışına atmadan, elimizi hep birlikte taşın altına koymalıyız.

Ekranlarda büyük büyük titri olan uzmanlar anlatıyorlar suçlu: İnternetteki şiddet içerikli oyunlar

Tamam. Anladık ya gerisi?…

Söz ola beri gele kabilinden.

İnternetteki dış mahreçli bu oyunlarda çocuklar bir takım suç adakları tarafından şiddette yönlendiriliyor, mankurtlaştırılıyor.
Doğru.

Sadece suçu, suçluyu internet mi arayacağız?…

Ne idiği belirsiz şiddeti çağıran, önceleyen sözde şarkılar/şarkıcılar…

Oyun çağındaki küçük beyinlerin kız, erkek arkadaş ortamları ve ailelerinin bunu desteklemesi.

Özel hayat diye milletin gözüne sokulan pespayelikler.

Batının kokuşmuş, çukur medeniyetinin örnek diye sunulması ve içinde bulunduğumuz kimlik, kültür erozyonu.

Sosyal medya ile gündemimize giren ve birtakım ne yaptığı belli olmayan yeni nesil meslek erbabları(!)  fenomenler…

Kapitalist kuşatmanın evlerin içine kadar girip, yerleşmesi.

Sürekli özendirilen lüks hayatlar…

Neredeyse her mahalle de peydahlanan suça teşne çocuk çeteleri…

Üst üste yaşanan ve güç devşirme, alan tahakkümü kurma maksatlı kızlı/erkekli akran şiddetleri…

İnternet/sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri mukaddes aile yapımız dinamitlenmesi…

Günümüzün nükleer savaşları artık internet/sosyal medya üzerinden yapılıyor.

Her kutsal hasletimiz tedricen yok edildi/ediliyor.

İnternet/sosyal medya şeytanın oyun kurma, yönetme merkezi haline geldi.

Şiddet bu mecrada, kumar, fuhuş, uyuşturucu velhasılı her türlü kötülük, her türlü melanet burada.

Yanına aile içi şiddeti, diyalog kopukluğu ve yalnızlıklar için yol bulmaya çalışırken yolunu kaybeden çocukları da ekleyelim.

Televizyonlardaki reyting alma uğura (daha çok kazanma) kötü örnek, zehir saçan dizi ve bir dize  proğramlar…

Bu sürekli olumsuzluk üreten mecraların ahlak ve maneviyat düşmanlığının nirvasını haline gelmiş olması…

Denetim yetersizliği, acziyet ve kanunu boşluklar…

Ve…

Önce Ahlak,

Önce maneviyat,

Önce Ahlak,

Önce saygı,

Önce Ahlak,

Önce edep,

Önce Ahlak,

Önce ar,

Önce Ahlak,

Önce eğitim,

Önce Ahlak ve

önce SEVGİ….

İLLEDE AHLAK İLLEDE AHLAK!

(Sadece çocuklar, gençler olarak düşünmeyelim, ebeveynler olarak payımıza düşeni alalım.)

Her boşluk mutlaka zıddı ile doldurulur.

Kadim değerlerden yoksun bir millet, asla payidar olamaz, geleceği tahkim edemez!

Polisiye tedbirlerle, yasaklayarak hiçbir mesafe de alamayız.

Birbirini sevmeyen, haklarına saygı göstermeyen, nefret tohumları ekilerek zehir enjekte edilen, kendi yolunu/yönünü kaybetmiş bir gençlikten ne bekleyebiliriz ki?

Bu aziz vatanın gençlerine sevgi tohumları ekelim ve yeşertelim.

Hangimiz okula veli toplantısına gittiğimizde ilk sualimiz: “Hocam! Çocuğum sizlere, arkadaşlarına karşı saygıda kusur ediyor mu oldu?”

Bu soruya çoğunluk “hayır!” diyecektir.

Eğitim sistemimizin önceliği hala seküler, laikçi ve maddeci…

Manayı yitirdik manayı!
Bulmak içinde çaba sarfetmiyoruz maalesef.

Biz burada bir suçlu aramıyoruz. Nerede hatalar yaptık durum tespiti yapmaya çalışıyoruz.

Şu kurumu, bu mecrayı top yekün suçlu ilan etmiyoruz.

“Kaybettiğimiz, paramparça edip, karanlık dehlizlere attığımız değerlerimizi yeniden deruhte edelim” diyoruz.

Devleti, hükümeti, sistemi, ınterneti ve tüm olumsuzlukları suçlayarak bir mesafe alamayız.

Karanlığa küfür, bizlere KDV’si ile geri döner!

Bütünde, ortak payda da buluşmalıyız/buluşabilmeliyiz,

“Zerre bir katkı sunabilir miyiz, ben ne yapabilirim?”sorusuyla başlamalıyız.

Hiçbirimiz masum değiliz!

Eğitimse eğitim…

Katliamcı çoçuğun ailesi eğitimli; baba emniyet müdürü, anne öğretmen…

Biraz araştırdığımızda laik, seküler, maddeci bir aile olduğu anlıyoruz.

Belli ki çocuk; el bebek gül bebek, pohpohlanarak büyütülmüş.

Anne-babanın bilgisayar başına, yatak odasına yiyecek içecek servisi yaptığı çoçuğun; şımarık, kendini, haddini, hududunu bilmez, büyük küçük dinlemez, sevgi, saygı, ahlak yoksunu bireyler haline gelmez mi?

En küçük bir olayda okul basıp, öğretmenine hesap sorarak darp ettiğimiz bir çocuk, kaybedilmiş bir nesildir.

Öğretmenine saygı beslemeyen bir çocuk, anne-babaya, büyüklerine sevgi besler mi?

Geçmiş ola.

Benim çocuğum çok özel bir çocuk, benim çocuğum çok değerli, benim çocuğum bir tane, diğerlerinden çok farklı, hiçbir yanlışını görmedim, olmazda” diyerek en büyük kötülüğü çocuklarımıza kendimiz yapıyoruz.

Suçlu hepimiz!

Realitenin üstünü örtmeyelim, kendimizi sorgulayalım.

Tek noktaya odaklanmadan, pozitif, rasyonel çözüm için millet olarak elele vermemeliyiz.

Başka da yolu görünmüyor.

Gidenler geri gelmiyor ama neme lazımcılık kolayına kaçmadan hepimiz sorumluluk almalıyız.

Suçlu arıyorsak uzağa bakmayalım ve ayağa kalkalım.

Ya bu çoçuk İslam rafle-i tedrisinden geçmiş, müslüman kimliği ile öne çıksaydı?

Ya göçmen bir ailenin çocuğu, özellikle de Suriyeli olsaydı?…

Bugün MEB Bakanı Sayın Yusuf Tekin, üzerinden yürütülen kirli operasyonun pusuya yatırılan okları İslam dinini, müslümanı nasıl hedefine koyardı düşünebiliyor musunuz?…

Düşünmek bile istemiyoruz!

Son cümle: Özel üniversitelere karşı değilim.

Lakin özel, ilk-orta-liseler bir an evvel ülke gündeminden çıkarılmalı.

Tamamen rant endeksli olan bu özel okullardan nitelikli eğitim-öğretim çıkmaz.

Özel denen bu okullarda; hayatın gerçeklerinden yoksun, şımarık, saygısız, bilgisiz, sınıf geçip, diploma verip mezun etmeden öteye hiçbir fayda elde edemeyiz.

Eğitim ve öğretim her türü devlet eliyle yapılmalı.

Saygılarımla.

Devamını Oku

Esenyurt’tu kayyım mı, AK Parti mi yönetiyor?

Esenyurt’tu kayyım mı, AK Parti mi yönetiyor?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Yazılarıma bazı özel nedenlerden ötürü bir müddet es vermek zorunda kaldım.

Bu süre zarfında arayan, sorar, mesaj atan dostlara müteşekkirim.

Ne oluyor yahu? Tehdit mi var” diye merak eden kardeşlerime de kuru gürültülere pabuç teslim etmeyiniz diyorum.

Edeple gelen lütufla gider. Gayrisini nasıl yol alacağına kendisi karar verir.

Bizi bilen zaten biliyor, bilmeyenlerde bilenlere danışan olabilirler.

Şimdi kaldığımız yerden ve eksik bıraktığımız aktüel konulara devam edelim.

***

Geçtiğimiz gün AK Parti’nin Esenyurt’ta STK’larla yaptığı kahvaltı ile bilgiler geldi.

AK Parti’nin en iyi yaptığı kahvaltılı yemekli toplantılarda hakkını teslim etmek lazım(‘!)

AK Parti İstanbul Milletvekili, MKYK Üyesi Sayın Seyithan İzsiz, kahvaltıda bir konuşma yapmış ve Esenyurt Belediyesi’ni yöneten kayyıma verip veriştirmiş.

AK Parti’ye zarar veriyormuş?

Seyithan İzsiz’in yaptığı konuşma ana akım medya da yer alacak ölçekte.

Ama herhalde gündem yoğunluğundan gözden kaçtı.

İzsiz, konuşmasında kayyım yönetiminin AK Parti’ye zarar verdiği bahisle; 10 sene sonra vatandaşa ecrimisil gönderildiği, kayyım yönetiminin kimseyle görüşmediğini, belediye yöneticilerin ithal olduğundan bahsediyor.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın kendisine, “Seyithan tekrar Esenyurt’tu kazanmamız gerekli” söyleminden dünya liderimize omuz vermemiz, destek olmamız gerekiyor diye devam ediyor.

Konuşma adeta Esenyurt Belediye Başkan adayı manifestosu gibiydi.

AK Parti İstanbul İl Başkanı Sayın Abdullah Özdemir de toplantıya katılanlar arasındaydı.

Bazı İstanbul milletvekilleri de oradaydı.

Katılım olarak toplantı çok göz doldurucu değildi.

Yine parti yöneticileri ağırlıklıydı.

İzsiz, il başkanına hitafen: “Sayın Başkan! Esenyurt’ta biraz daha fazla önem verelim ve tekrar kazanalım.” ifadesi salonda karşılık buldu.

Şimdi yeniden başa dönelim…

Her siyasi parti liderleri milletvekillerine, parti yöneticilerine hedef verebilir/verir.

Burada bir beis yok.

Düğmenin yanlış iliklendiği ya da zurnanın zırt dediği yer şöyle; kayyımlar AK Parti’nin arka bahçesi değil. Bu birrrr.

İkincisi; 10 sene sonra vatandaşa ecrimisil gönderilmemiş ve milletin yeri/malı alenen gasp edilmesinin önü alınmışsa burada sorgulanacak kayyım yönetimi değil.

10 senedir gaspa göz yuman önceki belediye başkanlarıdır.

Hatta kanunsuzluk/zaafiyet varsa yargıya aksettirilmelidir.

Şimdi size kayyımın birkaç uygulamasından bahsedeyim.

Bakalım kayyım yanlış mı yapmış, doğru mu?

Kararı sizler verin.

Kayyım, öncelikle belediye ile sözleşmesi biten taşınmazlarını yeni sözleşme yapmayarak belediye bünyesine almış.

Bu durum Esenyurt AK Parti’de patırtıya sebep oldu.

Hatta mevcut ilçe başkanının belediye giderek, işletmecilerin sözleşmelerinin yenilenmesi için baskılar yaptığıda iddialar arasında.

Tekrar da güzellik ve fayda vardır: KAYYIMLAR AK PARTİ’NİN ARKA BAHÇEŞİ DEĞİL. DEVLET ADINA HİZMET VE VAZİFE İCRA EDERLER!

SİYASİ MÜLAHAZALARDAN ARI VAZİFE YAPARLAR!

Zihinlere nakşedile. Özellikle de AK Parti Esenyurt’tu yönetenlerin,

Kural ve yasalara atıf yaparlar. Gücü, yetkiyi, görevi yasalardan alırlar.

Parti teşkilatlarından değil.

Öncelikleri devletin, milletin hak ve hukukunu korumaktır.

Devletin/milletin malı birilerine peşkeş çekilecek kayyım da buna göz yumacak.

Öyle mi?!

Daha önce hatta AK Parti döneminde kiraya verilen taşınmazların biten sözleşmeleri  yenilenmemiş ve o işletmeleri belediye uhdesine almıştır.

Son derece yerinde bir uygulama.

Adam belediyeden sözde kiralama yapmış üç kuruşa, üçüncü şahıslara 100 kuruşa kiraya vermiş.

Vatandaşın ucuz ve katile hizmet almasına da engel olmuş.

Şimdi bu taşınmazlar belediye eliyle sosyal tesislere dönüştürülmüş ve hem daha kaliteli hem de ucuz hizmet vermeye başlamış.

Vatandaşlarda daha önce gidemediği kendi malına/mülküne  güvenle, rahatlıkla gider olmuş.

Belediye Başkanvekili Sayın Can Aksoy ve ekibini tebrik ederim!

Böyle uygulamaları duyunca, her belediye kayyım olsa diyorum.

Kayyım yönetiminin en başlıca sorunu belediyedeki iç çekişmeler gibi görünüyor.

Geçtiğimiz hafta teknik başkan yardımcılarından Ümit Ünal, istifa ettirildi.

Yerine taaa Malatya bir isim geldi.

Bu olmaz işte!

Kayyım yönetimi göreve gelirken bir karar almış ve demişki: Belediye de görev yapan her isim Esenyurt orjinli ve mukimi olacak.

Fevkalade!

Peki oldu mu?

Şöyle bir belediyenin yönetici kadrosuna baktım, neredeyse Esenyurt’ta mukim kimse yok.

Tam bir tenakuz!

Şimdilik bu bölüme nokta koyalım.

İlerleyen süreçte konuyu daha detaylı irdeleyeceğiz.

Seyithan İzsiz’in kayyım harici kalan retoriklerine gelince, en başta ifade edeyim ki; lisanı hal: “Ben Esenyurt’un AK Parti Belediye Başkan adayıyım” diyor.

Ben adaylığı kotardım, herkes pozisyonu ona göre alsın.” 

Seyithan İzsiz, yıllardır Esenyurt’ta yatırım yapıyor.

Çokta koşturuyor.

Dernekler üzerinden, özel bir takım müteşebbislerle dokunmadık kimseyi bırakmadı.

CHP’sinden İYİ Partisi’ne ,Yeniden Refah’ından Dem Partisine hiç kimseyi ötelemeden, ayrıma tabi tutmadan çalışıyor.

Zaten kendisine ifade ediyor: “Esenyurt’ta 7’den 70 herkes beni tanır ve problemi olduğunda arar. Bizde çözme gayreti içinde oluruz.

“Seyithan bey; hayır mı yapıyor, piar mı?”

Efendim, hayır işleri alanla veren arasındadır.

Niyet okuyuculuğuda yapmayacağım.

Dinimizin kıstası belli.

Gerisini herkesin zatı alilileri bilir.

Yalnız Seyithan İzsiz’deki değişim, dönüşüm, gelişim, kürsüye/mikrofona, konulara hakimiyet almış yürümüş.

Seyithan bey, ilçe yöneticiğinin sona erdiği günden bu tarafa ıslık çalmamış, ciddi mesafeler almış.

Takdire şayan.

***

AK Parti de bugünlerde yaşanan değişim süreçlerinin en büyük nedeni yerel saiklerdir.

Bu yerel kaydılar, realite ile birlikte iç çekişmelerin yaşanmasına neden oluyor.

Seçim yaklaştıkça dozuda artarak devam edecek gibi görünüyor.

AK Parti’nin eski trendi yok.

Helede yerelde.

Artık AK Parti yeknesak bir yapıda değil.

Bünyesinde çoklu mozaikleri barındırıyor.

Neredeyse birden çok zıt fikri, aynı dili konuşamayanları bir arada tutuyor.

Parti içi çekişmeler ne kadar bastırılsada günü gelince aşikar oluyor.

Burnu havada olup, makamdan güç alanlarıda ekleyin ve toplayın…

Dolasıyla seçim atmosferine girilincede kamplaşma ve iş çekilmeler, hırs, ikbal beklentisi kaçınılmaz hal alıyor.

***

Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt, sosyolojik olarak Doğu ve Güney Doğu katmanlıdır.

Öyle her kesimi aynı çatı altında toplamak kolay bir iş değil.

Türkiye genelinde olduğu gibi Esenyurt’un da siyasi eğilimi ağırlıklı olarak genel konjonktürü/politikaları gözeterek sandığa gider.

Ülke insanımızın geçmişi çabuk unutmak gibi has bir özelliği var.

Buraları es geçen sandıktan çıkamaz.

Yapılan masa hesaplarının çoğu zaman elde patladığına şahitlik ettik.

Saha gerçekleri diye ötelenemez bir realite var,

Seyithan İzsiz’e set vurabilecek bir isimde AK Parti Esenyurt ilçe Başkanı Sayın Togay Çoban’dır.

Togay Çoban’da uzun zamandır adaylık yarışı içinde/peşinde.

Görevden azledilen belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu, var gücüyle Togay Çoban’a omuz veriyor.

Buraya kısa bir parantez açalım.

(AK Parti’nin Esenyurt’ta hala erk olmaya çalışan Necmi Kadıoğlu ile arasına ciddi ve derin mesafe koymalıdır.

Son iki yerel seçimde AK Parti’ye verdiği katkıyı(!) en iyi genel merkez bilir.

Partinin sahibi, belediyenin olmazsa olmazı gibi tutum ve davranışlar sergileyen Necmi Kadıoğlu ismi artık tarihe karışmalı, tasını tarağını toplamalı ve vicdan muhasebesi yapmalı.

Sadece Kadıoğlu mu? Üst düzey görev yapmış her siyasetçi, devlet ve siyaset insanları, devletle iş yapan iş insanları başta olmak üzere topyekün vicdanlarıyla hesaba tutuşmalı!

AK Parti ile isminin birlikte anılmasının partiye zerreyi miskal faydası yok!

Canı sıkılınca da sosyal medyadan Sayın Erdoğan’u eleştiriyor, sonrada “yanlış anlaşıldım, kastım öyle değildi” falan filan feşmekan.)

Ne kadar etkili olur? Onuda hep birlikte göreceğiz.

Bir diğer isimde aynı sosyolojik yapının kapsama alanında olan mevcut Belediye Başkan Yardımcısı Sayın Yeşil Aytulum

Yeşil Aytulum’u öne çıkaran özellikleri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yakın olması, Esenyurtlu ve Esenyurt’ta siyaset yapması, kadın siyasetçi özelliği ve milli görüş geleneği kimliğiyle öne çıkıyor.

Bana hiçte sürpriz sayılacak bir isim gibi gelmiyor.

İç çekişmeler Yeşil Aytulum’u öne atabilir.

Yeşil hanım zaten AK Parti kurulduğu günden beri yerel siyasette ön planda olan isimlerden.

Seyithan İzsiz beyi ve Yeşil Aytulum hanımı yakınen tanırım…

Her ikisiyle de birlikte yol yürüdük.

Togay Çoban bey’i AK Parti ile ismine aşina olduğumuz yerel siyasetçilerden.

Yanılmıyorsam 3 dönendir Esenyurt ve İBB meclis üyeliği yapıyor.

Hülasa; önde duran isim Seyithan İzsiz: Van, Toğay Çoban: Kars-Ardahan ve Yeşil Aytulum: Muş kökenli.

Bu üç isminde Esenyurt seçmen profilinde karşılığı var. Kimin ne kadardır onu ben bilmem.
Gerisi tafsilatlı tahlil konusu.

Bu üç grup bir araya geldiğinde Esenyurt’un kahir ekseriyetine hakim olur (mu) bilemeyiz.

Sadık seçmen dönemide artık arkaik.

Partiler arası geçişkenlik level atlamış durumda.

Diyeceksiniz ki, “Seçime çok var. Bu tahlili neden şimdi yaptın?”

Zaman çabuk geçer.

Ve Esenyurt’ta halkın dili böyle. Esenyurt’ta bunlar şimdilik terennüm ediliyor.

Seçim sathı mahallinde kor ateş alevlenir!

Evet, Esenyurt’tu alan İstanbul Büyükşehir’i de alır.

Son cümle olsun… Belediye, siyaset denince o parti, bu parti, şu parti farketmeksizin artık milletin midesi almıyor!

Saygılarımla.

Devamını Oku

Mourinho, Fenerbahçeli futbolcuları aşağılayıp, Fenerbahçe’yi sabote etti!

Mourinho, Fenerbahçeli futbolcuları aşağılayıp, Fenerbahçe’yi sabote etti!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Fenerbahçe teknik direktörü Jose Mourinho’nun Benfica ile bu gece oynanacak Şampiyonlar Ligi play off turu rövanş maçı öncesi yaptığı açıklamalar pes dedirtti.

Sayın Ali Koç’tan rica ediyorum: Geçen hafta ve dün aşağıda bir bölümünü yazdığım açıklamaları yapan bir müptezeli sonucu düşünmeden teknik direktör diye Fenerbahçe’nin başında maça çıkarmayın!

Bu provokatif adam takıma el freni, başarısına engel olacak, turu geçmesin diye elinden geleni yapacak!

Fenerbahçe, 17 yıl sonra Şampiyonlar Ligi’nin kapısına gelmiş, dayanmış adam çıkmış maçtan önce “Fenerbahçe’den bir halt olmaz. Benfica bizi eler” diyor.

Yuh!!!

Buna hala sabredenlere de yuh olsun!

İlk maçta da benzer açıklamalar yaparak Fenerbahçe’yi aşığılayan gurur, kibir abidesi bu orta oyuncusunu sonuç ne olursa olsun Fenerbahçe’nin başında görmek istemiyoruz.

Fenerbahçeli futbolcuların demoralize etmek ve turu geçmesini engellemek için adete provokasyon yaptı.

Hani derler ya: “senin yaptığını gavur yapmaz.”

Ulan adam yediği kapıya gavur olsa da hainlik etmez.

Ali Koç’un bile elini sokmadığı bu bu orta oyuncusunun verin tazminatını ve defedin hemen!

Zaten 15 milyon avroyu almadan gitmeyecek.

Adam sadece tazminata, çuval çuval avroya oynuyor.

Fenerbahçe turu geçerse Mourinho’ya rağmen aşağıladığı, hakir gördüğü oyuncularla geçecek.

Şu açıklamalara bakar mısınız?

Adam Fenerbahçe’ye değilde aleni ülkesinin takımı Benfica servis yapmış, destek olmuş.

Mourinho: “Benfica çok iyi bir takım. Şampiyonlar Ligi’nde turu geçmek için çok yatırım yaptılar. Güçlü ve tecrübeli oyuncular aldılar. Savunmada sağlam, kompakt bir takım.

Bu sefer harika bir stadyum desteği onların arkasında olacak. Bunu söyleyebilirim.

Kulübün, bu iki Benfica maçı için bana daha fazla imkan sağlamak adına ekstra bir çaba sarf ettiğini düşünmüyorum.

Ne yapacağımızı söyleyemem ama Benfica ile aynı kadroya sahip değiliz.

Sürprizler yaratacağım kadar fazla bir seçeneğim yok elimde. Kadro kalitemiz Benfica ile kıyaslanamaz.”

Şimdi gel Fenerbahçeli futbolculardan Benfica’yı elemesini bekle.

Ulan Mourinho!

Fenerbahçe’nin kadro yapısını Benfica’dan daha üstte.

Sen alçaktaysan ayrı bir konu!

Ne yaptırımı yapmış Benfica?

Elindekileri bile çıkarmış.

Ali Koç, Fenerbahçe’yi zerre seviyorsa bu adamı ülkesinde bırakır.

Devamını Oku

Feyenoord maçının Fenerbahçe’si, Benfica’yı eler abisi!

Feyenoord maçının Fenerbahçe’si, Benfica’yı eler abisi!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Fenerbahçe, Çarşamba (yarın) günü Şampiyonlar Ligi  play-off turu ilk maçında Portekiz’den Benfica ile evinde ilk ayak maçına çıkacak.

Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi hasreti 17’yıla yükseldi.

Play-off torunda elenirse Avrupa Ligi’ne katılacak.

Avrupa Ligi’ni başarı olarak kabul görülürse işte o zaman Fenerbahçe vizyonunun nerelere kadar düştüğüne şahit olacağız.

Neden bunu söylüyorum: Teknik direktör Jose Mourinho’nun sürekli verdiği subliminal mesajlardan.

Bizim Şampiyonlar Ligi kadromuz yok” derken olası başarasızlığın alt yapısını kendince taraflara pompa ediyor.

Ben değil, kadro!

Bu takım Avrupa Ligi, Konferans Ligi ve Süper Lig’deki dar bütçeli takımları yenmek için kurulmadı.

Şampiyonlar Ligi varsa ve Türkiye’den bir takım bile gidecekse o Fenerbahçe olmalı.

Fenerbahçe’nin ekonomisi, kadrosu Benfica’dan beri değil.

Bu sezon transfer edilen Jamaikalı  İngiliz pasaportlu Archie Brown, Kolombiyalı Jhon Duran ve Portekizli Nelson Semedo üst düzey futbolcular.

Eskisi, yenisi, yedek kulübesinden kimi satıyorum deseniz kulübün kapısında uzun kuyruklar oluşur.

Fenerbahçe’nin unu da, şekeri de, yağı da var.

Yani mazeret yok!

Gayrisini dahi Mourinho düşünsün.

***

Fenerbahçe’yi Feyenoord maçlarında enine boyuna izledim/irdeledim.

Tam bir takım hüviyetine bürünmüş ve her iki maçta da rakibinden her yönüyle çok üstündü.

Her şeyden önce Fenerbahçe, çoşkusuna kavuşmuş, taraftarda döndü ve çoşkunun diğer yarısı oldu.

Futbol aklı sahanın her yerini sarmış,

Dikine oynayan, çoşkulu, hücum pres yapan, rakibi çıkarmayan/boğan, hızlı ataklar geliştirebilen, kanı arabası ahesteliği geride bırakmış kombinasyonunu  tamamlamış bir Fenerbahçe’nin kadrosu her takımı yener ve kalifiye olur.

Altını çiziyorum Feyenoord maçlarının Fenerbahçe’si.

Tek eksik olarak söyleyebileceğim defanstaki hastalık ve Mourinho’nun çekebileceği el freni ihtimali.

Konsantrasyon deyin, kademe anlayışı deyin, alan savunması deyin, adam savunması deyin.

Adını ne koyarsak koyalım ortada barizce sırıtan bir sorun var.

Feyenoord maçının Fenerbahçe’sini bir kenara koyalım.

Birde Süper Lig’teki Göztepe maçı Fenerbahçe’sine bakalım.

Eski hastalığın devam ettiği Fenerbahçe…

Pas yapamayan, şut atamayan, pozisyona giremeyen, hatlar arası kopukluk yaşayan devrialem Fenerbahçe…

Hadi diyelim ki, futbolcuların aklı Benfica’daydı.

Peki Mourinho’nun?

İşte teknik adamlık tamda burada ortaya çıkıyor.

Feyenoord maçında skor 3-1 oluncada müzmin hastalık başladı.

Fenerbahçe, takım halinde oyundan düştü.

Mourinho’da kulübeden düşmüş olacak ki, dakikalar sonra farkına vardı.

Ezcümle, Türkiye’ye geldiği günden beri aklı gitmekte olan dahi Mourinho, işin vehametine varır ve gerekli tedbirleri alır, doğru kadroyu kurarsa inşallah Fenerbahçe, Şampiyonlar Lig’inde diyebiliriz.

Teknik direktörlerin takıma en önemli katkısı, hazır ve doğru kadroyu sahaya sürdükten sonra, oyunun gidişatına göre zamanında gerekli hamleleri yapmak.

Fenerbahçe, play-off turunda elenirse, hiç kimse tali yollara sapmasın.

Hatayı dahi hocada arasın.

Feyenoord maçlarının Fenerbahçe’si Benfica’yı eler Şampiyonlar Ligi’ne gider.

Yoksa Ali Koç’ta Jose Mourinho’da gider, kimsede tutamaz.

Benfica maçlarından iki türlü gidiş yönü var: Ya Şampiyonlar Lig ya da Arabistan Ligi.

Kararı Mourinho’nun kaprisi alacak.

Evet diyorsunuz ki, Benfica ile Feyenoord bir mi?

Fenerbahçe’nin kadro kalitelisi ikisinden de iyi.

Saygılarımla.

Devamını Oku

CHP’de first lady dönemi: Yaşasın Tam Bağımsız CHP

CHP’de first lady dönemi: Yaşasın Tam Bağımsız CHP
0

BEĞENDİM

ABONE OL

CHP Çankaya İlçe Başkanı Fahri Yıldırım’ın, Dilek İmamoğlu’nun talimatı ile görevden alındığı iddiası CHP’yi daha da karışık hale getirdi.

Konu şu; İBB yolsuzluk, rüşvet, irtikap, terör ve suç örgütü tutuklusu aynı zamanda CHP’nin korsan Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun Ankara’daki seçim ofisinin açılışına çok az katılım olur ve bu durum bayan İmamoğlu’nun sinirlerini bozar, gerer.

Bayan İmamoğlu, katılım azlığının hesabını CHP’li yetkilerden sorar.

Yetkililer, süklüm püklüm: En büyük ilçe Çankaya, oradan katılım az olduğu için fazla katılım olmadı” cevabını verirler.

(Yetkiliden kasıt CHP genel başkan yardımcıları ve genel başkan Özgür Özel’dir(!))

CHP Defakto Genel Başkan First Lady Dilek İmamoğlu, derhal talimat verir: Hemen Çankaya ilçe başkanı görevden alınsın.

Ve hiç beklemeden talimatın gereği yerine getirilir. İlçe Başkanı Fahri Yıldırım kapı önüne konulur.

Artık eski diyebiliriz. CHP Çankaya İlçe eski Başkanı Fahri Yıldırım, yıl sonuna doğru yapılması planan CHP kongresinde Ankara il başkan adayıdır.

Azledilen Çankaya İlçe Başkanı Fahri Yıldırım yaptığı açıklamada: “Biz 4-5 Kasım CHP büyük kurultayında Kılıçdaroğlu’nu destekledik.

Biz partiliyiz asla partimizi teretmeyeceğiz burası son kale biz de kalenin muhafız alayıyız.
Biz eğilmeyen bükülmeyen satın alınmayan bir ilçeyiz” 

Bu minvalden CHP’deki iç çekişmenin boyutu daha iyi analiz edilebilir.

CHP, Cumhuriyetin değil, parayı verenlerin partisi olduğu gerçeği artık ayan beyandır.

CHP tabanının İmamoğlu diyaleğinden sıdkı sıyrılmış durumda.

Parti politikalarının iç ve dış gelişmelerin (sorunların) adağında cereyan etmesini istiyor.

İBB – İmamoğlu operasyonuna karşı çıkanların oranı yüzde 60’lardan yüzde 50’nin altına inmiş durumda.

(Bilgi/belgeler ortaya döküldükçe oran daha da aşağılara inecek)

Kabul edelim ki, 100 yıllık CHP’nin ipleri İmamoğlu ailesinin eline geçmiştir.

CHP’de first lady dönemi başlamıştır.

Cumhuriyeti kuran parti esaret altındadır.

İşin başka tuhaf yönünde koca koca kökten CHP’liler defaktoyu kabullenmiş durumda.

CHP’de mevcut durum devam ettiği müddetçe İmamoğlu’nun radarına giren hilafındaki hiçbir ismin siyaset yapma durumu yoktur.

Korku dağları sarmış durumda.

Onun için koltuk kaygıları itiraza, seslerini yükseltmeye engeldir.

Fail, mefula galebe çalmıştır.

CHP için adalet, özgürlük istemek her CHP’linin hakkıdır.

Yaşasın Tam Bağımsız CHP!

Yer yüzünün fitnesi İngilizlerden, batıdan medet beklemeyen, talimat almayan tam bağımsız yerli, milli CHP’ye dünden çok bugün Türkiye’nin ihtiyaçı vardır.

Saygılarımla.

Devamını Oku